'yaşlıların yurdu yok' ya da ülkemizde çevrildiği şekliyle
ihtiyarlara yer yok şeklinde türkçeye çevrilmiş film ilk bakışta anlaşılmıyor ama filmin üç noktalı sonuna ulaşıldığı zaman ismini hakettiğini düşünüyorsunuz bir çırpıda.
hikayemiz uçsuz bucaksız ve sergio leone westernlerinin geçtiği benzer bir kasabada geçiyor her ne kadar toplu bir halde görmesekte tahta evleri coenlerin gösterdiği manzaralar sayesinde algımız bir ölçüde kabul ediyor.teksas eyaletinin meksika ile olan sınır kısmında yapılan uyuşturucu-para-silah trafiğinde bilinmeyen bir şekilde yapılan alışveriş sonucu iki tarafın adamları öldürülür ve bundan sonraki her sahnede aynı alanda bu ölümlere ya birileri eklenir ya da ölüm ihtimali kat be kat daha da artar ve kamera ne zaman bu alana kayacak olsa ister istemez gerilim dolu dakikalar yaşanıyor ki coenler bunu müzik kullanmadan etkili bir şekilde yansıtmayı başarmışlar. bu ölüler arenasın etrafında dolaşan kahramanlarımızdan biri, iki milyon dolarlık bir çanta bulur ve hikayemiz burdan sonra başlar.ardından yaşanan cinayetler ve paranın peşinde olan insanlar ile bunların peşlerinde olan yaşlı kanun adamları
* bir sürek avınıda beraberinde getirir.ne var ki bakıldığı zaman kanun adamlarımız biz olayı nerdeyse çözmüşken onlar 3-5 adım geriden takip ettiklerini anlıyoruz. misal anti kahraman duruşuyla psikopat ve bir o kadar soğukkanlı performans çizen
javier bardemin kapıları açmak ve insanları öldürmek için kullandığı oksijen basınçlı tüp-silah kombinasyonlu aleti kanun adamları çözememiş ve silah olmadan nasıl öldürülen insanların var olduğunu açıklayamamışlardır. bu nedenledir ki bu film için gerçekten yaşlılara yer yok diyebiliriz. bu sadece böylesine bir suç aleminde çaresiz kalan yasaları ve ahlakı bu emekliye ayrılacak kanun adamları üzerinden anlatmışlardır.ve en güzel yeri filmimiz yine kendisi gibi kısır bir finalle sonlanıyor.
açgözlülük: coen biraderlerin filmografilerinde sıkça işlediği bir kavram açgözlülük yine aynı şekilde toplumdaki yozlaşma ve ikiyüzlülüğü içeren bir kavram. iki milyon doları bulan kahramanımız bulduğu parayla ne yapacağını bilemeden peşindeki katilllerden suçlulardan kaçar ve aynı şekilde kendi sevdiklerini bu para için feda edecek kadar nevrotik akıl davranışlarda bulunur. bu konuda geçen gün izlediğim
reha erdemin
kaç para kaç
filmindeki olaylara benzetiyorum.
fargo'nun izinden
bir filmin değer ölçütü başka bir film olmamalıdır cümlesini ters yüz edelim biraz. coen lerin filmografisinde suç öğelerinin benzersiz bir yanı vardır şiddeti stilize edip bunu kara mizah ile örtüştüren 30 lı yılların anlatıldığı şapkalı pardesülü kara filmlerinde çok öte yapıtları var. en basitinden bu filmle karşılaştıracağımız diğer bir kara mizah anlayışı ile çürümüş bir toplumun son kalıntılarını izlediğimiz
fargo. bana göre fargo ile no country for old men aynı yumurtadan çıkmış farklı ikizler gibi benzer yanları aşikar ne var ki farklı yanları daha çok dikkat çekiyor.
her iki hikayede de ortak öğeler suç ve şiddet olmasına rağmen no country for old men buna ''kan''ıda ekliyor böylece spagetti westernede selamını da yollamış oluyor. fargo'daki bembeyaz bir örtüyle kaplı şehir burda yine aynı şekilde kimsenin uğramadığı sadece yolu düştüğü için geçenlerin uğrak yeri ve bu sefer sarı toprak tonlarının hüküm sürdüğü bir kasaba haline bürünüyor. aynı şekilde fargo'daki suçlular her ne kadar düşünemekten yoksun iseler bu filmde evrimleşip daha zeki ve daha ölümcül oluyorlar. her iki filmin ortak özelliklerinden biri de eril kahramanlarımızın parayı dolayısıyla açgözlülüğü kendi eşlerine tercih etmeleri. her iki filmin belkide en göze çarpıcı tarafı cinayet işlerken kullanılan metodlar.fargoda bu işi birpatoza benzer bir makine yaparken bu filmde oksijen tüpü-silah karışımı ve gelişmiş bir susturuculu alet yapıyor.
sonuç olarak coenler suç-kara mizah ve kara film örneklerinin en güzel eserlerinden birini icra ediyor ve şimdilik filmografileri böylesine bir suç manifestosuyla sonlanıyor ya da sonlanmıyor tıpkı no countr for old men deki gibi.