kesinlikle multi player oynandığı zaman tadından yenilemeyen bir oyun oluyor..grafikler bir rpg oyun için aşmış derecede güzel olmakla beraber, aranılan çoğu rol yapma özelliklerini de bünyesinde barındıran bir oyun olmuştu..zevkliydi ve devamını dört gözle bekliyoruz..
harita ve senaryo yapmada sunulan olanaklarla frp türünde çığır açmış olan oyun. frp severler zaten oynamışlardır. herkese şunu bunu seven diye ayrım yapmadan tavsiye edilir.
seri artı oy aldığını düşündüğüm ve bunun başkaları tarafından belli olmaması için serinin yarısı oranında eksi oy aldığını yine düşündüğüm yazar.
(bkz: komplo teorileri)
(bkz: şaka yaptım ya)
bard oynatması zor ama bir o kadar eğlenceli oyundur. ayrıca bir ara elf olayım, iki elime birer scimitar alayım, drizzt kıvamında ortamlardan ortamlara akayım diye de bir niyetlenmişsem de oyun bunu yememiştir. denemeyiniz. alınız off handinize efendi gibi bir short sword öyle abarınız.
oyunla beraber iki tane de ayrı oyun tadında expansion pack'i vardır bunun.
(bkz: the shadows of the underntide)
(bkz: hordes of the underdark)
her birini bir kaç defa bitirmiş bir insan evladı olarak class'lar hakkında biraz atıp tutacak olursam.
oyun, masaüstünde bi insan evladı en iyi hangi karakteri canlandırabiliyorsa yine aynı karakterle başarıyı yakalayabiliyor. en saçma örnekle açıklamak gerekirse barbarian ile katliyamdan katliyama koşarken aynı denemeyi ben yaptığımda yeterli başarıyı gösteremedim. aynı şekilde sorcerer ile dünya alemin eline veren ister underdark ister faerun 4-1 yanda her hangi bir lesser god ın eline verebilecek kıvama eriştim. bu noktada gayet taraflı bir yaklaşımla; sorcerer dünyanın amına koyar diyebilirim.
expansion larda ise, harper scout, assassin, shadowdancer, red dragon disciple, pale master gibi prestige class'ları deneme fırsatım oldu assassin hariç hepsine kafam girsin..zira harper scout gibi efsane bir prestige class'ı yeteri kadar yansıtamamışlar fakat assassin oynarken artemis entreri tadı yakalamak mümkün oluyor. en oynanası pc/rpg lerden biridir.
hayırlı bir mesele hakkında bilgi edinmek için yaptığım icq sazanlığı sonucu 2004 yılının baharında, tam da 19 mayısta tanıştığım, yeni yazarlara olan sempatik yaklaşımıyla kendisini daha da sevdiren yeşil gözlü temiz yüzlü insan.
özellikle ilk alındığında, harita ve senaryo yapma özelliğinin boku çıkarılabilecek olan oyun. (hadi şuraya bi ejderha koyiyim, buraya bi tane daha, bi tane de buraya, hadi kırkıncı level aşmış ranger yaratiyim, ohhh savaşsınlar, bakalım nolcak...)
kova burcuna mensup insan güruhunu kurtaran, bu özelliğiyle beni oldukça şaşırtan insan.
prensipleri vardır, kendi doğrularına sadıktır. ölçülüdür, sevgi gösterilerine, yapmacık konuşmalara girmez. samimiyetin kelime anlamını kavrayabilmiş pek az insandan biridir.
çoğunluk tarafından anlaşılamamıştır, buna karşı koyup anlaşılmaya çalışmaz. kapıyı aralar, girmek isteyenin biraz zorlaması gerekir. bunu göze alabilenler pişman olmazlar.
başkalarının kapılarını aralamaya çalışır bazen. yine de asla kaybolmaz koridorlarda...
umursamadığım bir ortamda nasıl olmuş da karşıma çıkabilmiş, nasıl olmuş da bu kadar ısınabilmişim anlam veremediğim insan. umursadığım ortamlarda karşıma çıkanları düşününce tabularımla dalga geçmemi sağlamış kişi.
düşüncelerim, paranoyalarım, hayallerim ile kalabalıktan uzak bir yerde sap gibi dikilen tek kişi olmadığımın kanıtı.
domates hırsızı, patates konusunda paylaşımcı. homme fatal. tth'nin yolundan yıllarca ayrılmamış, kurda kuşa yem olmamış kişi. burdan thh'nin tekrar üyesi olduğumu söylemek istediğim moral kaynağı, morales. mavisi yeşile kayan gözleri annemin dikkatini çekmiş insan.
ben şimdi diyorum ki kendisine, ben, ruhi bey olan ben, -nasılsınız? iyiyim, iyiyim ve ben şimdi neverwinter nights kişisine, sormak istesem cevap versin biraz diye, kimbilir belki bir dizeye, yeter... ruhi bey olan ben soruyorum;
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenberi
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da simdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.