uzay teknolojisiyle üretilmiş mucizevi telefon. çok gelişmiş bir teknikle üretilen feneri sayesinde (evet tek kusuru fenerli olması) tahmin edilebilenin çok üstünde bir verim yakalamıştır. normal şartlarda el feneri gereksiz bir alet olduğu için pek tahayül edemezsiniz ne işe yarayacağını. ama hayatınızı nasıl etkilediğini gördükten sonra bulunacağınız çıkarımlardan, el fenerini yanınızda sürekli taşımadığınız için pek kullanamadığınızı anlarsınız.
unutulmaması gereken bir diğer özelliği de bataryasıdır. uzun süre dayanmasının yanısıra elinde 6600 gibi bir telefonla "abi şarjım bitti bataryası olan var mı" diye soran bir insanı, elinizdeki onun için küçük ama sizin için büyük olan telefonu sökmeye başlamanızla önce şok eder, sonra dalga geçmesine mütakip göt edersiniz.
kötü özelliği ise şeytani güçlere sahip olmasıdır. önceleri hafiften ara sıra elinizde çevirmeye kalkarsınız. daha sonra her oturduğunuzda çevirir bulursunuz kendinizi. daha da sonra artık durup dururken cebinizden çıkarıp çevirmeye, hatta kısa süreli kaybetmelerde çılgına dönmeye başlarsınız. bu safhaya geldikten sonra telefonu elinizden geldiğince az şarja koyarsınız zira o durumda çevirmek pek mümkün değildir.
telefon iyiden iyiye sizi ele geçirmeye başlar. telefon görüşmeleri sırasında elinizde olmasına rağmen kaybolmuşcasına arayıp, "bi dakka" diye telefonu indirdiğinizde elinizde olduğunu görerek ümitsizliğe düşersiniz. artık telefon konuşması yapmak sizi rahatsız etmeye başlar. telefonları açmayıp "uyuyodum" , "sessize almışım duymadım" gibi bahaneler üretmeye başlarsınız. bir de bakarsınız ki arkadaşınız kalmamıştır. yalnızca siz ve 1100...
evde oturup saatlerce sadece telefonu çevirirsiniz. yemek yemekten, tuvalete gitmekten de rahatsız durumdasınızdır...
bir gün telefondan kurtulmaya karar verip, bir köprüden denize atarsınız. eve geldiğinizde ise dehşet verici bir manzara çıkar karşınıza. o da ne! masanın üstünde sizi bekleyen bir 1100 vardır.
haftalar önce sizi terkeden kız arkadaşınızı arayıp yardım isterisiniz, ama kız arkadaşınız arabasına atlayıp size gelecekken yolda şarampole yuvarlanarak ölür.
olayın vehametini kavrayıp evden kaçmak istersiniz. kapıya geldiğinizde kapı dışardan kilitlenir. anahtarı çıkarmak için elinizi cebinize atarsınız. tabiki telefon çıkar cepten ve aniden çalmaya başlar. arayan "aşkım" olarak görünmektedir ama böyle birini kaydetmemişsinizdir. korkuyla açarsınız. bir ses "meraba hayatım" der. "sen kimsin" diye sorduğunuzda "en çok vakit ayırdığın kişi" cevabıyla şok olursunuz. kelimenin tam anlamıyla telefonla konuşuyorsunuzdur. önce alttan almak istersiniz. ona ayrı dünyaların insanı olduğunuzu anlatmaya çalışırsınız ama akıl almaz ısrarcılığı sizi çileden çıkarır. bağrışmya, kavga etmeye başlarsınız. son olarak "seni sevmiyorum" diye haykırırsınız ve o anda kulağınızdan süzlen kanla artık hikayenin sonuna gelirsiniz.
özetle telefonunuzla ilgili giri girerken arkada
requiem for a dream çalmaya başlar ve kendinizden geçersiniz, kontrolünüzü kaybedip yazmaya başlarsınız.