bol nemli bir öğleden sonrası. açtığım vantilatör de beni doğru dürüst serinletmeye yetmiyordu. vantilatörün dönen kafası tam 90 derecelik açıyla bana vurduğunda bir rahatlık, sonrasında gene aynı her yerinden ter süzülmesi durumu.
işte böyle bir ortamda bilgisayarın karşısında çalışıyor, bir taraftan da acaba mola verip çıkıp bir saat dolaşsam mı diye düşünüyordum. tam o sırada telefonum çaldı. arayan uzun süredir görmediğim bir arkadaşım. telefonda 15 dakika kadar konuştuk. telefonu kapattığımda zaten aklım çoktan işten falan uzaklaşmıştı.
kalktım, kendime bir kola doldurdum, bilgisayarımın tam karşısındaki koltuğa geçip bacaklarımı uzatmadan önce de vantilatörü koltuğa doğru sabitledim. ne de olsa beş dakikada hasta olmazdım. yanına bir de sigara yakıp çizgi roman okumaya koyuldum. rahatlatıcı bir molaydı. ta ki...
birden msn'in o lanet titreşim sesini duydum. gene işyerinden birileri benle konuşmaya çalışıyor diye düşündüm. zira bütün dostlarım o sese "seni bi titretirim bi de yer titretir" cevabını verdiğimi bilir ve titreşim göndemekten ödleri kopardı.
ama durum maalesef sandığım gibi değildi. sözlükte yazar olan bir arkadaşım, üstelik önceden benden titretme dolayısıyla kimsenin bilmediği halis trakya küfürlerini işitmiş bir arkadaşımın adı görev çubuğunda yanıp sönüyordu. telaşa kapıldım ve
hayırdır inşallah diyerek pncereyi açtım.
bu kişi, daha önce defalarca beraber martı kanatlarına takılıp yalnızlıklarımızı perçinlediğimiz, kalbimize kösele ayakkabılarla basıldıkça ruhumuzun derinliklerindeki çocuklara minyatür kale maçlar yaptırdığımız,
hüzün yoldaşımdı. bana bir "selamlar dostların en içtenine" girizgahında dahi bulunmaan konuya girmesinden dolayı, pencereyi açar açmaz boğazıma bir yumru oturdu:
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
abi
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
durum kötü
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
galiba nihavenduyek sözlükten ayrılmış
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi size bir titreşim gönderdi
her ayrılıkta bir beni de sende götüren:
olamaz
her ayrılıkta bir beni de sende götüren:
girilerini daha dün okumuştum.
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
ama artık yoklar
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
sanki bir kuş yüreğin çırpınışının titrekliğinde karanlığa gömülmüşler
her ayrılıkta bir beni de sende götüren:
ara tara'dan martı diye arattın mı?
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
evet
sonbahar rüzgarında sallanan hüzün tahtıravallisi:
ama çıkan başlıkların hiçbirinde birinci giri onun değil
her ayrılıkta bir beni de sende götüren:
bana biraz müsaade et
her ayrılıkta bir beni de sende götüren:
temiz hava almam lazım
--
balkona çıktım. bir sigara yaktım. sonra düşündüm, ben buraya temiz hava almaya çıkmıştım. neden martıların can yoldaşlarından, beyazlığını siyahlığıyla büünleştiren, birbirini tamamlayan kargaları kandıran korkuluklar gibi ben de kendimi kandırıyordum, bu sigara neyin nesiydi? bu soruyu sorunca eksikliği daha fazla hissettim. evet, o sigarayı daha bir efkarla içime çekemeyecektim artık. tekrar yutkundum. acaba hangi yalnız çocuğun başını okşamak için hangi kuşun kanadına binmişti? yoksa gene zamanın birinde sözlükten kaldırdığı o kıza mı gitmişti? gitmezdi, ona kimsenin midesini bulandırmak yakışmazdı. o ki her çirkinde bir güzellik göstermeyi bilen, her güzelin gönlünü okşayandı.
içeri girdim. elime markerı alınca kendimi kaybettim. sanal dostluklardan ve sanal üç noktalardan nefret etmeye başladım ve bütün duvarlara üç noktalar koydum...