1. yıllaaar önce bir yakınımızın nişanıydı. yakınımızın müstakbel karısıyla olan nişan gecesi vardı o akşam. çıktık gittik ankara sokaklarında. yağmurlu, kasvetli bir gündü. arabanın camlarından dışarı sabitlenmiş, tek bir ses çıkarmadan yolu izliyordum. camları yağmur damlaları suluyordu. teyzemler yok efendim çiçek alalım, yok efendim çikolata alalım, yok efendim kuru pasta alalım diyor ve sürekli arabasını gerekli yerlerde durduyordu.

    sonunda dere tepe düz gittik ve olay yerine vardık. apartmana girdik ve temkinli adımlarla kapıyı çaldık. kapının açılmasıyla apartmanın gürültüyle dolması ve benim gerginliğimin artması bir oldu. sonra kapıdan içeri girdik ve ben bir köşeye sıvıştım. orada gördüm o yeşil gözlü kızı. akrabamızdı ve yaşıtımdı. salonda herkesin içinde o bilgisayarla bir şeyler karıştırıyordu. sanki misafir değilmiş de ev sahibiymiş edasıyla ona buna laf yetiştiriyor ve yüzünü geri bilgisayarın ekranına dönüyordu.

    sonra annem ve ev sahibi teyze de dahil olmak üzere oradaki büyükler beni bilgisayarla oynamak üzere o yeşil gözlü kızın yanına yolladılar. çok sıkılmıştım ve baskıyı tepeden tırnağa hissediyordum. kızın yaptıklarını izledikten sonra birden hoparlörden çeşitli pop şarkılar çalmaya başladı. böyle o dönemin içi boş türkçe piyasa şarkıları. hani böyle dımtıslı şarkılar.

    zaman geçti, ben de elime o fareyi alıp bir şeyler yapmaya başladım. klasörleri karıştırdım. o çok alışık olmadığım boyutun içinde gezinmeye başladım adeta. sonra cesaretim yerine gelmiş olacak ki, istediğim şarkıları açmaya başladım. sonra baktım yanımda o kız yok, ben de rahat rahat şarkıları dinlemeye koyuldum. sıra bir tane şarkıya gelmişti ki; aman allah'ım! işte bu o mükemmel şarkı! vanmoğnayt, vanmoğtaym. o ses, o armoni... beni benden almıştı. kesinlikle içim geçmişti. adeta o çikolata reklamlarında çikolata yiyen yalancı karılara dönmüştüm.

    birden müzik kesildi ve kulaklarımda o elektronik sazlar, o bilindik çıstak ritimler çalmaya başladı: ankara havasıydı bu. bir baktım kız gelmişti. kızın gözlerinin içine tüm sinirimle bakıyordum. o ise bana "o ne biçim şarkıydı, bu daha iyi" demekle yetindi. bu çıstak ritimleri yamış yamış "arabada 5 evde 15" şeklindeki vokaller izledi. herkes içi geçmiş yüzünü gözünü belerte belerte oynuyordu. kimsenin umrunda bile değildim. sonsuza kadar olmayacaktım. o şarkıyı bir daha dinleyemeyecektim belki de. ve belki de en iyisi buydu.

    sonra yıllar geçti o şarkıya geçen sene phil collins'e merak saldığım bir sırada rast geldim. bu oydu! defalarca dinledim şarkıyı ama gelin görün ki aklıma sürekli o mayışık nişan gecesi geldiğinden bu şarkıyı o günden sonra dinleyemedim.

    pis kız! kaka kız! o şarkı belki de benim en favori şarkım olacaktı! aşşağılık yaratık! öhöm. neyse efendim tanıma gelelim:

    bana göre "one more night", o kıza göre "arabada 5 evde 15".