|
|
- hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
kapanırdı daha gün batmadan kapılar
bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla
eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
güneşin batmasına yakın saatlerde
yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
bahçede akasyalar açardı baharla
ne şirin komşumuzdun fahriye abla
önce upuzun sonra kesik saçın vardı
tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
içini gıcıklardı bütün erkeklerin
altın bileziklerle dolu bileklerin
açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla
gönül verdin derlerdi o delikanlıya
en sonunda varmışsın bir erzincanlıya
bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın
hala dağları karlı erzincanda mısın
bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
hatırada kalan şeyler değişmez zamanda
ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla(gülümsün, 17.03.2005 10:06 ~ 31.03.2008 09:12)
- filme aktarılan tek şiir. lisedeki edebiyat hocamız söylemişti.
(viola, 20.10.2005 23:21)
- yavuz turgul'un beyaz perdeye aktardığı dıranas şiiridir. şiir ne kadar güzel de olsa, nedense film ile akıllarda yer etmiştir. film için tarık tarcan'dan başka mahalle çapkını yakıştıramayan yavuz bey, her nedense fahriye abla*, mehmet* konusunda sanırım en yerinde tercihleri yapmıştır. bazı sahnelerini gerek baba faktörü, gerek sansür yüzünden hiç izleyemedim nedense. hala merak ederim o terkedilmiş evde mustafa ile fahriye abla ne yaptı mesela.
(kuzudis, 06.01.2007 11:35 ~ 11:35)
- ilk annemlerin yanımda izlediğim, meşhur kafayı araba camına sıkıştırarak tecavüz etme sahnesinde utancımdan yerin dibine geçtiğim (takribi yaşım 13 o anda) bugün bi daha verseler seyretmeyeceğim bir film...
- en sonunda varmışsın bir erzincanlıya'' dizesi ile erzincanlıları küstürmüştür.hatta o kadar ki,dönemin erzincan valisi,şehrin sadece deprem ve fahriye abladan başka tanınmamasından yakınır.
halbuki bi önceki dizenin sonunda geçen ''delikanlıya'' ile tek uyumlu il (adıyaman henuz il değil ve van ise çok kısa) sadece erzincandır.
- gözleri, dişleri ve akpak gerdanıyla gayet güzel bir komşumuz, ablamız.
(nox, 07.05.2007 19:55 ~ 19:55)
- 'hatıralarda kalan şey değişmez zamanla ' derken; aslında hepimizin bir fahriye ablasının oldugunu anımsatır, şair. öyle fiyakalı bir hatun ya da adam geride kalmış, hatırlara kazınmış ama hep o günkü güzelliğinde/ yakışıklılığında, havasında. sanki, endamını gösterse sokak başından, bütün sokakta fırtına kopacak, onun kokusuyla. buram buram hasret ve sevgi ile bütünleşmiş geçmişten bir an. ne kadar zaman geçerse geçsın o hep güzel, şirin, çapkın, vefalı bir komşudur. yüreğin en kuytu koşesidir. içimizdeki fahriye abla, baştan aşağıya bir sığınaktır.
- ahmet muhip dranas şiiridir.
çok güzeldir, bir çocuğun saf gözleriyle gördüğü kadını ve o kadına duyduğu aşkı, hayranlığı anlatır. geçmiş güzel günlere götürür insanı. "bir zamanlar mahalleler vardı" dedirtir...
film içinse mujde ar kesinlikle doğru seçimdir. ne de olsa kendisi "bir kuşağın fahriye ablası" olmuştur.
şarkıyı ise timur selçuk'tan dinlemek gerek, geçmişte yaşamayı sevenler için hoş olacaktır.
- şarkının özdemir erdoğan tarafından seslendirilen hâlini dinlemek, dinlemek, dinlemek gerekir.
eh be özdemir erdoğan, bir şiir bu kadar mı güzel şarkılaştırılır!... dinlemenin tadına doyum olmaz.
80'lerin tuhaf ruhu yavuz turgul'un filminden imgelerle ve edebiyatın erişilmez melankoli ve çocukluk neşesi duygularıyla kaynaşır bu şarkıda...
- (bkz: rahmiye abla)
|