görseller
nilgün marmaranilgün marmara
  
belki ilginizi çeker
  1. · tezer özlü
  2. · kaan ince
  3. · 128
  4. · ece ayhan
  5. · meçhul öğrenci anıtı
  6. · kırmızı kahverengi defter
  7. · sylvia plath
  8. · tsvetayeva
  9. · küçük iskender
  10. · daktiloya çekilmiş şiirler
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · ugg
  2. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  3. · annelerin yakışıklı anlayışı
  4. · her yerinden öpüyorum rüştü
  5. · 18 kasım 2009 fransa irlanda cumhuriyeti maçı
  6. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  7. · the twilight saga new moon
  8. · narkissos
  9. · facebook ta bayram

nilgün marmara  

 sayfa  / 2
  1. "hayatın arka bahçesi ni gören iki türk kadın yazardan biri" (ece ayhan)
    diğer için (bkz: tezer özlü)
    (abbas yolcumu, 02.11.2005 00:10)
  2. her bir parçası bir yerde olan 80 sonrası türk şiirinin başka bir parçası. görünmeyen ve kitapları pasajlardaki kitapçı raflarında çürüyen marjinalerden bir nebze daha şanslı intihar saplantılı şaire.
    türk şiiri ne zaman selamate çıkar o da müthiş ayrı bir soru açın okuyun edebiyat dergilerini efendim adamlar cevabını bulmak için kudurup duruyo
    (marihubaba, 04.11.2005 14:52)
  3. paniğini kukla yapmış hasta bir çocuktu o kendi deyişiyle..kırmızı kahverengi defter ve daktiloya çekilmiş şiirler adlı iki kitabı olduğunu biliyorum başka da varsa bilemem..ben hep nilgün marmarayı istanbula tezer özlüyü ankaraya benzetmişimdir..tezer özlü her zaman bağırmış kişilerle içiçe olmuş ben karanlığım diye vurgulamıştır heryerde..nilgün ablamızsa sakin ve sabit olarak bırakmıştır kendini denize tüm o keşmekeşliğini içine gömerek..
    (hayatberbat, 22.01.2006 14:31)
  4. unutuş bir kaynak olmalı
    yeniyi her ana yaymak için
    ben sana olmalıyım
    bana sen bir kaynak
    dizeleriyle ilgimi çekmiş şair.
    (manderlay, 12.04.2006 04:13 ~ 11:37)
  5. küçük iskender onun için güzel marmarader .
    ''nil' de gün ansızın battı ..''
    (miçemez, 10.07.2006 21:50)
  6. "hayatın dibini görmek
    balığı tutsak etmek, kendini kafese koymak...
    çocuğun doğrudur masanın altında
    bunun üzerine bir kırmızı çapraz çizin
    karanlığın alnını karışlamaktır zaman."
    (hayatberbat, 26.09.2006 16:56)
  7. "tsvetayeva'nın, hertha kraftner'in, sylvia plath'ın, ingeborg bachmann'ın, nilgün marmara'nın intiharı seçmelerinde yeryüzünün suç ve ceza deposuna katlanamayan, şair gövdelerini ondan arındırma çabasına yönelen birer ünlem duymamak elde mi?"
    (bkz: enis batur)
    (bkz: ağlamayan kadınlar lahdi)
    (gudu bet, 26.09.2006 17:03 ~ 18.03.2007 12:27)
  8. (asabi mandalina, 22.01.2007 10:15)
  9. kadiköy maarif koleji’nden mezun oldu. yüksek ögrenimini bogaziçi üniversitesi ıngiliz dili ve edebiyati bölümü’nde tamamladi. "ey iki adimlik yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!" diyerek 13 ekim 1987’de henüz 29 yaşında iken intihar etti.
    (asabi mandalina, 22.01.2007 10:39)
  10. "geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye, koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek...nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostların yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını geliyorlar! uyuyan arzunun düşün imgelemenin anlağın belleğin leş kokularını duymaya geliyorlar. ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden ayrıldıklarında seviniyorlar canlıyız diye."

    henüz 29 yaşında "hayatın ne tarafından dönülse kardır diye düşünerek" hayatına son vermiş hüzün yüzlü değeri sonradan anlaşılmış kadın şair, ölü evini yukardaki yazısı ile anlatmıştır. özellikle sylvia plath üzerine yaptığı inceleme araştırmaları ve insanın düşsel ve realitedeki gel gitlerinin izlerini kendi şiirlerinde kullandı.
    (gunship, 22.01.2007 11:33 ~ 11:33)
  11. "bütün yalnızlıkların ilenci
    korusun çoğulluklarınızı
    cinnet koyun erdemin adını
    maskeleriniz kuşanıp,yalanlarınızı çoğaltın
    hepiniz mezarısınız kendinizin."

    diyerek olaya son noktayı koymuş,yaşamına erken veda etmiş şair,yazar,güzel insan.
    (mabel, 30.01.2007 14:51)
  12. “hayatın neresinden dönülse kardır” diyen, kendi isteğiyle hayatına son veren hüzün yüzlü şair.

    daktiloya çekilmiş şiirler(1988) nilgün marmara’nın basıldığını göremediği mor kapaklı şiir kitabı ...
    (tohum, 21.05.2007 16:39)
  13. canım sıkıntı sınırı
    aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. öylesine
    bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
    sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri
    alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
    ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım
    yok. hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. yere göğe
    zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? bu kutla tanrının
    yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
    kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler
    yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. bir eskiciden
    satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana
    dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.
    (tohum, 21.05.2007 16:44 ~ 24.05.2007 23:35)
  14. bence o sadece bir efsaneden ibaret. mitik tanrıça. istanbul belki de. nilgün marmara, belki de leyla erbilin yazılmamış kadını.
    (betty blue, 24.05.2007 17:17)
  15. kadın olmasa ve önemli hatta neredeyse tepedekiler diyebileceğimiz bir şair tabakasının içine girmese bu kadar ciddi bir mit olur muydu diye düşündüğüm bence kötü şair.
    (cagrilanyakup, 24.05.2007 17:43)
  16. toprakla kapanmış bir deniz cesedi üzre
    oturmuşum o ak melek tenli tahtın
    gülünç taslağında...

    haziran 77

    (daktiloya çekilmiş şiirler)
    (overland, 01.06.2007 19:45)
  17. sylvia plath üzerinde araştırma yapmaktaydı.kaderi de benzemiş ona yanarım.
    (sevmek bir eylemdir, 12.06.2007 09:13)
  18. k. iskender ikizler burcu hikayeleri nde ismini hatırlamadığım birinden aktarır; "nilgün ü intihara en yakın dostları hazırladı".
    (ahmak ı hayal, 12.06.2007 09:21)
  19. nilgün marmara, 1958'de istanbul'da doğdu. kadıköy anadolu lisesi'nden mezun olduktan sonra, boğaziçi üniversitesi ingiliz dili ve edebiyatı bölümüne girdi. mezuniyet tezi olan "sylvia plath'in şairliğinin intihar bağlamında analizi" ile eğitim hayatını tamamladı.

    "bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyandım. bundan böyle nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacağım bir acıyla."

    öfkeliydi nilgün marmara. doğduğu günden itibaren bütün hücrelerine yerleşen inançsızlık ve öfkeyle yaşıyordu. aslında yaşıyordu denilemez, ölümü bekliyordu.

    "dirimsiz benim doğarken öldüğüm"

    peki kime öfkeliydi? insanlara, düzene ama en çok hayata. anlayamadığı, anlamlandıramadığı, alışamadığı, katlanamadığı bu dünya ona her zaman fazla geliyordu. doğal olarak şiirleri de bu öfke ve inançsızlıktan besleniyordu. ilk kitabı 'daktiloya çekilmiş şiirler' çok fazla ilgi çekmese de, dönemin ve günümüzün bir çok şairini derinden etkilemiştir. nilgün marmara bir çok şiirini saklıyordu, hatta yok ediyordu. bu yüzden günümüze ulaşan şiirlerinin sayısı oldukça az. ikinci kitabı 'metinler' ölümünden sonra 1990'da yayımlandı.

    yine ölümünden sonra yayımlanan günlüğü 'kırmızı kahverengi defter' belki de nilgün marmara'yı az da olsa anlayabilmemiz için eşsiz bir kaynak. bütün öfkesini; düzene, insanlara ve hayata duyduğu bütün öfkesini, günlüğüne kusuyordu adeta:

    "ey tiksinç aydınlık! kusuluyor senin için bil"
    "ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden yarıldıktan sonra seviniyorlar, canlıyız diye."

    nilgün marmara'dan en çok etkilenen insan kuşkusuz ece ayhan'dır. ece ayhan, nilgün marmara üzerine bir çok metin yazmış, şiirlerinde de adını sıkça anmıştır. ece ayhan, nilgün marmara'ya 128 demiştir. 128'in ne anlama geldiğini şöyle açıklar:

    "derslere pek girmeyen, umutsuzlar merdiveninde oturmayı seçen, çok tuhaf bir öğrenci" "bu öğrencinin numarasıdır 128"

    ece ayhan'ın umutsuzlar sınıfının 128 no'lu öğrencisine duyduğu sevgi hiçbir zaman tükenmemiş ve nilgün marmara, ece ayhan'ın dizeleriyle yaşamaya devam etmiştir.

    nilgün marmara'nın kendisi gibi umutsuzlar merdiveninde oturmayı seçmiş kaan ince ile olan ilişkisi hakkında bir çok yorum yapılır. kimilerine göre sevgilisi, kimilerine göreyse çok yakın bir arkadaşı olan bu şair de nilgün marmara gibi intihar etmiştir.

    cemal süreya onun için "bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu olarak görüyordu." demişti.

    nilgün marmara 13 ekim 1987'de evinin balkonundan atlayarak bekleyişine son verdi. ardında hissedebilenlerin hiç de yabancı olmadığı dizeler bıraktı.

    bir de kahkahasını.

    "üşümüşüm... ölülerimi taşıyordum. öyle sağır."

    kaynak: ege üniversitesi şiir topluluğu bülteni, yelken.
    yazıyı yazan: aras keser.
    (blue danube, 15.06.2007 11:21)
  20. (blue danube, 15.06.2007 11:58)
  21. nilgün marmara nın birkaç şiiri

    --kuğu ezgisi--

    kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
    yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
    bekçi gizleri.

    ne zamandır ertelediğim her acı,
    çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
    -bu şiir -
    sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
    dost kalmak zorunda bana ve
    sizlere!

    çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
    uykusunu bölen derin arzudan.
    büyüsünü bir içtenlikten alırsa
    kendi saf şiddetini yaşar artık,
    -bu şiir -
    kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
    ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
    sevda ile seslenir sizlere!

    -----------------


    kimdi o kedi, zamanın
    eşyayı örseleyen korkusunda
    eğerek kuşları yemlerine,
    bana ve suçlarıma dolanan?

    gök kaçınca üzerimizden ve
    yıldız dengi çözüldüğünde
    neydi yaklaşan
    yanan yatağından aslanlar geçirmiş
    ve gömütünün kapağı hep açık olana?

    yedi tül ardında yazgı uşağı,
    görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
    ve bağlanmıştır körler
    örümcek salyası kablolarla birbirine
    sevişirken,
    iskeletin sevincini aklın yangınına
    döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

    yine de, zaman kedisi
    pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
    çekerken beni kendi göğüne,
    bir kahkaha bölüyor dokusunu
    düşler marketinin,

    uyanıyorum küstah sözcüklerle
    ey, iki adımlık yerküre
    senin bütün arka bahçelerini
    gördüm ben!


    --cam kelepçeye evet--

    ılık bir süzülüşle
    geri dön hayat,
    bırakma yeryüzü salına
    tünemiş pek kara kuşlar
    örtsün bakışımı,
    görmek acısı sürsün
    pencere tutsağının
    düşsün hayatı suya...


    --canım sıkıntı sınırı--

    aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. öylesine
    bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
    sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri
    alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
    ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım
    yok. hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. yere göğe
    zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? bu kutla tanrının
    yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
    kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler
    yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. bir eskiciden
    satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana
    dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.


    --çok güzel--

    durma artık burada uysal âşık!
    aydınlık milinin yatağında.
    bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
    anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde
    ağırbaşlılığının.
    veda geliyor şimdi, öğretmek için
    sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen
    vakitte.

    kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
    yüzün, kavisin beyaz yanağıyla?

    bu aklıkta, minarem mavi benim.
    ışığım denize kayıyor, bir sayıklama
    izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz
    insanlığa!


    --gökkuşağından darağacı--

    şimdi'nin bedeni yok,
    yontuyor geçmiş bilgisiyle
    gelecek belki olur diye taşı,
    taşını kokluyor
    yontu dağılıyor...


    şimdi'si yitik
    bundan boyuyor
    boyuyor evine aldığı
    ağacın üzerine tüneyip
    duvarını, tavanını, geçmişi
    ve geleceği ve her yanını;
    dal kırılıyor...


    şimdi'si yitik
    diziyor diziyor notalarını,
    göğe ışık üzerine boncuklarını,
    ucuza getiriyor varlığını
    sonsuzun sessizliğiyle
    sonlunun gürültüsü arasında,
    o bitirince kıyısında gezindiği
    yol çöküyor...

    şimdi'si yitik
    bundan yazıyor
    yazıyor enine boyuna
    içini ve dışını ve yeri
    ve göğü ve suyu,
    bindiği kadırga
    o inince batıyor

    --kan atlası--

    emel'e
    "ben babamın yuvarladığı
    çığın altında kaldım."



    çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk
    her gün her gece eğer adasında,
    gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar
    sarmış bedenini çığlıklarken bunu
    su içinde...

    karada, hançer suratlı abinin rüzgarında
    uçar adımları.
    geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu
    içinden karanlık, tekrar ve ilenç
    sızdıran hayret taşında.
    soruyor hatırasında, "sırtımda ve
    sırtında gezinen bu ürperti kim,
    bir damla süt yerine bu ağu kim?"
    ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara
    -boy atmış da salgıları,
    cücelmiş sezgileri-
    bir yanılgı rehavetinde debelenenlere...


    ey, yüzleri
    bir babakuş gölgesine
    çakılmış olanlar,
    üzgün adım, ileri marş!

    --kuşum ve ben--

    kuşum ve ben bir aynada
    uyuyoruz, kafesimiz yatağımız
    yüzlerimiz eşlerine baka baka
    sonsuz kar altında uyuyoruz
    kuşum ve ben.
    eşim ve ben kızıl bir bağla
    bağlıyız birbirimize
    çözülürse yoksulluk sevinir

    aynamızın içinde tek bu bağ...
    kızıl kıskanç eşim kuşum ve ben...


    --toz-dem--

    kısacıktı
    karşı yolculuklarımız kara
    ve deniz üzerinde-


    şafağın bodrumuna inerken sen,
    hançerin ivmesiyle yükselirdim
    dul pencerelere.


    azıcıktı
    köpük boz
    denizde ve karada
    koyu bir saatin içinden
    çıkılamadı
    bir an yine de!

    belki gülden
    kalma bir iz yanağındaki,
    eski sabahın sarı gülünden
    üzerine deli gözünü bıraktığın...


    öldüğünde,
    çekmecemde duran bu göz,
    incelikle çıkarılacak,
    bir jiletin enginliğine,
    çözülecek gizi
    o çarpık retinanın, ağ tabakanın...



    --tomorrow wıll be another day--

    -sevim'e-


    belki ona gideriz yarın,
    belleksiz sevgiliye,
    poplin elli korkak çocuğa,
    duyarlığı, unutkanlığının kanı
    anaya-
    ona belki gideriz yarın,
    gören gözlü kör güzele,
    çılgın gülüşlü bebeğe,
    yüreği, sızlanan ruhunun göğü
    yavrucağa-
    yarın gideriz belki ona,
    unutuşun türküsü, bekleyiş
    tortusunda,
    esnek kokulu çiçeğe,
    kaynak bakışlı venüs'e-

    ya nasıl dönüş sonra?

    ----------------------------

    ...

    bundan böyle baktığımda gömütsü ince boşluğa bile-
    mem martılar neye göre toplanırlar bilemem dizle-
    rim neden çözülür böylesine güçsüzleşir dolaşımı ka-
    nımın uyuşurum bunca değişken mavinin görümün-
    de uçarım ve karşı kıyı tehdit okunu kırdıkça suna-
    ğım orasıdır pek sık çiçeklerle ve cesetlerle giderim
    iyice daha sunmaya...

    ödünç aldım kokunu kendi tenimde,
    sen kokuyor yüzeyi bedenimin
    her gözeneği.

    açar açmaz arkı daldı bir bir kelebek içeri,
    döndün sandım beyazı görünce,
    birleştirerek tenimden yayılan
    koku ile
    uçanın sonsuzluk imgesini.

    tutuyorum sevi çanını ellerimde,
    vurgusu ben'e dönük, yankısı çocukluğa.
    kendi ışıltısı deviniyor kendinde
    katlanarak doyumu
    töze doğru yayılıyor
    başkayla aramızdaki
    kimsesizliğe.

    şimdi hayır derken
    sevişiyorum seviyle ben.



    --heba kuşları--

    bombalandıktan sonra, heba kuşlarının bir bölüğü akıl ve beden yaralarını
    resmettirip, satamadılar. büyük bir bölümü yaralarıyla dilenme sayesinde
    unutuş duvarını ördüler. eksi sıcaklığında anımsamanın hiç ses çıkarmadan
    yıllardır bekliyor gizleyip yaralarını heba kuşları. öçleri uzun tutar onların;
    bombacıyı, her zamanın bombacısını bulduklarında açılacak vücut ve akılları
    katil bir öpüşle. bileklerini çevreleyen mavi tül uçup yittiğinde kurtulabilecek
    küçük kız darbe arayışından, belki de!



    --mezar--

    tükenirdi monolog
    kaçarken içine düştüğüm kara toplum
    big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni
    saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi
    üstüste gömülürken
    saydam yaşamlar
    bir yankı duyulurdu hiç'likten
    bütün yalnızlıklarınızın ilenci
    korusun çoğulluklarınızı
    cinnet koyun erdemin adını
    maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
    hepiniz mezarısınız kendinizin...
    (gölge, 27.10.2007 17:44)
  22. (gölge, 27.10.2007 17:46)
  23. su ılık burada.
    yine göç kendiligindendi,
    yine gözlerim açık.
    bu gizli alanda ne görürüm, böylesine
    mavi ve saf, tek başına?
    ah! bir oluk geceden acuna yönelmiş,
    bir ağaç, yeşil çığlığını aya vuran
    yapraklarıyla.
    ben, buhar resitalini ya da buzulun
    çağrısını düşlerim.
    göz gözü görmesin, irisler donsun ya da!
    ses boğulsun,
    boyum bu boy kalsın!
    yüreğim bu çifte olurlukta,
    ılıgın en karşıtı, deli düşmanı,
    kutup tanının kendisi olmaya ant içerek,
    dilerse kardan, buzdan bir igloo olsun,
    dilerse eritsin bu vücudu kendi iç safağında,
    yunsun gök tasında!


    su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
    yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da.

    kutup tan vakti
    nilgün marmara
    (anarsik kirmizi, 27.10.2007 17:59)
  24. "çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi! yiten bu işte!"
    (ania, 24.02.2008 21:50)
  25. -ey iki adımlık yerküre senin bütün arka bahçelerini gördüm ben..
    (bh6223, 14.03.2008 22:03)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil