12 mart'ın "
balyozcu başbakanı"dır.
ne hikmetse 1925-1979 yılları arasında yaşadıklarını bir günlüğe kaydetmiştir. yine ne hikmetse sağlığında bu günlüğün basılmasını erken görüp, ölümünden sonra basılmasını istemiştir. nitekim bu isteği yerine getirilmiş ölümünden 25 sene sonra tuttuğu notlar kitaplaştırılmıştır. günlük nedir? kitap hakkında birkaç kelam etmeden önce bunu deyivermem gerekiyor. günü gününe yazılan notlardır herhal. en azından ben öyle biliyorum. sayın başbakanımız da yaşadığı günlere dair anektodlarla dönmüş bize. ona diyecek lafım yok gayrı. ancak objektiflik sanki subjektiflik içinde erimiş gitmiş. günlük değil de savunma metni olmuş kitap.
kitaptan bir bölümü aynen aktarıyorum yorumu da sizindir bundan öte:
"cumhurbaşkanı'na dün gittim. idamlar konusunu açtım. şöyle dedim: 'bu iş yanlış oldu. millet meclisi başkanı işi aceleye getirdi. halbuki ben bütün idam istekli davaların sonu alınsın, kaç idamın yargıtayda kesinleşeceği belli olsun. parlamento ondan sonra tasdik işini ele alsın istiyordum. 30 kişi için kesinleşirse, hepsi asılamaz.
memleketi mezbahaya mı çevireceğiz? şimdi bu üçü asılırsa, belki arkadan gelecek daha ağır suçlulara acıma duyacak. halk bu kadar çok idamdan acıma duyar. şimdi bu işi senatoda yavaşlatalım."
bilmem mealini yapmaya gerek var mı? başbakan kendisini deniz ve arkadaşlarının idamına karşı çıkan biri olarak göstermeyi tercih etmiş nedense. hani sütten çıkmış ak kaşık durumları. nitekim tarih sayfalarında yerini çoktan almıştı erim erim eriyesice nihat erim. böyle dökmüş satırlara o dönemki düşüncesini de niyeti açık aslında. fikriyle zihri bir olmadığından söyleyememiş herhal. ne peki aslında aklından geçen:"bu üç kişi asılsın; ama yeter mi? yetmez daha fazlası asılmalı; ama sırası mı? tabi ki değil. öyleyse beklemeli."