görseller
nilay özernilay özer
  
belki ilginizi çeker
  1. · epe flöre kılıç
  2. · nilay
  3. · gonca özmen
  4. · babam için bir sonsuz
  5. · vasati kırk çöp
  6. · kadından şair olmaz
  7. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · onur öymen
  2. · yatmadan önce dinlenen son şarkı
  3. · dersim katliamı
  4. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  5. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  6. · yeşim salkım
  7. · uykusu olup da uyumayan insan
  8. · indi bindi
  9. · burası insanlarla tanışmak için harika bir yer

nilay özer  

  1. zamana dağılan nar ve ol diye iki adet şiir kitabı çıkartmış; marmara üniversitesi eğitim fakültesi biyoloji öğretmenliği mezunu şair şahsiyet.

    manolya, herkes biraz ben gibi, epe flöre kılıç, vasati kırk çöp, yoksul yokuşu, zor sokak gibi harikulade şiirleri yazınımıza kazandırmış olmasını bir yana bırakarak bu kişinin okuruna hissettirdiklerinden minik bir kesit sunmak istiyorum :

    nilay özer'in şiiri, enkazların üzerine yapılmış betonarme binalar gibidir. oradan sıcak ve soğuk sular geçer; oradan, kısılmış gözlerde kasılı kalmış esrik hülyalar ve yalanlar; yalanların eşiğinde sahte gerçekler ve engizisyon mahkûmu bedenlerin mitik hikayeleri geçer.

    nilay özer bir şiir yazar, yaralarınız azar. `
    (ada blake, 01.04.2007 14:12 ~ 21:05)
  2. "git eller okşasın hüznünü sevincini
    ben zaten öykülerini severim erkeklerin"
    (cesetizleri, 12.06.2007 01:18)
  3. babam için bir sonsuz

    daha çok sever miydim uçmasını bilseydin
    babamsın ah keklik burcu bir talan!
    ekinler sararırken doğdun mühim bilgidir
    on kardeşin küçüğü ölüleri saymazsam
    yıkandın tuzlandın kundaklandın sıkıca
    orak sıcaklarında bir pembe oğlan
    evlerin önünde küçük bir hayat
    kımıl kımıl dipdiri çiltenler karıncalar
    ve toprak dediğin cana musallat
    yalnızlığın çocuklara kadar indiği
    eflatun akşamların uçbeyi babam
    faydasız kamışlardan kurduğun ordu
    kurtlarla savaşmaya sensin gidecek
    sensin gidecek yüz koyunun peşine
    vadiler öyle derin ovalar öyle geniş
    üstelik türkçe bilir yankı dağları
    bir çağırsan allah’ı bin kere ses verecek
    yatıya kalan yağmurlar yüzünden hep
    ıslak döşeğinde revir iniltileri
    inanmak nice yanıldıktan sonra kendine
    buğdayların birliğine hamur teknelerine
    inanmak yedisinde sorusuz
    onunda beter mahmuzları kuşanıp
    şahlanan bir yanıtla on beşinde
    inanmak sonsuz’un hiç’e erdiği değil
    bulutlar hamamda kadınlar gibi oynak
    sarı tüyler pazenler insan kamaşabilir
    kitapların zifiri ferahlığı yok henüz
    henüz dünya harflerden yaratılmış da değil
    kara lastik pilli fener pazar ekmeği
    sevinç bir taşa beş erik atan ağaçtır
    ve bayramlar ağız tadıdır ama
    mezar üstlerinden toplanan şekerlerin
    azabı uzun sürer duası yapılmazsa
    bir kere bisiklete binmiştin babam
    yukarıdan görmüştün köyün bulutlarını
    ama nasıl üzer bu hafiflik uyanınca
    darası alınmış yaşamlardır rüyalar
    rüyalar defter kalem
    gerçekler kum masası
    parmağınla yaz öğren önce yoksul olduğunu
    sonra insan olduğunu bütün acılarla akran
    tohum serp su taşı dağarındaki çöle
    emek israf değildir harcan da harcan
    insan olmak yetmiyor insanı anlamaya
    sızmak gerek o çürük hartamalardan
    götürdüğün tavuklarla birlikte
    soluk benzin öğretmene armağan
    ey sesleri semirmiş yağız alfabe!
    babam yeniden büyür mü oralarda
    buralarda şehirli kızlar gibi bunalsam
    biliyorum tilkiler pusar geceye
    ıtır ve çığlık olur evlerin dili
    cinai bir hevesle yarına aşılanan
    gün gibi biliyorum bende devam ettiğini
    fiğleri ellerimle derer ellerin
    ey gelincik kurumlu tepelerin çakırı!
    ayaklar altından sevaba kaldırılmış
    ekmekleri öptüğün dudaklarınla söyle
    servetimiz yokluksa onu öveyim
    davran özrüm kalmasın
    soysuz kuşku güveyim
    başaklar arasında kanlı bir hasat vakti
    saçların şeytanın tırpanıyla kesilmiş
    ne kadar sakınsan kirleniyorsun babam
    sen esmer undan yapılmış değilsin ki
    çağrılsan üç beş keder bildik cin isimleri
    döl ve ışkın sureleri tertemiz ezberinde
    her akla kısmet midir uyanıp da ölümden
    birden bire anlamak zerrecikleri
    caydığın güller vardı o zaman
    kargaların çalıp çalıp karnına gizlediği
    yeşil taşlar mavi boncuklar vardı
    sürgün içini boşaltmamıştı toydun
    kendini gizlemedin kem gülüşlerden
    ısırganlar kaynadı dövüldü havanlarda
    ve macunlar sürünüp şerbetler içtin
    inceysen dal gibiysen bu senin kabahatin
    rüzgar söküp götürürken gövdeni
    gördün korkuluklar daha direngen
    yayık seslerinden umut telvelerinden
    yavan bir gayretle topladın da kendini
    ganimeti kargalarla paylaşmadın yeniden
    büyüdün yüz sürerek kösnül çuhaya
    battal yataklarda çalkalanıp duruldun
    anların arasından fareler bakar gibi
    kırlangıç yumurtası bulmuş gibi tarlada
    koştun haber verecek bir aşk aradın
    alnının dar çatkısı kuytular ardın sıra
    cılız bacakların birbirine dolaşık
    herkes kendine sanrı tende ısrarlı herkes
    dizlerini kanattı kapaklandığın kadın
    henüz fırsat varken masalları kınamak
    ve bağırmak istedin yok mu boş bir kerevet
    hayret uzlaşıyor kanımla zehrin
    sesine karışan efkarın meleziyim
    ateş farz kül sünnet uzayacak bu dua
    ya ben baba! .. ya ben nasıl aşık olayım
    yazımıza benzeyen bir yaz bulamadıkça
    elişi bir karyola istiflenmiş şilteler
    kav kalaylı kap kacak belki dilsiz bir radyo
    vardın çattın çatallanan yollara
    şehir okuldu çünkü gitmek gerekti bazen
    çünkü kalmak vakıf toprağı gibi
    başkasının yığını gibi sonuçsuz
    çünkü sussan yazmanlara yorgunluk
    konuşsan uğursuz sözün içrek obası
    gittin yanan karınlarını soğuk duvarlara sürtüp
    rahatladı ergen kızlar
    köylü ismin yatılı bir kıyıma kayıtlı
    üniforman hep yaş hep telaş
    kaldırımlara kafa tutun da ne oldu
    yenişmek şöyle dursun yarışmadı sokaklar
    kolların dertleştiğin dereleri boğarken
