görseller
oğuz aral 
  
belki ilginizi çeker
  1. · gırgır
  2. · serdar turgut
  3. · oğuz aral ın ölümü
  4. · makineler beklemez
  5. · hasan kaçan
  6. · utanmaz adam
  7. · tarama
  8. · allah çocukları sarhoşları ve mizahçıları korur
  9. · beş parmaklı dev
  10. · gırgır cildi
gündem
  1. · dünyanın en güçlü 500 müslümanı
  2. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  3. · 24 kasım 2009 barcelona inter maçı
  4. · ugg düşmanı ezik kızlar
  5. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  6. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  7. · ugg
  8. · starbucks yüzü görmeden yaşayan insanlar
  9. · kadınları çekici kılan ayrıntılar

oğuz aral  

 sayfa  / 2
  1. türk mizahının gelişiminde çok büyük emekleri olmuş, şimdi hürriyet pazarda yazıları çıkan güzel insan. gırgır dergisinin kurucusudur.
    (peter pan, 16.04.2004 16:01)
  2. hayatını kaybetmiş karikatüristdir. allah rahmet eylesin.
    (creepingdeath, 26.07.2004 22:05)
  3. usta karikatürist sert mizacıyla tanınan iyi insan ama ne yazık ki değeri bir çok kişi gibi sonradan anlaşılacak olan karikatürist.
    (chladoceran, 26.07.2004 23:39)
  4. (bkz. huysuz ihtiyar)
    diğerleri gibi zamansız öldü. değeri geç anlaşılıp zerinden popülizm yapılacak değerli insan.
    (tenement funster, 27.07.2004 00:07)
  5. kesinlikle aranıcak olan insan. yeri doldurulamaz.
    (bewitchingwitch, 27.07.2004 13:26)
  6. vakitsiz ölen kardeşinin yanına yine vakitsiz giden karikatürist, gırgır'ın babası.
    (nienna, 27.07.2004 13:35)
  7. 1936, silivri'de doğmuş; 27 temmuz 2004'te bodrum'da vefat etmiş tarama ucu düşmanı. gereksiz tarama yapanlara işkence yapmasıyla, hiç bir çizimi beğenmemesi ile bilinir.
    nedense rahmetliyi hep rıza külegeç ile birlikte anıyorum. tipleri/bıyıkları mı benziyor nedir.
    (azureel, 12.02.2005 20:03)
  8. "tanrı çocukları, sarhoşları ve mizahçıları korur!" şeklinde bir de lafı var imiş rahmetlinin.
    (azureel, 29.08.2005 09:15)
  9. ilk karikatürümün yayınlanması için tam 5 hafta arka arkaya aynı karikatürümü tekrar tekrar çizmiştim, rahmetlinin klasik olmuş "gereksiz taramalardan kaçının" repliğini onlarca kez işitmiştim.
    sanırım perşembe günleriydi, büyük usta genç çizerlerin karikatürlerini değerlendirirdi. 15 metrekarelik odada yaklaşık 20 yada 30 kişi olurduk ve masasının etrafına öbek öbek toplanırdık. o ise dudağında sigarısı ile bıkmadan usanmadan konuşur, eleştirirdi.
    (art, 13.02.2007 14:09)
  10. ölmeden evvel onun yazısını okuyabilmek için bana her pazar mutlaka hürriyet gazetesi aldıran üstad.
    (mcan, 13.03.2007 18:02)
  11. geçenlerde bir dengesiz tarafından istanbul'daki heykeline zarar verildi usta çizerin, ama penguen dergisi tarafından heykel tekrar eski haline getirilmiştir.
    (devotee, 13.03.2007 18:39)
  12. (bkz: gırgır)
    (bkz: tekin aral)
    (bkz: ertuğrul akbay)
    (manha de carnival, 13.03.2007 18:52 ~ 09.05.2007 14:38)
  13. futbolcu ve antrenör ömer kaner 'in teyzesinin oğlu, gazeteci ve karikatürist tekin aral'ın abisi, bir zamanların twist kraliçesi güzin hn'ın da abisidir aynı zamanda.

    karikatürist ve mizahçıların babasıdır ve birçok sanatçıyı da yetiştirmiştir. huzur içinde yatsın.
    (age of aquarius, 07.07.2007 01:32)
  14. şu harikulade insandır: (bkz: http://img527.imageshack.us/...)

    yazan/çizen: suat gönülay, penguen 2004
    (three hours, 08.07.2007 22:01)
  15. penguen dergisi oguz aral adına bir heykel dikmiştir, bu heykelin kısa bir süre önce yanması ,leman dergisinde alaylı bir dille yer almıştır bunun üzerine üstad'ın sevgili oğlu seyit ali aral kapak olsun diye bir yazı yazarak lemanı kınamış ve bozmuştur .. işte o yazı (@1704362)
    (sayıklamalar, 16.07.2007 18:22 ~ 18:25)
  16. dönemin mizah anlayışını değiştirmiş , mizahın halkın arasına karışmasını sağlamış,usta karikatüristimizdir kendisi.şimdi sayesinde leman gibi bir bayrak dalgalanmaktadır(yetiştirdiği karikatüristlerce önce limon sonra leman kurulmuştur), her ne kadar zamanın gırgır'ının yerini tutamasa da...
    (indis saralonde, 07.06.2008 15:08)
  17. (sözlük bana nick bul lan allahsız, 06.08.2008 12:31)
  18. "avanak avni", "utanmaz adam" gibi belleklerimizde yer etmiş karakterlerin yaratıcısı; "gırgır" gibi 500 000 satış rakamına ulaşmış bir mizah dergisinin kurucusu, büyük mizahçı oğuz aral... tiyatro adamı, pantomim sanatçısı ve öğretmeni... bağlama ustası, yazar, senarist, grafiker, çizgi film yaratıcısı, ticaret dehası... seramik ve ebru ustası, ressam, aşçı... darbe günlerinin direnişçi aydını, avrupa'yı anadolu mizahıyla tanıştıran harbi adam oğuz aral...

    oğuz aral'ın hayat hikayesini anlatan bir kitap çıktı, oğuz aral bildiğiniz gibi efsane gırgır ile özdeşleşmiş büyük bir mizah yazarı-çizeri...
    kitapta sezen aksu'yla ilgili anılar da var, "oğuz sezen'i çok severdi, kimsenin evine gitmezdi ama, aniden telefon açar sezen'e giderdi. içkiyi de sevmezdi ama, sezen'in evine gidip de içmemek mümkün mü? boğaza karşı... oğuz içerdi içerdi bir şey olmazdı, ama sezen üç gün yataklara düşerdi, kendi deyimiyle kara delik gibi olurdu."
    sezen, oğuz aral hakkında şöyle diyor, "her s.çtığımda beni toparlayan ağabeyim o."
    sezen, izmir'den kalkıp istanbul'a geldiğinde oğuz aral'la buluşuyor, oğuz aral da diyor ki, "hayranlık gelip geçici, ününü kaybedersin yapmacık olursan. kendini kaptırma."
    sezen de buna karşılık yıllar sonra şöyle diyor: "şöhretin ne olduğu bilgisi bana erken yaşlarımda verildi."
    oğuz aral bir gün sezen'i yanına çağırıyor, "sen mizah yazacaksın" diyor ve laklak yazıları bu şekilde doğuyor, sezen üç yıl aralıksız yazıyor, oğuz aral'ın söylediğine göre, "turne ve konserler sebebiyle üç ya da dört yazıyı gani müjde yazdı, ama gerisi sezen'indi, dedim ki sen beni bile güldürüyorsun, acayip komik bir kadınsın, yazmalısın."
    yine bir gün avni çizgi film oluyor. (avni, oğuz aral'ın efsanevi karakteri.) her şey yapılıyor, oğuz aral yine sezen'i çağırıyor, diyor ki, "avni'yi çizgi film yaptık." sezen çok seviniyor, oğuz aral ekliyor, "bunu sen seslendireceksin." sezen şaşırıyor, "ama olur mu, o erkek hem, ben nasıl yaparım?" oğuz aral diretiyor, "hayır, sen seslendireceksin, itiraz istemiyorum." sezen mecbur kabul ediyor, giriyor çizgi filmi seslendirmeye, konu şu, avni pisuvarda işerken yandaki çocuğa bakıyor ve ağlıyor vuaaaa diye, sezen bunu çok güzel yapıyor. oğuz aral'ı kaybettiğimizde sezen diyor ki, "böyle anı olacağını hiç tahmin etmiyordum."


    "oğuz aral her şeyi yapardı. hatta her şeyi güzel yapan adamdı."
    müjdat gezen

    "insan sarrafıydı. sizinle yarım saat konuşsa kaderinizi okuyabilir, hatta değiştirebilirdi. hiç bilmediğiniz, gizli kalmış yanlarınızı karikatür denilen araçla nasıl ortaya çıkrarabileceğinizi şıp diye gösterirdi."
    metin üstündağ
    (sezenehir, 10.08.2008 02:44)
  19. 2004 yılında kaybettiğimiz, rahatsızlığı sırasında basının, iki sütun ve küçük puntolarla söz ettiği büyük adam. yazık!
    (nasıl yazmışım ama süper di mi, 10.08.2008 02:51 ~ 03:20)
  20. kendisini görme ya da tanıma fırsatım olmadı. ama gırgır ile başardığı işlere bakınca kendisine hayran kalmadan edemiyorum. düşünün ki yıllarca siyasi sebeplerle çalkalanmış, dünya kültürüne doğru dürüst ne bir bilim adamı, ne de bir sanatçı katabilmiş bir halka öyle bir meslek ve zevk edindirdi ki, hâlâ dünyanın gıpta edeceği derecede karikatür ve mizah meraklısıyız. son yüz yılda sahiplendiğimiz dışardan ithal olmayan tek kültür öğemiz bu belki de: türk karikatürcülüğü. ona ve arkadaşlarına böyle bir hazineyi yaratıp kucağımıza bıraktıkları için teşekkürü borç bilirim.
    (ali kamber, 23.10.2008 15:55 ~ 21:17)
  21. dünyaca ünlü fransız pandomim sanatçısı marcel marceau'nun öğrencisi olmuştur vakti zamanında.pandomim sanatının incelikleri marcel marceau babamızdan,oğuz aral babamıza,ordanda birçok gence geçmiş ve böyle devam etmiştir.
    (dünyanın en iyi yazarı, 03.01.2009 17:40)
  22. arkadaşları tarafından kitabı yapılmış gırgırın babası. zamanında dünyanın en çok satan 3. mizah dergisi haline getirmiş insan, haftada 500.000 okuyucu ile buluşarak, 80 askeri darbesinde yapılamayan muhalefet görevini üstlenmiş gırgır ülkenin muhalefette en gür sesi olmuştur. gırgırda yetişdirdiği çoçukları (erdil yaşaroğlu-bahadır batuer- selçuk erdem) ayrılarak pengueni kurmuştur. ölümünden sonra penguen dergisince yapılan heykeli bir kez yakılmış bir kez de yıkılmıştır. heykelden geriye kalan tarama uçu tutan 5 parmaklı eli penguen dergisinde durmaktadır.
    (pembe bir mısradır aşk, 25.01.2009 06:54)
  23. türkiye'de karikatürü elit tabakadan alıp halka vermiştir. türk karikatürü o'ndan önce , yıllarca yazıp çizmiş ve sonunda kendi devirlerini tekrarlamaktan öteye gidemeyen kıdemli yaşlı karikatüristlerin elindeyken ovuz abi'nin sayesinde güncel dertleri güncel üsluplarla anlatabilen canlı, dinamik bir nesille tanışmıştır. sayıları gerçekten de çok fazla olan gençlere yeni bir uğraşı sunmuştur, onları kaybolmaktan kurtarmıştır. başlattığı genç kuşak geleneği bugün hala sürmektedir.
    (kutadgu, 11.02.2009 22:57)
  24. internette öylesine dolaşırken bir yazını buldm.

    ben neredeyim ve niçin buradayım?




    tramvay bir türlü gelmek bilmiyordu. okula iyice gecikmiştim. ingilizceci füruzan hanım, prezınt pörfect ve past tens'ten yazılı yapacaktı. biraz daha gecikirsem üjbej hakkı bey beni okula sokmazdı. bu tramvaylar da ne cehenneme gitmişti?.. paraya kıyıp otobüse mi binseydim acaba? tramvay, öğrenciye birinci mevki 5 kuruş, ikinci 3 kuruştu. ama otobüste paso geçmiyordu. adamdan tam 25 kuruş alıyorlardı. füruzan hanım, çok güzel bir kadındı ve beni çok severdi. otobüse bindim şoför,


    ‘‘biletin nerede?’’


    dedi. ben de ona,


    ‘‘did ay go, did yu go, did hi, şi, it go.’’


    dedim.


    önde oturan biri,


    ‘‘bırak geçsin, baksana bu herif turist. bu mübarek ramazan gününde türk'ün konukseverliğini gösterelim şu gâvura.’’


    ‘‘ama bu inekler, apo'yu koruyup bize vermiyorlar!..’’


    ‘‘hakan, yuventüs'e gidip çok gol atsaydı belki razı gelip verirlerdi.’’


    ben de,


    ‘‘ay hev gon, yu hev gon, hi, şi, it hev gon.’’


    diye söze karıştım. şoför;


    ‘‘geç bakalım mister, bu da bizden olsun.’’


    dedi.


    bir delikanlı da,


    ‘‘buyur otur beybaba.’’


    diyerek yer verdi.


    ‘‘vi vent, yu vent, dey vent.’’


    *


    okula giden sokağın başındaki yıldız sineması yok olmuştu. sinema olmayınca film afişleri ve fotoğrafları da yok olmuştu. bu nedenle ben de steyvırt grencır'ın mel ferer'le kılıç oynadığı resimlere bakamamıştım. belki de hepsi kaçmışlardı. bugün, beyoğlu erkek lisesi'nin kapısı da enden ve boydan epeyce küçülmüştü. allah'tan kapıcı yerinde yoktu. ikinci kattaki 2-c sınıfına girip oturdum ama hocanın biri yanlışlıkla bizim sınıfa girmişti. şimdi, füruzan hanım'ın ders saatiydi. oysa, bu öğretmen tahtaya tales teoremini çizmiş, açıları anlatıyordu. üstelik, biraz da salakçaydı anlaşılan. benim ne istediğimi sordu. ne isteyebilirdim ki?.. ingilizce yazılısına geldiğimi söyledim. sınıftaki arkadaşlar da çok güldüler. ben, hiç gülmediğim halde hoca hademeyi çağırıp sadece beni sınıftan attırdı. ben de onları müdür çolak şerif beye gidip şikâyet ettim. çolak şerif beyin kısa olan kolu uzamıştı ve artık çolak değildi. saçları da çıkmıştı. ama eskisi gibi yine iyi bir adamdı. kendisi bu okula gelmeden çok uzun yıllar önce füruzan hanım ve çolak şerif beyin vefat ettiklerini söyleyip beni okulun kapısına kadar geçirdi. ben de ona,


    ‘‘tenk yu şerif bey, hev ay gon, hev yu gon?’’


    dedim.


    *


    evden aceleyle çıktığım için kahvaltı edememiştim. her zaman gittiğimiz cadde üstündeki muhallebiciye girip bir tavuklu çorba istedim. bana çorba bulunmadığını, sadece elbise ve kazak sattıklarını söylediler. hatta, keşkül bile yokmuş. ben de onlara,


    ‘‘madem çorba ve keşkül satmayacaktınız ne halt etmeye muhallebici dükkânı açtınız’’ diye söylendim.


    *


    galatasaray'da muazzez'e rastladım. yoksa adı mualla mıydı? hay allah, isimleri hep unuturum. ama mavi gözlerini hiç unutmamıştım.


    ‘‘muazzez, senin adın neydi?’’


    ‘‘adımı niye sordunuz?’’


    ‘‘yoksa beni tanımadın mı mualla?’’


    ‘‘tanıyamadım.’’


    ‘‘sana teessüf ederim. geçen yılı hatırlasana... hani karadeniz'den boğaz'a buzlar inmişti. bir gece alptekin pastanesine gitmiştik de, sonra salacak bahçesinde akasyaların altında beni uzun uzun öpmüştün.’’


    ‘‘yani, sabah sabah iş tutmak mı istiyorsun? amma da hızlıymışsın beybaba!.. zaten, piyasada sizin gibi eski toprak zampara artık kalmadı. yalnız elini çabuk tutacaksın. iki saat sonra birine sözüm var. otel, 10 milyon lira, 40 milyon da ben alırım.’’


    ‘‘otele niye gidiyoruz?’’


    ‘‘ne yani, sokakta mı yapacaktık? sen sabah sabah benimle kafa mı buluyorsun?’’


    ‘‘neyi yapacaktık?’’


    mükerrem birden çok kızdı.


    ‘‘hastir moruk!..’’


    deyip yürüdü gitti. niye kızdığını bir türlü anlayamadım. yoksa, adı muzaffer miydi?..


    *


    kulübenin önünde asılı gazetelere bakarken birden kafam aydınlandı. sabahtan beri beynimdeki gri sisin içinde ne olduğunu anımsamaya çabalıyordum. ben bir şey yapacaktım ama ne yapacaktım? asılı olan hürriyet gazetesini görünce ne yapacağımı hatırlamıştım. ben, ingilizce sınavı için okula değil, karikatür çizmek için gazeteye gidecektim. madem gazeteye gidecektim, beyoğlu'nda ne arıyordum anlayamadım. hemen park yerine koşup arabama atladım. hayır, atlayamadım. çünkü, arabamın şoför koltuğunda bir herif vardı. kontağı çevirip motoru çalıştırıyordu. yani, herif güpegündüz arabamı çalmaya çalışıyordu. kapıyı açıp koluna yapıştım.


    ‘‘çık lan arabamdan hırsız herif!..’’


    ‘‘manyak mısın be, bırak kolumu!..’’


    ‘‘yetişin arabamı çalıyorlar!..’’


    ‘‘ciyaklama moruk, şimdi bir çarpacağım elimde kalacaksın. sonra da al başına belayı!.. bu araba nereden senin oluyormuş?’’


    ‘‘ben 5 yıllık honda'mı tanımaz mıyım be!..’’


    ‘‘bir kere bunun markası honda değil ford... üstelik 5 yıllık değil, bu yılın modeli.’’


    ‘‘peki, bu benim arabam değilse benimki nerede?’’


    ‘‘fesüphanallah!.. ben ne bileyim, bıraktığın yeri hatırlamıyor musun?’’


    ‘‘tabii hatırlıyorum. mecidiyeköy'deki parka bıraktımdı.’’


    ‘‘mecidiyeköy'deki arabanı beyoğlu'nda mı arıyorsun? eh, yaşındır.’’


    ‘‘ne yani, şimdi sen bana bunak mı diyorsun?’’


    ‘‘yok canım bunu da nereden çıkardın? ben öyle bir laf etmedim.’’


    ‘‘etseydin senin için kötü olurdu. çünkü ben, yıllarca şey yaptımdı. neydi onun adı yahu?’’


    ‘‘neyin adı?’’


    ‘‘hani iki adam ellerine eldivenler giyip birbirlerine yumruk atıyorlar.’’


    ‘‘boks.’’


    ‘‘hah, ben yıllarca boks yaptım. benimle ona göre konuş!..’’


    ‘‘bak, şurada honda marka bir araba var, senin olabilir.’’


    ‘‘sen kime yutturuyorsun? benim arabam metalik... bunun rengi mavi.’’


    ‘‘belki de boyatmışsındır da hatırlamıyorsundur.’’


    ben arabamı boyatıp boyatmadığımı düşünürken herif gazlayıp gitti.


    *


    asıl çıngar gazeteye gelince çıktı. odamı yok etmişlerdi. araya araya başım döndü bulamadım. yazı işleri müdürü fikret ercan'ı aradım, onu da bulamadım. tufan, nurcan, aydın, erol türegün de ortada yoktu. yani, hiçbir yazı işleri müdürü işinin başında değildi. bir gazete işte böyle batar!.. ben de ağzıma ne geldiyse bir avaza bağırıp çağırdım. sonra, beyaz saçlı bir adam beni kolumdan tutup odasına götürdü.


    ‘‘sen eskiden de böyle patırtı çıkarırdın. hiç değişmemişsin oğuz'cuğum.’’


    dedi.


    hakkı devrim'i bir anda sesinden tanıdım.


    ‘‘seni gördüğüme ne sevindim bilemezsin hakkı'cığım.’’


    ‘‘ben de öyle... bir fırsat çıksa da görüşsek diyordum hep!..’’


    ‘‘benim odamda ne işin var?’’


    ‘‘burası senin değil benim odam.’’


    ‘‘senin olamaz. çünkü sen hürriyet'te çalışmıyorsun.’’


    ‘‘evet çalışmıyorum.’’


    ‘‘öyleyse, çalışmadığın bir gazetede nasıl odan olabilirmiş?’’


    ‘‘zaten burası hürriyet gazetesi değil ki!..’’


    ‘‘ya neresi?’’


    ‘‘milliyet gazetesi.’’


    ‘‘hoppala!.. yani ben hürriyet diye milliyet'e mi geldim?’’


    ‘‘öyle görünüyor. ama üzülme, ben ne haltlar karıştırıyorum bilemezsin. ikide bir sekreterime, 'bana safa kılıçlıoğlu beyi bağlayıver kızım' diyorum.’’


    ‘‘eee, ne var bunda?’’


    ‘‘ne varı var mı? safa bey öleli en az 15 yıl oldu.’’


    ‘‘neee, safa bey öldü mü?’’


    ‘‘cenazesinde seninle beraberdik ya.’’


    hakkı devrim'le dostluğumuz 40 yıl önceye uzanırdı. abdi ipekçi'yle beraber babıali'nin cin gibi harika çocuklarıydılar. gencecik yaşta gazete yayın yönetmenlikleri yapmışlardı. aynı gazetelerde çalışmıştık. zor ama güzel günlerdi. hey gidi heyyy!.. eskilerden konuşup hasret giderdikten sonra kalktım.


    ‘‘ben artık gidip de karikatürümü çizeyim. daha gazetelere bakamadım. haberlerden neler var?’’


    ‘‘hep bildiğin gibi oğuz'cuğum... yine ismet paşa'yla menderes kapıştılar. ismet paşa, dün meclis'te menderes'e, 'suçluların telaşı içindesiniz!.. sizi ben bile kurtaramam!..' diye bağırmış.’’


    hakkı'nın yüzüne anlayış ve merhametle baktım. menderes'in idam edildiğini, inönü'nün vefat ettiğini, yerlerine deniz baykal ve turgut özal'ın geçtiklerini tabi söylemedim. hakkı devrim, benden biraz büyüktü. acaba, hakkı'nın yaşına gelince ben de böyle mi olacaktım? (iyi ama, çiller'le ecevit kimlerin yerine geçmişti? o sırada cumhurbaşkanı yine demirel miydi?)


    *


    akşam üstü eve döndüm. kapıyı tanımadığım güzel bir kız açtı. ben de işi bunaklığa vurup kıza sarıldım ve,


    ‘‘merhaba nahide'ciğim!..’’


    diye şapır şupur bir güzel öptüm. kız, kolumdan tutup beni başka bir eve götürdü. başka evin kapısını eşim tolga açtı. yanımdaki genç kız,


    ‘‘yine bizim eve geldi tolga teyze, ben de yine size getirdim.’’


    dedi.


    tolga, kıza teşekkür ederken, ben de paspasın üzerine yayılmış uyuyan portakal'ın kuyruğuna keyifle bastım.


    *


    okura not:


    bu yazı, 3-5 yıl sonra yazılması gereken bir yazıydı. ama ben, hazır aklımın önemli bir kısmı başındayken ve elim ayağım tutarken şimdiden yazayım dedim.


    ikinci not:


    hakkı devrim'e de orasının milliyet değil yeni sabah gazetesi olduğunu ve odamı boşaltması gerektiğini benim yüzüm tutmadığı için artık birisi söylemeli!.. did yu andırstend?

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    hergün usta yetişmiyor.
    (yuksekten korkan pilot, 08.07.2009 08:06 ~ 08:07)
  25. türk mizahının peygamberidir. biyografisini okumaktayım şu sıralar, bitsin, sindireyim, güzelinden bir giri döşeyeceğim buraya.
    (raspberryswirl, 09.08.2009 20:32)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil