katrina'dan sonra toparlanamayan şehir. nüfusunun çok büyük bir kısmını siyahlar oluşturur. katrinadan sonra şehir nüfusu azalmıştır. öyleki şehir merkezi bile kalabalık sayılmaz. sokaklarda öyle çok şık giyinmiş, zengin insanlara rastlamazsınız. halkı fakirdir. ama şehirdeki bazı mekanlar manhattanla yarışabilecek düzeyde elit ve şıktır. ama şehir insanlarının gelir düzeyleri çok yüksek olmadığından bu mekanlar genelde boştur ya da turistler tarafından doldurulmuştur. canal ve bourbon street en ünlü caddeleridir. katrina'dan önce daha da cıvıl cıvılmış o caddeler. ben göremedim öncesini o yüzden üzülmekteyim. sokaklarda insan kafası büyüklüğünde hamam böcekleri gezer. havası aşırı nemli ve sıcaktır. geceleri caddeleri pek güvenli değildir. her köşede ayyaşlara rastlamak mümkündür. jazz müziğini sevenler için ilk gidilecek şehirdir tabi jazz müziği burada doğmuştur çünkü. barlarda çok iyi müzisyenler, çok iyi jazz yaparlar. hatta sokakta bile jazz vardır. sanki kafanızın içinde hep
louis armstrong çalmaktadır. gece kluplerinin içinde şu an adını hatırlayamadığım bir gay club çok ünlüdür. eğlenmek için güzel bir mekandır. fakat bayan tuvaletlerinde içeride kapı denen birşey yoktur. hatunlar hep beraber işerler falan gariptir. bizim türk bünyemize elbetteki terstir. oteller ucuzdur. amerika'nın en ucuz otellerine sahip olan tek turistik mekan sanırsam. tatil için gidecek olanlara le pavillon hotel'i tavsiye ederim. tarihi bir oteldir ve çalışanları çok canayakındır. halkı her ne kadar insana itici gelse de gidilip görülmesi gereken bir yerdir. bir de riverwalk market place'de cafe du monde'ye uğrayıp, mississippi nehri'nin kenarında şahsım için bir beignets yiyin lütfen.