    eski harmanları hoyrat gezerken gölgen
    yapmacık bir merakla sorsaydın üst’lerine
    andıkça mı rütbe alır anılar
    çarşılar sinemalar ıssız duraklar
    alışmak günlere kıymaktır ilkin
    sonra sonra uç verir direnmenin sancısı
    sonra sonra yoksunduğun bir sicim
    hiç arkadaşın olmadı sahi
    bir kadın iki çocuk hayata iyi gelir
    sineklikli pencere çift kenesetli saka
    ara sıra bardaklara boşalan bir sürahi
    uzun seferlerden kalma o bahriyeli hüzün
    yüzün ince kadehlere hep yenik
    değiş ki değişsin evin yazgısı
    yeltenmem elbet edepten ileridir
    bir kızın babayı yazıklaması
    kara sakız yakısı dindirmedi hiç
    baharları hazin bir şarkı gibi nükseden
    üzen ve üzerken hor gören
    bileklerinin zahmetli ağrısını
    demek kenetlenmiş kolları yarıp
    amansız bir şevkle halaylara eklenen
    demek mendil sallayan püskül sürüyen
    gençliğin şimdi çaput üstüne çaput
    başımızı okşasan hayrattık sana
    sakalını öptürsen tövbe ve yatır
    oysa şifa dağıtan dallara uzanırdın
    ve herkesten gizli severken bizi
    ahlatlar gövermiş gibi keyifli
    yazıdan eski bir şarkı mırıldanırdın
    kimse duymazdı seni duysa da dinlemezdi
    göğsünü eşeleyen evcil güvercinleri
    kuğuran ve kuğururken hor gören
    sadakatini üşütürlerdi
    meşin gök yırtıldı eridi krallığın
    onların hayli yamalı düzeninde
    bir meyveye çekirdek bile olamazdın sen
    sen ki hesap hanesinde eksik bir sıfır
    hırsın kıt kinin seyrek hala tamamlanmadın
    yaşlandıkça kısaldın hürmet dileme
    ve yerini kabul et onların sözlüğünde
    cüceler insan küsuratıdır
    kauçuk tabanlı yas
    yüklüklerin sırma boşluklarıyla
    kasıklarını nemli tutan elli yaş
    bütün kuyular ağzındır bağır
    ve tanıklığa çağır
    iri bir siğil gibi yakılmış coğrafyayı
    soğumuyorsa öfkenin lavları düşün
    sepilenmiş bir dilin cümleleri içine
    giyindiğin meseller hangi çıplak halkındır
    cansız bedenlere sarıldığında
    ya da bir bedelle vurulduğunda boynun
    tek başlı olmayı azımsayan mazlumlar
    neden sırdaş bilirler seni
    soluklan da anlat bozkırın sertliğini
    düşmanla birleş ölüme karşı
    çünkü enikleri gölde boğdular
    alageyikleri vurdular bir kuytuda
    orman küstü dağ devrildi çağladın
    şimdi neden böyle sakinsin babam
    sen bu öyküleri at hırsızlarından mı çaldın
    keşke hafızama kusur bulsaydım
    unutsaydım keşke esaslı bir evlat gibi
    ama bu yağ dikeni bu çadır bezi bu küf
    senden bana miras bu ince çene
    eleğime bıraktığın bir avuç kumdan
    arta kalmış taneler yani hepsi bu
    salkımsöğütler kadar sendenim işte
    öğüdünü tuttum uzattım saçlarımı
    ölürsem göğüslerimi örtsünler diye
    çeyizimi barbar çalılıklara serdim
    çekilecek çileye ikramdır diye
    kızınım en zayıf yanınım sandın
    sandın ki hep hazırım el olmaya
    oysa şakaklarındaki dehşete düşen
    yıldırımlara lehimli damarlarım
    ışığımız söner camlarımız kurşunlanır
    belki yakınlaşırız bir tehlike anında
    kıstırılmışken ve sonrası yokken artık
    birbirimize bakar bakar susmayız
    madem huzuruna çıkılmıyor yordamsız
    bir kuşun yarasından ulanırız hayata
    ne mantık ne ahlak ne de şekil bilgisi
    aşağılayamaz bizi canımıza kıyarken
    bir başka aklın aracısıyız
    ömrün kiracısıyız gideceğiz nasılsa
    silinecek yeryüzünden şarkımız
    serin ve yalansız mavilerle bekleyen
    her baba gibi evhamla isterdin ya
    bağışla oğul doğmadım sana
    oğul gibi dik durdukça alkışlanan ben
    ne vakit kendimi bir bıçağa önersem
    acının harflerine şedde koyan bir din ki
    vesvese üfledi kulaklarıma
    beni senle var eden rastlantıya ürperdim
    kabullendim böylece ensemdeki soluğunu
    sirenler kornalar ve ıslıklar dinince
    herkes içimden duyacak sur’u
    devlet ahrete sahip olmadan
    yağmura karışmadan güneşin kanı
    aslımıza dönelim bu son alamet
    kapat kapıları babam şehir eve girecek...
    (pembe diş macunu, 17.03.2009 18:43)
  4. '...duygular dölleyemez uçan ihtimalleri
    ...
    yazık ki uykudadır zor sokak sakinleri'

    haklılıktan fazlası var bu şairde.
    (harputi, 05.10.2009 18:12)
  5. dil ve edebiyat bilgisi üzerine çığır açmış olan insan. kendisi çok otoriter olmakla birlikte, çok ciddi bir üsluba sahiptir. inanılmaz derecede akıcı konuşup, sözleri ile sizi başka diyarlara götürebilir. bahçeşehir üniversitesinde öğretim görevlisi olarak iş hayatını sürdürmektedir.
    (hawk, 13.10.2009 23:19)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil