değişik bir karakter bu needless. sabah sabahın köründe metrobüs durağında bekliyor beni. arada beklerken fenalık geçirip ilk bulduğu sandalyeye tüneyip gözden kayboluyor birden hayalet casper gibi. derse geç kalıyoruz bazen onun yüzünden, okulun hemen karşısındaki kafelere sürüklüyor zorla '' gel bir kahve içelim önce, sonra gideriz derse ya. haftaya gene var zaten aynı hoca, üzülme '' diyor gayet bilimsel tanımlamalarıyla. başlıyoruz sohbete sabahın sekizinde. nıetzsche ne demiş, freud neden bir atı öldürücek kadar eroyinin üç mislini alarak ölmüş...anlatıyor durmadan. her zaman anlatıcak bir şeyi var zaten. bu yüzden seversiniz ya bir insanı, önemlidir bu insan ilişkilerinde. kafanızı hep dolu tutar, üzgünseniz başlar gene anlatmaya. '' hiç kivi çayı içtin mi? denemelisin ama az şekerli..'' en dertli anında söyler birden, unutursun her şeyi. sonra dinler uzun uzun '' hallederiz biz ya, ne var yani bu mu sorun der.'' çok bilmiş bilmiş. şekerdir o, hem de en tatlısından. geçen gün napıyorsun dedi? '' sözlükteyim'' dedim. ''ben de geliyorum kanka ayıspsın seni ne zaman yalnız bıraktım'' dedi. baktım bugün sahiden de gelmiş, hoşgelmiş iyi ki de gelmiş. sahi zaten ne zaman yalnız bıraktı ki beni?
edit: ilk entry, mecburi tanım gerekiyor.
tanım: sözlüğe gelip burda da başıma bela olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, 6. nesil yazar. sefalar getirmiş.
kafayı fena halde seda sayan' a takmış yazar, durduramıyoruz. kendisine doğumdününde seda sayan 'lı bir parti düzenleyeceğim, haketti bunu o. öptüm çok.