konusu şöyle;
adalet sembolu gözleri bağlı, bir elinde terazi diğer elinde kılıç tutan narin hatun heykeli istanbul sokaklarında ilerlerken.
o heykele önce trafik canavarı çarpıyor, kızın elindeki kılıç fırlayıp kayboluyor, sonra motorsikletli bir kapkaççı terazisini çalıp kaçıyor. bir sapık kızın kalçasına çimdik atıyor, adalet’in sembolu naif hatun, yine gözleri bağlı ama darmadağın bir halde yürürken bu kez de rögar kapağı olmayan kanalizasyon çukuruna düşüyor. oldukça güzel hazırlanmış, iyi dokundurmuş bir animasyondu açıkçası.
ben bunu onca zaman sonra neden hatırladım onu açıklayayım:
ağustos(2007) ayında kocası ve çocuklarıyla alışveriş yapmaya giden 24 yaşında bir genç kadın, özdilek alışveriş merkezinde kocası tarafından ve çocuklarının gözleri önünde 12 kez bıçaklanarak ağır yaralanıyor. nedeni ise kadının orada bulunan bir erkekle cilveli bir şekilde konuşması, sonuç 9 eylül üniversitesi hastahanesine apar topar gelen bir ambulans, ne olduklarını nerede olduklarını şaşırmış iki çocuk ve ölü bir kadın. o tarihte annemin kalp rahatsızlığı nedeniyle hastanedeyim ben ve ambulansın gelişini, çocukların yüzlerini, diğer aile üyelerinin çığlıklarını unutumayanlardan biriyim. bu sebeple davasını kendimce takip ediyordum açıkçası.
neyse sonunda duruşma karara bağlandı ve 15 yıl hapis cezası alan adamın cezası 10 yıl indirildi, nedeni ise bu öldürülen kadının otoparkta başka bir erkekle konuşması ki, olaya şahit olanlar bunun gayet nomal bir konuşma olduğunu söylüyorlar, ama yüce mahkeme adalet ablanın yüce temsilcileri, bunu tahrik olarak sayıyorlar "cilveli " bir şekilde başka bir erkekle konuşmak cinayete sürükleyebilecek bir tahrik olarak görülüyor, 10 sene indiriliyor bu katilin cezası. yani koca cilveli konuşuyordu diyor sadece kocanın tanıklığı yetiyor. ki zaten berbat bir evlilik, sürekli dayak yiyen bir kadın sebepli sebepsiz bunu da söyleyen olaylara tanıklık edenlerken kocanın dediğini esas sayıyor yüce mahkeme.
ve bu durumda kısa ve öz bu geliyor aklıma, ne yitik komşumuzdun sen adalet abla.
"hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
bu, afyon ruhu gibi baygın ülkeden,
hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
hülyasındaki geniş karanlık kahreden
bağlı gözlerin, bozuk terazin ve körelmiş kılıcınla
ne yitik komşumuzdun sen, adalet abla!"