manhatten'ındaki harlem semtine gece gitmek için üç okka taşak istenen ,barlarında new york yankees beyzbol takımının maçları izlenip, mavra yapılan güzide amerikan metropolü.
bu arada not: new york derken kastedilen new york citydir aslında.
adı geçen beş bölge güvenlik açısından brooklyn > staten island > manhattan > queens > bronx şeklinde sıralanır. staten island çoğu amerikalı ve new york'lu tarafından nyc bölgesi olarak bile kabul edilmez. brooklyn diğerlerine göre daha nezih, birçok romantik komedi türü filmin geçtiği 2-3 katlı evlerin bulunduğu bir bölgedir. manhattan herkesin bildiği üzere gökdelenlerin ve central park'ın bulunduğu alanları kapsayan bir bölgedir. bronx ise salt nyc'nin değil bütün amerika'nın en sakat bölgelerinden biridir. nyc'de bulunmuş bir arkadaşımın bölge hakkında dediği aynen şudur: "bronx'ta erkek doğduysan hırsız, kız doğduysan orospu olursun." bunun yanında jennifer lopez'in de bronx da doğmuş olması ilginç bir tesadüftür. queens bölgesi ise brooklyn ile bronx'un arasında bazı yerleri sakat, bazı yerleri nezih bir bölgedir.
eskiden iç savaş harici bir sorunu olmayan amerikanın savaşsızlığı sebebiyle altyapısı binaları ile dünyaya fark atmış şehir.
(bkz: http://wirednewyork.com/...)
bu linkteki resimlerin altındaki tarihlere bakmanızı öneririm.
ek: ha binası altyazpısı güzel olsada insanlık açısından kendileri 100 yıl geridedir dünyadan.
filmlerde sürekli gösterilen bu yüzden herkesin gitmeye can attığı gidince de hayal kırıklığına uğradığı şehirdir. zira bütün esprisi o filmlerde ışıklı tabelalardan ibarettir. gökdelenleri manhattan'dadır. binalarında bir ruh yoktur. o ünlü empire state building bile amaçsız yapılmış bir çelik yığınıdır -hani şu filmlerde aşk konusu yapılıp durulan bina . broadway falan da hikayededir ama harbiden fazlaca tiksinebileceğiniz bir gece hayatı vardır zira stand fucking konusunda uzmanlaşabileceğiniz bir şehirdir, metropoldür. statute of libertyde hikayedir zira galata kulesinin manzarasını görmüş birine kendini asla sevdiremez orası bir de iki saat x-ray kuyruğunda bekledikten sonra biz bunun için mi bekledik dersiniz. central parkını birazcık beğendiğimi söyleyebilirim ki gece belli bir vakitten sonra homelessların homeu olur siz de buzz gibi soğursunuz oradan.
abartmıyorum şehirdeki arabaların belki yarısından fazlası sarı renge bürünmüştür yani taksidir.
bence şehrin en önemli özelliği american stock exchangei barındırmasıdır. (bkz: ekonomik başkent)
kimseye zararın dokunmayacak, kimsenin zararı dokunmayacak kadar uzak, her şeyi unutturmaya müsait şehir. hayatın geri kalanı için ne getirir bilinmez ama aileyi ve beyaz peynir'i çok özleten şehir.
her ne kadar kartpostallarda ve filmlerde çekici görünse de aslında yaşamak için pek ideal olmayan yer. ev kiraları çok pahalıdır bir kere; stüdyo apartmana 3000 dolar kadar kıra verebilirsiniz. ayrıca şehrin kalabalığı ve iğrenç trafiği ıstanbuldan daha beterdir. hele arabanız varsa, orda burda yoktan yere trafik cezası yersiniz. sokakta ya da metroda insanların her daim asık suratlarına baktığınızda bu şehirde yaşayanların ne kadar mutsuz olduğunu anlarsınız. akıllı insan burda yaşamaz.
10 senedir yaşadığım ve dünyanın başka bir yerinde yaşamamın bundan sonra zor olduğu, nazarımda dünyanın en muhteşem şehiridir. olmayan şey yoktur. günün her dakikası mutlaka yapılacak bir şey vardır.
new york eyaletinde bir şehirdir. sanılanın aksine başkenti değildir. eyaletin başkenti albanydir. resmi adı the city of new york olduğu için nyc olarak bilinir. filmlerde, internette falan new york diye hep o gökdelenlerin çıktığı yer ise şehrin merkezi denebilecek manhattan'dır. her ne kadar kalabalık, çok hareketli ve gürültülü bir şehir de olsa istanbul'un yanında gobi çölü gibi kalır.