|
|
- sürgünü ve sınırların kısıtladığı yaşamları anlatan bir film daha, bu defaki bir tarkovsky filmi. bin yediyüzlerde italya'da sürgünde yaşamış olan olan bir rus şairinin izini süren başka bir rus şairin (gortchakov filmdeki adı) yer yer maneviyat ve çokça da yalnızlık ve moskova'ya özlem duyduğu yaşantısını anlatır, bunu yaparken de karşılaştığı bir "deli" (tabi sıradan insanların taktığı lakaplara inanmamak gerekir pek) ile -domenico- olan ilişkisini izleriz. "sınır nedir?" sorusunu kafaya takanlardan birisi de hiç şüphesiz tarkovsky'dir (diğeri için; angelopoulos) ve yapay sınırların getirdiği ayrılıklardan (kendisi de ülke dışında yaşamak zorunda kaldığı için) sözeder gortchakov karakteri aracılığıyla.
film iyidir, hoştur lakin özellikle ilk birbuçuk saatlik kısımda diyalogların yerini alan eşşiz fotografik görüntüler (ne de olsa tonino guerra gibi bir ustanın parmağı vardır) nedeniyle uykuya dalmamak için ayrı bir çaba gerekir. fakat tarkovsky yine yapacağını yapar ve sinema tarihine kazınmış olan piazza del campidoglio meydanındaki sahnede deli diye addedilen domenico'nun vaazına ve ardından kendini yakmasına sahne olur izleyenler, bir türlü çalamayan 9. senfoni eşliğinde.
"içimde hangi atam konuşuyor?
hem aklımda hem de bedenimde aynı anda ayrılamam. bu yüzden tek kişi olamıyorum. kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum. fazla büyük usta kalmadı. zamanımızın gerçek kötülüğü budur.kalbin yolları gölegelerle kaplanmış.yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz. okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının ,uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltıları girmeli. her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız. birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı. yapmamamızın bir önemi yok!
o isteği beslemeliyiz ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz, sınırsız bir çarşaf gibi.dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz. sözüm ona sağlıklıları sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız. siz sağlıklı olanlar! sağlığınız ne anlama gelir? insanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız çukura bakıyor. özgürlük faydasızdır;eğer gözlerimizin içine bakmaya yemeye, içmeye ve bizimle yatmayacesaretiniz yoksa! dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler sözüm ona sağlıklı olanlardır. insanoğlu dinle! senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler. kemikler ve küller!
işte yeni anlaşmam: geceleri güneşli olmalı ve ağustos'ta karlı. büyük şeyler sona erer küçükşeyler baki kalır. toplum böylesine parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli. sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz, yanlış tarafa döndüğün noktaya. hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz suları kirletmeden.
deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünyadır burası! şimdi müzik" (nietzsche'nin özgür tinli insanı anlattığı eşsiz satırları çağrıştırmıştı bana)
- 1983 yapımı andrei tarkovsky başyapıtı. tek kelime ile şahane bir film. ilk kez istanbul film festivali bunyesinde izlemiştim bu filmi. o yıllara kadar aşırı doz holywood yüklenen bu bünyenin filmi sindirmesi uzun sürdü netekim. ama efendim o ne güzel kamera açılarıdır. o ne güzel kurgu, ne güzel bir doğadır. her hangi bir saniyeyi durdur masaüstüne arkaplan yap. o derece leziz görüntüler. özellikle filmin sonundaki havuz sahnesi yaklaşık 12 dakika sürmekte. o sahne bence sinema tarihini en özgün sahnelerinden birisidir.
film bir arayışı anlatır. gortchakov 1700 lerde yaşayan bir rus bestecinin izini sürmektedir. ama asıl aradığı şey işe inancıdır. bunu hem filmin başındaki klise sahnesi hem de sonundaki havuz sahnesinde görebiliriz. tarkovsky'nin ülkesi dışında çektiği ilk film olma özelliğine sahip olan nostalghia, yönetmenine cannes'da en iyi yönetmen, ekümenik jüri ödülü ve fipresci ödülünü getirdi.
kesinlikle izlenmeli 9/10
http://www.imdb.com/...
- bu filmin ismini "nostalji" diye çeviren ve o noktadan filmi okumaya çalışan entel sinema yazarlarını tarkovski yaşasa herhalde tepelerdi.
tarkovski'nin derdi başka. üstten bakmıyor, anlayamazsınız diyor. ona göre nostalghia ruslara özgü olan ve slav hüznünü doğuştan içinde taşımayanların asla anlayamayacakları bir duygudur.
yahya kemal'in dediği gibi "duydumsa da zevk almadım islav kederinden"
|