belki ilginizi çeker
  1. · bozkurt
  2. · türk destanları
  3. · ortaokulda filan metal dinlerdim
  4. · destan
  5. · beowulf
  6. · parthian taktik
  7. · dağhan
  8. · oğuz kağan
  9. · kurt
  10. · türk edebiyat tarihi
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · dünyanın en güçlü 500 müslümanı
  2. · disko kralı
  3. · ezel
  4. · ugg düşmanı ezik kızlar
  5. · tadı harika olan yiyecek kombinasyonları
  6. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  7. · her şey iyi giderken ayrılalım diyen sevgili
  8. · sağıyla solunu karıştırmak
  9. · plastik patlayıcı yapma yöntemleri

oğuz kağan destanı  

  1. türk destanları içinde herkesin okuması gereken ,bence en etkileyici ve masalsı anlatımı olan destandır.

    destan m.ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapan hun hükümdarı mete’nin hayatı üzerine kurulmuştur ve uygur harfleriyle yazıya geçirilmiştir.tabii daha sonra islamiyetin gelişiyle farsça da yazılmıştır.

    oğuz kağan destanının başlangıcı ay kağan’ın yüzü gök , ağzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir erkek evladı olmasıyla başlar. bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap istedi. kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.

    ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. vücudu baştan aşağı tüylüydü. at sürüleri güder ve avlanırdı. oğuz’un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. oğuz cesur bir adamdı.

    günlerden bir gün bu gergedanı avlamağa karar verdi. kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. daha sonra oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. gergedan geldi ve başı ile oğuz’un kalkanına vurdu. oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. kılıcı ile başını kesti. gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti.

    günlerden bir gün oğuz kağan tanrıya yalvarırken karanlık bastı. gökten bir gök ışık indi. güneşten ve aydan daha parlaktı. bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu. oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi.

    günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. çocuklara gün, ay ve yıldız isimlerini verdiler.

    oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. oğuz bu kıza aşık oldu ve onunla evlendi. günlerden gecelerden sonra oğuz’un bu kızdan da üç oğlu oldu. bu çocuklara gök, dağ ve deniz isimlerini koydular.

    oğuz kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler. toydan sonra beylere ve halka oğuz kağan şunları söyledi:

    ben sizlere kağan oldum
    alalım yay ile kalkan
    nişan olsun bize buyan
    bozkurt olsun bize uran
    av yerinde yürüsün kulan
    daha deniz, daha müren
    güneş bayrak gök kurıkan

    oğuz kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:” ben uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. sizden itaat dilerim. kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. kim baş eğmezse, gazaba gelirim. onu düşman bilirim. onunla savaşır ve yok ettiririm”.

    yine o zamanlarda sağ yanda bulunan altun kağan, oğuz kağan’a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. oğuz kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan urum kağan vardı. urum kağan oğuz kağanı dinlemezdi. oğuz kağan’ın isteklerini gene kabul etmedi. oğuz kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte urum kağana doğru yürüdü. kırk gün sonra buz dağın eteklerine geldi. çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. tan ağarınca oğuz kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi .o ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. kurt: ” ey oğuz, sen urum üzerine yürümek istiyorsun; ey oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.”dedi. bunun üzerine oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil müren denizi yakınındaki kara dağın eteğinde durdu.

    urum hanın ordusu ile oğuz kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. oğuz kağan savaşı kazandı, urum hanın hanlığını ve halkını aldı. oğuz kağan ve askerleri gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. oğuz kağan’ın beylerinden uluğ ordu bey itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. oğuz’un bu buluş hoşuna gittiği için bu uluğ ordu bey’e “kıpçak” adını verdi.

    gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. oğuz kağan’ın çok sevdiği alaca atı buz dağa kaçtı. oğuz kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri buz dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. oğuz kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. atını getiren bu beye: ” sen buradaki beylere baş ol. senin adın ebediyen karluk olsun.” dedi. bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. çürçet yurdu adı verilen bu yerde çürçetlerin kağanı ve halkı oğuz kağana boyun eğmeyince büyük savaş başladı. oğuz kağan, çürçet kağını yendi ve halkını kendisine bağladı.

    oğuz kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla hint, tangut, suriye, güneyde barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve ülkesine kattı. düşmanları üzüldü, dostları sevindi. pek çok ganimet ve atla birlikte evine döndü.

    oğuz hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir düşüme(vezir) vardı, adı uluğ-türk idi. bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir altın yay doğudan batıya doğru gidiyor. bunun üzerine oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. gün, ay, yıldız yolda bir altın-yay; gök, dağ, deniz de yolları üzerinde üç gümüş-ok bularak dönüp babalarına getirdiler. buna çok sevinen oğuz han, okların herbirini küçük oğullarının birisine verdi: “ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. sonra dönüp, altın-yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: bunlara, bozoklar dedi. sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir gümüş-tavuk koydurdu ve dibine bir karakoyun bağladı. oğullarından bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. ulu toy yaptılar. sonra oğuz han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve ruhunu teslim etti.
    (vjeshtitza, 30.11.2008 19:43)
  2. genel olarak oğuz kağanın doğduğu andan beri ortamcı olduğunu ve birbirinden güzel 6 tane karıyı pompaladığını anlatır. genç beyinlere multi pompanın faziletleri çocuk yaşlarda aşılanır ve ortamcı olmaya teşvik eder.
    (onurcam, 11.03.2009 01:27)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil