coen biraderlerin son filmleri. uzun süren sessizliklerini bu filmle bir çığlığa dönüştüreceklerini tahmin ediyorum. özellikle çkemiş oldukları hayal kırıklığı yaratan filmlerden sonra ilaç gibi film olacak diyorum. başrollerde tommy lee jones var.
imdb'de reytingi kaçmış, listeye kaçıncı sıradan girmiş bilmem ama coen biraderlerin son filmi denilince koşa koşa gidip izledim filmi. gene leziz iş çıkarmışlar, ufak ayrıntılarla belki hayatın içinde sürekli görebileceğimiz bir olayı yansıtmışlar.
son zamanlarda tommy lee jones'u batı amerikada şerif kılığına sokup film çekmelerine kıl olmuştum ama bu filmde o göz altı torbacıklarını, yılların yorgunluğu görünce kızamadım. aksine hala adamdan mib performansı beklediğim için kendime kızdım.
sonunda izleyip dumura uğradığım muhtemelen son 6-7 aydır izlediğim en iyi film. javier bardem ' in performansıyla beni benden aldığı, alıştığımız amerikan filmi sonlarını yerle bir eden, içerisinde muhteşem diyaolgların var olduğu bir sanat eseri. süper bir film olmuştan başka bir yorum getirmeye gerek kalmıyor. hayatımda gördüğüm en iyi kötü adam performansından ziyade tommy lee jones' da şerif rolünde gayet iyi gitmiştir.
coen biraderlerin son filmi.
böyle hafiften fargoyu hatırlatan başka bir amerikan çöl filmi ve bir de çöl denilen bu dümdüz uçsuz bucaksız arazide nasıl kurallar olabilir ki dedirten sessiz sakin ilerleyen bir film.
filmde dikkat edilmesi gereken iki isim var birincisi kötü adam (ismi az da olsa spoiler). kötü adam gerçekten iyi çizilmiş. ileri derecede psikopat, ürkütücü, profesyonel ve her daim kazanabilen bir adam (hayır bu bir spoiler değildi). sinema tarihinin en soğuk kanlı katili bile denebilir (jasonlar mike myerslar dahil buna).
ikinci isimse josh brolin 2007 senesi kesinlikle onun senesi oldu bence. grindhouse, american gangster ve no country for old men. bu senenin en efsane üç filminde de yüzü gözüken hepsinde de muhteşem iş çıkartan türk olsa bakanlıktan torpili var diye buradan çamur atabileceğim bir abimiz kendisi.
bir de sanatına hürmeten tommy lee jonestan da bahsetmek lazım. "sağolsun çocuklar film yapmış abi gel sen de gözük dediler ben de kıramadım kerataları" diye bir açıklama da yapmıştır kendisi (yersen). afişte bile isminin yeralamayacağı kadar küçük bir rolle ufak çapta efsane olup çıkmıştır bu filmde.
filmlerin çoğu karakterlerden tek tük repliklerden bir de final sahnesinden ibaretmiş gibi duruyor ama no country for old men baştan sona tam bir film.
lan bu coenler artık bu işin harbiden ustası olmuş dediğim, gerçekten müthiş film. iyi ki bir çok film festivali ve ödül dağıtımında olan kimseler de benle aynı fikirde de film ordan burdan ödül alıp duruyo. bu benim fikrim tabi ama; zaten hiç gerek olmadığı ve filmin gerilimine daha bir katkı sağlaması ile beraber adamlar filmlerinin konusuna, yönetimlerine, görüntülerine o kadar güvenmişler ki müzik kullanma gereği bile duymamışlar(arada psikopat herif göründüğünde ortaya çıkan ama azıcık duyulan huuuuu diye bi şey var ama). en azından bu film için iyi de etmişler.
coen gardaşların aştığı coştuğu film. annem hep derdi zaten kardeşiyle sırt sırta verenin sırtı yere gelmez diye... bu seneki oscar ödüllerinde de en büyük favorim.
ne diyebilirim ki, coen biraderler geri dönmüş, mükemmel bi film, ki bence yaptıkları en iyi 2-3 işten biri olmuş bu, belki de çok acele karar veriyorumdur, bilmiyorum. javier bardem'de acayip oynamış, anton chigurh karakteri sinema tarihinin gördüğü en deli heriflerinden biri olabilir. sözün özü, izleyiniz, izletiniz efendim bu sinema klasiğini.
tek üzüldüğüm nokta, keşke film biraz daha erken vizyona girseydi de sinemalarda izleyebilseydim ilk olarak. 7 mart bayaa geç bi tarih. yine de gidicem tabii ama bu kadar geç sinemalarımıza gelmesinin mantıklı bi sebebini göremiyorum.
izledikten bir kaç saat sonra filmle ilgili herhangi bir detayı düşünmek istediğinizde aklınıza ilk javier bardem 'in silueti veya o garip yüz ifadesi geliyor.
coenlerin neyi denemek istedikleri, o görüntülerin ve diyalogların altındaki sırların ne olduğunu bilemem. babayiğit bir sinema analisti lazım.
kendime göre nice sonuçlar, anlamlar inşa ederim senaryo ile ilgili olarak ama ikna edici olur muyum bilemiyorum. herkesin kendince fikri var. kimsenin es geçemeyeceği ve filme "olmamış.pek fena" deme cüretini gösterenlerin de cehaletini gözler önüne seren tek bir koca gerçek var: coen kardeşlerin bir filmin nasıl çekildiğini göstermeleri.
bir korku veya gerilim filmi olmamasına rağmen gerilim nasıl yaratılır, bunu gördüm öncelikle. karakter nasıl işlenir, beklenti/merak nasıl oluşturulur hepsini anladık. detaylara nasıl odaklanılır, nerede detay verilir veya verilmez vs.
ortalama bir seyircinin , ortalama bir seyirciye hitap ediyormuş gibi görünen bir filmle beklentileri ne şekilde boşa çıkarılır onu da anladık.evet.yıllar geçecek ve ben hala millete bu filmi anlatıyor olacağım. sessiz film yarışmalarında da anısını yâd etmek için bunu muhakkak soracağım. ömrüm vefa etsin bi yeter ki.
spoiler tommy lee jones ve javier bardem'in yüzleşecekleri sahneyi beklemek... akıbet? (tam da bu işte)
spoiler
'yaşlıların yurdu yok' ya da ülkemizde çevrildiği şekliyle ihtiyarlara yer yok şeklinde türkçeye çevrilmiş film ilk bakışta anlaşılmıyor ama filmin üç noktalı sonuna ulaşıldığı zaman ismini hakettiğini düşünüyorsunuz bir çırpıda.
hikayemiz uçsuz bucaksız ve sergio leone westernlerinin geçtiği benzer bir kasabada geçiyor her ne kadar toplu bir halde görmesekte tahta evleri coenlerin gösterdiği manzaralar sayesinde algımız bir ölçüde kabul ediyor.teksas eyaletinin meksika ile olan sınır kısmında yapılan uyuşturucu-para-silah trafiğinde bilinmeyen bir şekilde yapılan alışveriş sonucu iki tarafın adamları öldürülür ve bundan sonraki her sahnede aynı alanda bu ölümlere ya birileri eklenir ya da ölüm ihtimali kat be kat daha da artar ve kamera ne zaman bu alana kayacak olsa ister istemez gerilim dolu dakikalar yaşanıyor ki coenler bunu müzik kullanmadan etkili bir şekilde yansıtmayı başarmışlar. bu ölüler arenasın etrafında dolaşan kahramanlarımızdan biri, iki milyon dolarlık bir çanta bulur ve hikayemiz burdan sonra başlar.ardından yaşanan cinayetler ve paranın peşinde olan insanlar ile bunların peşlerinde olan yaşlı kanun adamları* bir sürek avınıda beraberinde getirir.ne var ki bakıldığı zaman kanun adamlarımız biz olayı nerdeyse çözmüşken onlar 3-5 adım geriden takip ettiklerini anlıyoruz. misal anti kahraman duruşuyla psikopat ve bir o kadar soğukkanlı performans çizen javier bardemin kapıları açmak ve insanları öldürmek için kullandığı oksijen basınçlı tüp-silah kombinasyonlu aleti kanun adamları çözememiş ve silah olmadan nasıl öldürülen insanların var olduğunu açıklayamamışlardır. bu nedenledir ki bu film için gerçekten yaşlılara yer yok diyebiliriz. bu sadece böylesine bir suç aleminde çaresiz kalan yasaları ve ahlakı bu emekliye ayrılacak kanun adamları üzerinden anlatmışlardır.ve en güzel yeri filmimiz yine kendisi gibi kısır bir finalle sonlanıyor.
açgözlülük: coen biraderlerin filmografilerinde sıkça işlediği bir kavram açgözlülük yine aynı şekilde toplumdaki yozlaşma ve ikiyüzlülüğü içeren bir kavram. iki milyon doları bulan kahramanımız bulduğu parayla ne yapacağını bilemeden peşindeki katilllerden suçlulardan kaçar ve aynı şekilde kendi sevdiklerini bu para için feda edecek kadar nevrotik akıl davranışlarda bulunur. bu konuda geçen gün izlediğim reha erdem in kaç para kaç filmindeki olaylara benzetiyorum.
bir filmin değer ölçütü başka bir film olmamalıdır cümlesini ters yüz edelim biraz. coen lerin filmografisinde suç öğelerinin benzersiz bir yanı vardır şiddeti stilize edip bunu kara mizah ile örtüştüren 30 lı yılların anlatıldığı şapkalı pardesülü kara filmlerinde çok öte yapıtları var. en basitinden bu filmle karşılaştıracağımız diğer bir kara mizah anlayışı ile çürümüş bir toplumun son kalıntılarını izlediğimiz fargo. bana göre fargo ile no country for old men aynı yumurtadan çıkmış farklı ikizler gibi benzer yanları aşikar ne var ki farklı yanları daha çok dikkat çekiyor.
her iki hikayede de ortak öğeler suç ve şiddet olmasına rağmen no country for old men buna ''kan''ıda ekliyor böylece spagetti westernede selamını da yollamış oluyor. fargo'daki bembeyaz bir örtüyle kaplı şehir burda yine aynı şekilde kimsenin uğramadığı sadece yolu düştüğü için geçenlerin uğrak yeri ve bu sefer sarı toprak tonlarının hüküm sürdüğü bir kasaba haline bürünüyor. aynı şekilde fargo'daki suçlular her ne kadar düşünemekten yoksun iseler bu filmde evrimleşip daha zeki ve daha ölümcül oluyorlar. her iki filmin ortak özelliklerinden biri de eril kahramanlarımızın parayı dolayısıyla açgözlülüğü kendi eşlerine tercih etmeleri. her iki filmin belkide en göze çarpıcı tarafı cinayet işlerken kullanılan metodlar.fargoda bu işi birpatoza benzer bir makine yaparken bu filmde oksijen tüpü-silah karışımı ve gelişmiş bir susturuculu alet yapıyor.
sonuç olarak coenler suç-kara mizah ve kara film örneklerinin en güzel eserlerinden birini icra ediyor ve şimdilik filmografileri böylesine bir suç manifestosuyla sonlanıyor ya da sonlanmıyor tıpkı no countr for old men deki gibi.
oturup uğraşınca, cidden çok güzel şeyler çıkıyor filmden. biraz dikkatli izleyince, muazzam bir hikaye olduğunu görüyor insan. izleyiciyi defalarca ters köşeye yatırıyor. kötü ile iyi arasındaki çizgiyi kaydırıyor. adalet kavramını baştan sona değiştiriyor.
tommy lee jones'u öyle yaşlanmış görmek, içimi acıttı. insana muhasebe ihtiyacı hissettiriyor. ulan yaşlandık be!
benim kişisel favorim hala "the assassination of jesse james by the coward robert ford". there will be blood da yanına yaklaşır. ama no country for old men, bence yeterince olmamış. evet teknik olarak muazzam, ders olarak okuturlması gerekir. ama hikaye konusunda diğer ikisine yaklaşamaz.
yine de akademi vermişse, bir bildiği vardır diyelim. *
çok büyük umutlarla gidip beklediğimizi bulamadığımız zilyon tane ödül almış film.
coen dedik, kardeş dedik, oskar manyağı olmuş film dedik, imdb ye baktık ki en iyi 41 . film olmuş, ağzımız kulağımızda koşarak evden çıkıp koşarak salona girdik. ancak salondan çıktıktan sonra yüzümüzdeki ekşi ifade yarım saat kaybolmadı. beğenemedik en iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo ödüllerini alan bu filmi.
hadi oskarı geçtim. oyuncularıyla, klişeleri yıkan yapısıyla, coen kardeşlerin güzel hatırıyla filan derken nispeten zayıf rakipleri arasından kaptı bir şeyler diyelim. ama imdb de 80 bin kişi yüksek oy vermiş arkadaş hemen hepsiyle görüşüm ters. filmdeki o parlaklığı göremedim sanırım ona da üzülüyorum.
edik: yorumları okudum sağda solda. arkadaş ne kadar beğenilmiş film anlam veremedim. halbuki salonda çıkarken ''ne boktan filmdi lan'', ''hayatım sen bir şey anladın mı?'' fısıldaşmalarını duyunca yanlız olmadığımız için sevindik. şimdi yorumları, eleştirileri okuyunca daha da şaşırdım.
hadi salonda fısıldaşan insanlar recep ivedik'e yer bulamayıp bu filme girdiler diyelim. ama ben üniversite okuyan adamım. itörnıl sunshine vs.., city of god, clockwork orange, fargo filan hepsini bilirim. filmdeki muhteşemliği göremediğime mi yanayım, arog'un rahatsız edici fragmanını 50. kez izlemek zorunda kaldığma mı yanayım? en iyisi divx i çıksın bir daha izleyeyim.
hiç sinema dan anlamayan bir kişi bile öyle bilgisayar efektleri falan olmamasına rağmen vay anasını nası çekmişler dedirten bir film.gerçekten de filmi her ne kadar ruhsuz bulsam da görüntülerin ruhuma işlediğini inkar edemem.galiba bunu başarmak da zaten olay.