• videolar

  • görseller

    • ned
  1. the number 23 isimli filmde jim carreynin yakalamaya çalıştığı ancak yakalayamadığı ve hatta hayatının bütün akışını değiştiren köpeğin adı..köpeğin ismine ait harflerin alfabedeki sıralamasını yaparken 3 harfin rakam yerinin toplamı 23 etmektedir.
  2. “ned” basit google tercümesiyle “demokrasi için ulusal bağış,” pratik fakat pek de kullanışlı olmayan ifadesiyle “ulusal demokrasi fonu,” 90 ülkede 1000’den fazla projeyi destekleyen bir amerikan “devlet organı” 1983’te ronald reagan’ın senatoyu ikna edici konuşmaları sonucunda kurulmuş bir teşkilat. bana sorarsanız “amerikan ucuz köle alım merkezi.”
    örgütün, 1945’ten sonra sivil toplumun derinliklerinde gizlenen, nazi savunma refleksinin sempatik vitrini olan alman vakıflarından esinlenerek kurulduğu, başkan yardımcısı david lowe’un verdiği tarihçeden anlaşılıyor. hikâye uzun ve bol akçalı, ancak biz senato değiliz, bize hikâye anlatmasınlar; niyet belli… bizler, abd tarafından parayla satın alınarak köklerinden koparılmaya, köleleştirilmeye ve 24 saat sürekli tecavüz edilmeye çalışılan bir toplumun kaygılı insanlarıyız. bu nedenle, eğer çok geç kalmadıysak bizim biran önce “en deneyimli köle kunta kinte’yi” dinlememiz, “en tecavüz mağduru fatmagül”den bilgi almamız ve “en ideal” hamlemizi yapmamız gerekiyor.
    bunun için dosdoğru 1983’e ilerliyoruz. bizim kitabımızda, bir türk’ün, duvarında “egemenlik ulusundur” yazan milli yasama organı yerine, amerikan senatosundan emir almak yazmıyor. isterse fon niyetine kaliforniya’yı bağışlasınlar. washington’dan finanse edilen bir siyasi hizmetin, amerikan vatandaşı olmayan biri tarafından karşılanması, sam amca’nın, ilerlemiş yaşına rağmen, kunta kinte’nin kuzeni fatmagül’e senato dış ilişkiler komisyonunun kulisinde tecavüz etmesi kadar trajik bir durumdur. bu böylece biline… şimdi bazılarının: “ne alakası var, biri kaçıncı yüzyılda yaşamış bir afrikalı köle, öteki dizi filimde oynayan tecavüze uğramış bir vatandaş… ne alaka?..” dediklerini duyar gibiyim. bir şey demiyorum. fatmagül’ün suçu olmadığı söyleniyor çünkü… ne diyebilirim ki?
    1500’lerde başlayan köle ticaretinin ve gaddar köleciliğin bu ülkeye bıraktığı “mental hastalığı” analiz etmeden, abd’nin dış politikasını anlamak mümkün değildir. abd, her yıl binlerce insanı seçerek amerikan vatandaşı yapıyor. bu beyin ve hizmet transferi, yeniçağdaki köle ticaretine göre daha ahlaklı ve demokratik ise de değişmeyen tek gerçek, amerikalıların, dünyanın geri kalan bölümlerine olan bakış açısıdır. batı avrupa’yı, “atalar dinine” olan saygı ve kültürel kimlikten dolayı göz ardı eden abd’li seçkinlerin gözünde dünya, küresel bir hammadde kaynağı ve açık pazardır.
    adı sivil toplum örgütü olan gönüllü amerikan köleliği sistemi ise dünyanın en ucuz hammadde rezervi olarak görülmektedir. günümüzden 250 yıl önce gemilerle afrika’dan götürülen bir kölenin amerika’ya maliyeti, yakalama, besleme, nakliye, gözetim, bakım, satın alma değeri, alım satım vergisi gibi giderlerle nereden baksanız yetişkin köle başına bugünün parasıyla 20 000 dolardır. daha ucuzunu bulan varsa lütfen organ mafyasına bildirsin.
    amerika’yı muktedir yapan bu sistemle bu ülkeye toplam 12 milyon kölenin taşındığı hesaplanmaktadır. bunun 400 yıldaki toplam maliyeti işletme giderleri ve faiz hariç 240 milyar dolardır. bunu dünyadaki açıklanmış 1000 stö projesine taksim ettiğinizde stö başına 240 milyon dolar düşer. bu kadar parayı, şimdiye kadar hangi stö görmüştür?
    “oh ne ala memleket; bedava sivil hizmet...”
    ha para alıyorlar tabii ama o kadar çok değil. makale, rapor, sunum, seminer filan hazırlayanlar fazla kazanamıyor. organizasyon yeteneği olanlar, eski zamanın köle tüccarları gibi ayarttıkları adam başına para alıyorlar. bir de kaptan ve çarkçı başı, iyi para alıyor. yani stö liderleri, bazı fonları kafasına göre kontrol edebiliyorlar.
    1960’larda orta amerika ve vietnam’da “patlayan” cıa’nın insanları para karşılığı kullanması, milletler için bir tür vatan hainliği sayılacağından cıa yerine yeni ve sempatik satın almacıların pazara gönderilmesi kaçınılmaz hale geldi.
    prof. iskender öksüz, defalarca “sivil” toplum örgütlerinin cıa ile görev paylaşımı yapmasından doğan çelişkiye dikkat çekiyor. “abd’nin işi başından aşmış” başlıklı yazısında, carl gersham’dan naklen, abd’nin “tek egemen devlet” olma yolunda federal bütçeyle desteklediği bu kuruluşları nasıl “güvenlik stratejisi”nin bir parçası haline getirdiğini anlatıyor: (1)
    1986’da ned başkanı olan carl gersham’a göre, “dünyanın çeşitli yerlerindeki demokratik grupların cıa tarafından destekleniyor görüntüsüne girmesi berbat bir şeydi. bu durum 60’larda fark edildi ve bu yüzden bu yöndeki cıa faaliyetleri durduruldu. fakat bunu başka türlü yapabilme imkânı yoktu ve ned bu yüzden yaratıldı.”
    ned’in mevzuat müellifi allen weinstein’ın 22 eyül 1991’de washington post gazetesine yaptığı bir açıklama, ned’in çabalarının cıa kavramından uzak tutulamayacağını ortaya koyuyor. “bu günlerde bizim yaptığımız şeylerin çoğunu, 25 yıl önce cıa gizliden yapardı.” (2)

    işte ned’in bir amerikan devlet kuruluşu olduğu gerçeğini anlatan dış ilişkilerden sorumlu başkan yardımcısı david lowe: (3)

    - senato, ned’e 31.300.000 amerikan doları tahsis etti ve buna karşılık, ned’in yurt dışında demokrasiyi teşvik amacıyla özel örgütlerine para dağıtma ve hibe etme yetkisi verdi..
    vakıf, “birleşik devletler enformasyon ajansı” (usıa) tarafından doğrudan koordine edilecekti.
    - ned, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olarak kurulmuştu. ned'in kuruluşunu, uluslararası cumhuriyetçi enstitü, (ırı) uluslararası özel teşebbüs merkezi (cıpe), uluslararası ilişkiler için ulusal demokratik enstitüsü (ndı) ve uluslararası işler ulusal cumhuriyetçi enstitüsü kurulması izledi. buna sonradan serbest ticaret birliği enstitüsü (ftuı) katıldı.
    - ftuı’dan sonra uluslararası emek dayanışması için amerikan merkezi olarak yeniden düzenlenmiş olan "dayanışma merkezi," bu organizasyona dahil edildi. amaç, siyasi dengelerin abd yararına sağlanmasından faydalanan özel sektörden rahat fon alabilmekti.
    - kongre’den istediği desteği alan ned, demokratik geçişlere yardım amacıyla polonya dayanışma sendikası (lech walesa’nın ünlü solidarnosc’i ş.a.) şili, nikaragua , ve sovyet bloğunun dağılmasından sonra bazı doğu avrupa ülkelerde belirli demokratik girişimleri yürütmek için özel ödenek sağladı. bunun dışında, güney afrika, burma, çin, tibet, kuzey kore ve balkanlarda 2000 yılı sonbaharında sırbistan seçimlerinde önemli bir rol oynadı. (venezüela ve irangate unutulmuş ş.a.)
    - ned, daha sonra, 11 eylül saldırısıyla birlikte, ”üçüncü stratejik belgenin” kabul edilmesinden sonra, özel finansmanla orta doğu, afrika ve asya'da önemli müslüman nüfusa sahip ülkelere yöneldi.
    - ned'in kongre desteği, ilk 25 yıl içinde giderek büyüdü. ekim 2003 yılında “ned’in hayati çalışmalarına destek vermeye devam etmek," senatodaki açık oylamada oybirliğiyle kabul edildi; ned artık partiler üstü olmuştu ve beyaz saray’ın da övgüsünü kazanmıştı.
    - 2003 yılında, çekirdek ödenek ilk defa 40.000.000 doları aştı. buna ek olarak, özel ülke ve bölgeler için özel fon artırımı, 10.000.000 doların üzerinde gerçekleşti.
    - devlet başkan bush'’un büyük ortadoğu projesinde ned’in mühim rolü düşünülerek bütçesinin ikiye katlanması önerildi. 2005 yılında, ned'in çekirdek ödeneği 60 milyon dolara yaklaştı.. 2006’da yaklaşık 75 milyon dolara çıktı ve 2008 yılında 100 milyon dolar seviyesine ulaştı. (1967’de cıa’nın yurt dışında dağıttığı avantanın toplam 10 milyon dolar olduğu düşünülürse, bu yeni operasyonun büyüklüğü daha iyi anlaşılır. ş.a.)
    - bu büyük artış kongrenin girişimiyle geldi. ned, bunun önemli bir bölümünü, ortadoğu'daki programları finanse etmek için kullanıyor.
    lowe’un anlattıkları burada bitiyor. tercüme hataları olabilir; ama bu uyanmaya mani değildir. isteyen aşağıdaki referansların orijinalini bulup okuyabilir. insanlar, “bakalım nolcek” demekten vazgeçmeliler artık.

    eğer bilmediği için şimdiye kadar yanılıp da cıa’ya parayla veya gönüllü olarak hizmet eden varsa diye tekrar ediyorum. ned, stratejik planlama dahilinde tamamen amerikan hükümetinin emrinde çalışan ve kongre’nin verdiği izinlerle devlet bütçesinden finanse edilen bir kuruluştur.
    ilk ciddi faaliyetleri, 1992’de soğuk savaşın sona erdirilmesindeki “demokrasi promosyonları” sürecidir. son faaliyetleri ise 11 eylül 2001’den sonra ortadoğu’da ve özellikle de islam ülkelerinde yoğunlaşan genişletilmiş ortadoğu projesidir.
    türkiye’de bazı sivil toplum örgütleri 2006’dan beri, ned tarafından doğrudan doğruya parasal olarak desteklenmektedir. aşağıda da türkiye’de para verdikleri stö’ler ve hizmet satın alma miktarları vardır. adamların yaptığı bayrak bile bize hangi gözle baktıklarının bir göstergesidir.
    ne demek ngo? “hükümet dışı teşkilat” yani, devlet eli değmeden çalışan.. derin devletin oyuncağı olmadan çalışan demek… yani hükümet yönlendirmesi olmadan, toplumun içinden çıkan halka ait, sivil organizasyon demek.. peki ne diyordu allen weinstein:
    “bu günlerde bizim yaptığımız şeylerin çoğunu, 25 yıl önce cıa gizliden yapıyordu.”
    hani nerde sivil toplum?.. cıa, ned diye bir şube açmış; alıyor, satıyor, fonluyor… sokağa döküyor, sokaktan çekiyor, yıkıyor, kuruyor… acz içindeki insanlar da para karşılığında amerika’ya hizmet ediyor. bu arada tehcirden kalma kripto ermenilere ve rumlara da “kendini gerçekleştirme” fırsatı sunuluyor. hainlik eskisi gibi suç olmuyor, hatta “topluma hizmet ediyoruz” avuntusu içinde: “amerika satın alıyor…”
    türkiye’nin durumu diğer satın alınan sivil toplumlara göre daha da vahim. türkiye’nin kendine mahsus eski ve yeni ulusal güvenlik tehditleri var. türkiye’de düşmanla işbirliği yapanlar geçmişte de oldu. türklerle bir arada yaşama iradesini terk eden ermeniler, 1915’te tehcirle, yunan bayrağı sallayan rumlar, 1923’te mübadeleyle gönderildi. bunlar ulusal devletin kuruluş hamleleriydi. içeride kullanacak yandaş etnik unsur bulamayan ingiltere ve abd, “zayıf karakterli ve paraya muhtaç müslümanları ermenileştirme stratejisi”ni uygulamaya koyuyorlar. bu, bir tür “sentetik ermeni üretme politikası”dır ve kısmen de başarılı olmuştur. 2001-2002 krizleri, akp’nin doğuşu, ergenekon ve balyoz davalarının ardındaki demokrasi sevdası, undp merkezli anayasa reformlarında koparılan fırtna, ermenilere, misyonerlere ve sivil toplum örgütlerine “dokunanın yanması” hep bu stratejinin aşamalarıdır.
    12 haziran 2011 seçimleri, bu yüzden bir sivil kurtuluş savaşıdır. türk halkı, ya uyanarak, oylarıyla içine akp’li vatanseverleri de alan “milli demokratik cephe”yi oluşturacak, ya da amerikan milli menfaatlerine hizmet eden bir “poliarşi” için cıa’nın 9/11 koduyla icra ettiği “sivil” tecavüzün acısını yaşamaya devam edecektir. keşke fatmagül’ü de bu kadar uyaran olsaydı.
    sakın kimse bana abd’nin faziletinden veya ned güdümündeki stö’’lerin masumiyetinden bahsetmesin. üçüncü dünya ülkelerinin mezarlıkları, ned’in yani sivil görünümlü cıa’nın kullanıp çöpe attığı “iyi niyetli” sivillerle doludur.
    tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır. geçmişte moskova hayranlarını uyardığımız gibi amerikan sivil toplum örgütlerini bir kez daha ikaz ediyoruz. sonu belirsiz parlak vitrinli amerikan maceralarına kapılıp da… anavatanınızı satmayınız. burası, benin, togo, sierra leone değildir. maksat farklıdır. sonra bu mübarek toprağa hasret kalırsınız da…
    “ceviz ağacı… çınar ağacı…” deyip durursunuz!.. söylemedi demeyin!

    08 nisan 2011