1. günü yaşamanın ötesinde, geleceğini de düşünüp, tahmin edip, hesaplamak gerektiğini hatırlatır bana. ağustos böceği olmak yerine, tecrübelerden çıkarılan çoğunlukla acı olan derslerle geleceğe hazırlanmak gerekir. keza ölene değin herkesin bir gelleceği olacağından, bu süreç de hiç bitmeyecektir. ta ki garantiye alana kadar.
  2. hayatın gerçek yüzünü kavramak, hayal dünyasından az da olsa kafayı kaldırmak.

    günümüzde bu cümleyi kullanabiliyor muyuz hiç?
    zannetmiyorum...
    bazıları kullanıyor olsa bile hala gerçeklerin farkında olmayan insanlarla dolu çevremiz.
    gerçek ne olacağımda, ne oldumda değil.
    belki biz bu hallere düştük ama geleceğimiz hala kendi ellerimizde.
    geleceğimizi kaybetmeden kendimize soralım lütfen;

    acaba gelecekte bizi neler bekliyor hele ki bu nisan ayı seçimi sonrası?
  3. bu konuya bir hikaye ile açıklık getirmek isterim.

    kavağın yanında bir kabak filizi boy göstermiş.bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
    yağmurların ve güneşin etkisi ile müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavakağacıyla ayni boya gelmiş.bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

    -''sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?''
    -''on yılda''demiş kavak.

    -''on yılda mi'' diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
    ''ben neredeyse 2 ayda seninle ayni boya geldim bak.''

    -''doğru ''demiş ağaç.''doğru''
    günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye başlamış sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.

    sormuş endişeyle kavağa:
    -''neler oluyor bana ağaç?''
    -''ölüyorsun ''demiş kavak.

    -''niçin?''
    -''benim 10 yılda geldiğim yere 2 ayda gelmeye çalıştığın için.''
  4. bu güzel lafta atlanan bir şey var; o da şimdiki zaman. varsayalım insan "ne oldum" değil de "ne olacağım" dedi. insan bu, çıkar ağzından. üstelik tavsiye edilen de bu. iş bitiyor mu? bitmez. "ne olacağım" demekle iş miş bitmez. insan bu yüzden ne olacağım değil, "n'oluyo lan?" demeli. şöyle bir etrafına bakmalı, sağdan soldan gelen atak var mı kollamalı. onu demezse ne olacağının bir önemi kalmaz. berbat biri olur o insan. hiç olmadı pis dayak yer.
  5. son derece hatalıdır. bu yaklaşım: "siktir et hayatı, git bodoslama." manasına gelir. hayatla ilgili bir değerlendirme yapma imkanı vermez. iyi-kötü, başarılı-başarısız gibi bir ayrım mümkün olamaz. misal kişi "ben müdür olacam" deyip üç yıl sonra travesti olduysa, bu yaklaşımla ancak "travestilerin kraliçesi olacam" diyebilir.

    insan ne oldum da diyebilmelidir. hem de sık sık demelidir. böylece koyduğu hedefler konusunda ne aşama kaydettiğini, doğru yolda olup olmadığını takip edebilir. hayatının kontrolünü daha sıkı eline alabilir. hani işin ucunda götü kaptırmak var.

    bunun alçak gönüllülükle de bi alakası yoktur.
  6. + rüstem abi şeytanın bacağını kırdım mili oldum aaaaağğğbei
    - yaşşa emrah be! küçük değilsin artık sen koskoca adam oldun, korundun di mi aslanım?
    + yok hiç korunmadım ben aağğbi
    - ?!??
  7. bir belgeselde izlemiştim. bir babun komününün günlük yaşantısını konu alan bu belgeselde hayvanların çiftleşmede sınır tanımadığı gösteriliyor. babunun bir tanesi krallığını ilan ediyor. güçlü, kaslı bir erkek. baktığı yerdeki babunlar kafasını çeviriyor, göz göze bile gelemiyorlar. neyse bu şanını ifade etmek için ağaca çıkıyor. ağacı sallıyor, tepiniyor, kıçını yırtıyor. adam biraz vakur olur, hiyerarşinin başısın. yok efendim dinlemiyor paso çığıran bir tip. sonra haşin bir şekilde ağaçtan iniyor. gerine gerine yürüyor. ardından dişiler patır patır düşüyorlar yanına. abi haşin bir şekilde hepsiyle ilgileniyor. onlar yetmiyor bir de erkekleri sıradan geçiriyor. abartısız anlatıyorum. sonra yine ağaca çıkıyor. yorgunluk belirtisi yok. yine aynı sahneler. şımarık hareketler. derken bir babun uzaklarda beliriyor. gurbetten yeni gelmiş. sırım gibi. uzakta kalıyor bir süre. akıllı, etrafı süzüyor. kralı gözlemliyor. gözünü de kaçırmıyor efendiden. kesişmeler gün içerisinde devam ediyor. bir baş kaldırma olduğu ortada. velhasıl sonra bunlar çıkıyorlar er meydanına. bir iki hırlaşma ardından ölümüne bir döğüş peyda oluyor. can hıraç mücadele sonunda ikisi de yara alıyor ama bizim gurbetçi eski krala fena kötek atıyor. sonra da "yaylan ama toz kaldırma" maiyetinde bir bakış ve ağaçta liderliğini ilanı ediyor. bu da bir-iki bağırıyor lakin zaferini abartmıyor. final sahnesi ise şaşırtıcı. abim kaptığı koltuğun gerekliliklerini yerine getiriyor. önce dişileri sonra erkekleri sıradan geçiriyor. beni şaşırtan ise eski kral da bundan nasibini alıyor. bir gün önce kralsın bir sonra çiziyorlar işte adamı. o yüzden ne oldum değil ne olcam demelisin.
  8. bir kızılderili der ki;

    sular yükselince, balıklar karıncaları yer...
    sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
    kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir..
    çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir..