en baştan almak gerekirse eğer, önce kanal d'de tuncay özkan ve ekibi ile birlikte kanal d gün arası, kanal d gece haberleri, kanal d sabah gibi bir çok kanal d haber kuşağında gördüğümüz, o zamanlar pek bir pejmürde, pek bir evimin kızı durumunda bazen bir body, bazen bir t-shirt giyerek haber sunan, aynı dönemde kanalda yayınlanan nba maçları esnasında ismet bademin ağzından kaçırdığı kadarıyla ender bilgin ile sevgili olduğu bilinen daha sonrada tuncay özkanla show haber'e geçerek daha bir kadınlaşan, olgunlaşan ama yine öğle ve gece haberlerini sunan ve bu dönemler içinde beni uykusuz bırakan, okula gitmek için sabah altıda kalkması gereken beni gecenin üçüne kadar bekleticek kadar uykusuz bırakan ve unutmadan bu dönemlerde genelde uzun saçlıydı güzel nazlım* neyse, show'dan tuncay özkan'ın kovulmasıyla ayrılıp daha sonraları sky türkte yine gün arası haberlerini, öğlen özel bir program, en sonda banu güven'e rakip olarak bir gece programı yapan, şimdilerdeyse fox tv'de ana haber sunan, dünya'nın en güzel, en naif, en şeker, en kırılgan, en titiz en bi şükela spikeri.
dillendirdiğim üzre kendisine lise yaşamımdan beri aşığımdır. şu an 23 yaşında olan ben kulunuz bu insanı görebilmek için bir gün kopup istanbul yollarına düşecek. bu muhteşem insanın en çekici özelliği o düzgün türkçesi yanında patlak patlak olan siyah gözleridir (ki yeşil gözleri severim ama nazlı ayrı*) ayrıca şu kakül denen şeyden yapmıştı bi kaç ay kadar önce ve kendisini yıllardır tanırım hiç bu kadar güzel olduğunu görmedim diyebilirim, şu aralar uzattı ama neyse. bu arada bir kız kardeşi vardır eda adında, annesi'nin yani kayın validemin adı da nurten'dir* ve en son galatasaray üniversitesinde yüksek lisans yapardı nazlım. umarım başarılı olmuştur. yok olmadınsa ve bunu okuyorsan bir haber et sana yardımım dokunur muhakkak üstün başarıların için. bu arada bazı adaşları gibi * baba torpiliyle direk ana haber spikeri olmamış, anlattığım gibi sıfırdan gelmiştir ana haber koltuğuna, ki fox tv'den ayrılıp en kısa sürede ntv saflarına geçmesi en büyük dileğimdir ama neyse... son olarak, sana aşığım nazlı, burdan seksendört denen hiç sevmediğim grubun bir şarkısıyla seslenmek istiyorum sana,
insanın rüyalarına girecek kadar güzel haber spikeri kişisi.
evet başıma geldide ordan biliyorum. en son gördüğü rüya 8 yaşında freddy krueger tarafından kovalanmak olan benim rüyama girdi bu güzellik.hemde bu sabah.
rüyama gelince, bizim üst kattayız. ben diyim 10, siz deyin 15 kişi var erkekli kızlı. işte müzik çalıyor millet eğleniyor, sohbet, muhebbet, bira, çerez...
oturmuşum yalnız başıma, milleti izliyorum. bir huzursuzluk var içimde, sanki bunlar evin amına koydular annem gelince ne hesap vercem ben huzursuzluğu. neyse sonra yan odadan benim bulunduğum odaya doğru ağır adımlarla elinde çereziyle nazlı tolga geliyor. önce ben gözlerime inanamıyorum ve acaba ordaki 10-15 kişiden hangisinin arkadaşı diye düşünmeye başlıyorum. ama o da ne, o da benim gibi yalnız başına bir koltuğa geçip oturuyor ve insanları izliyor.
ben bir şok daha yaşıyorum böyle bir güzelliğin yalnız olması üzerine ve hemen çekingen bir tavırla sokuluyorum yanına. "merhaba" diyorum. "merhaba" diye cevap veriyor. ben başlıyorum yalakalığa. işte nazlı hanım sizi lise hayatımdan beri takip ediyorum, üniversite bitti hala size aşığım ben, hatta ben lisedeyken siz kanal d'de ferda yıldırım ve şebnem arda yakuphan ile haberleri sunardınız diyorum durup dururken sanki onu hep takip ettiğimi ispatlamak çabasıyla...
konuşçak bir şey bulamayıp sözlükten bahsetmye başlıyorum. "senin hakkında uzun bir giri yazmıştım okudun mu onu?" diye soruyorum. "o sen miydin?" diyor bana. cevap veremiyorum, mahzun mahzun bakıyorum o güzel gözlerine sadece. bu konudanda fazla bir şey çıkmayacağını anlayarak, işte annene, kardeşine selam söylersin eve gidince falan diyip onları tanıdığımı hissettirerek başka şekillerde yalakalıklarıma devam etmeye başlıyorum. ama yalakalıkların faidesiz olucağını gösteren tokat gibi bir cümle ediyor "tamam kes yalakalık yapma küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif". bunun üzerine ben bir şok daha yaşıyorum tabi. ama şok terslenmemden değil, nazlı tolga'nın benim adımı bilmesinden, bu az bir şey mi allah aşkına... sonra ben tolga çevik edasıyla "-ee galatasaray üniversitesinde yüksek lisans yapıodun ne yaptın onu" diye soruyorum. o da "ya o göstermelik bir şey, öylesine, pek önem vermiyorum ona" diyor. sonra "ya sen hangli üniversiteden mezunsun" diye soruyorum, söylemiyor, bir kağıt tutuşturuyor elime, içinde el yazısıyla kendine ait bazı bilgiler var, ben bakıyorum bu kağıda ve "el yazın ne kadar çirkinmiş" diyorum. cevap vermiyor. biraz öylesine bakınıyoruz etrafa..
5 dakika kadar geçiyor böyle. benim artık canım sıkılmaya başlıyor tabi, hep havadan sudan, hep yalakalık nereye kadar diyorum ve muhabbeti derinleştirmeye başlıyorum. "ee nazlı ender bilgin sevgilindi bi aralar, noldu hala onla mısın?" diye soruyorum, "aman salla u... onu, geçti o, eski mezvu" diyor. ben artık burda nazlı hakkında kafamda yorumlar yapmaya başlıyorum. "ne kadar cüretkar, ne kadar kendine güveni yüksek bir insan" diye geçiriyorum kafamdan. kendisine olan hayranlığım 2 kat daha artıyor...
sohbet muhabbet zaman geçiyor. saat geç olduğu için nazlı "artık kalkayım" ben diyor. ben tam gitme, kal, beni yalnız bırakma dicekken rüya bitiyor ve ben uyanıyorum.
sonrası türlü sinkaf ve küfür.ama devamında güzel bir gün. hala rüyanın etkisindeyim.
edit: yazıdaki kopukluklar benim ökküzlüğümden türkçe cahallığımdan değil, rüya'nın kopukluğundan kaynaklanıyor. mesela ben o bana verdiği kağıttaki kendine ait bilgileri neden "el yazın ne kadar kötüymüş" diyip geçiştiriyorum anlamadım. keşke baksaymışım.
hep bu saatlerde bir sızı oluşuyor kalbimde
sen geliyorsun kolay mı 18:45'de
seviyorum güzel gözlerini fox tv'nin içinde
ayrıl şurdan ntv'ye geç artık,
o zaman vericem yanaktan bir öpücük bi kerede...*
19 ocak karşıyaka beşiktaş maçına gitmememin tek nedeni olan aşmış spiker. ne alaka mı?? şu alaka.
efendim bu maçı beko basketbol ligi yayıncısı olan ntv yayınlamaktaydı. ve bir süre önce spor servisinden bazı kopmalar sonucu (bkz: murat murathanoğlu)(bkz: yiğiter uluğ) yerine işe alıncak kalifiye spor spikerleri aranıyordu. o aralarda eski nba yayıncısı olan kanal d'de spor servisinde çalışan ender bilgin en uygun olan isim olarak görülüp, bu kopan arkadaşlar yerine ntv ailesine katılındırıldı. işte sorunda bu aslında. bu maça ender bilgin kardeşimizi layık gördüler. evet terbiyesizliğe bakar mısınız?? benim vatanıma, yuvama, arenama ender bilgin'i yani sevdiğim kızın eski sevgilisi* olan ender bilgin'i maç sunmaya gönderip beni bir godoş, kavat durumuna düşürdüler. arsız ibneler.
ayrıca burda ntv'nin yapmak istediği ikinci şeyide anladık. bizi salak yerine koymaya çalıştılar ama yemedik. yaptıkları ikinci arsızlk neydi, cani herif'i yani karşıyaka'nın muhteşem taraftar desteğinin önemli yapı taşlarından biri olan beni tribünlerden uzak tutup tribünleri başsız bırakmaktı.yemedik...
beni arenadan maç sırasında aradılar. işte gel abi köpeğin olalım, maç gitti gidiyor sana ihtiyacımız var bla bla bla... gitmedim, neden gitmedim çünkü eğer gitseydim, tribünlerde korumasız biçimde oturup o garabet sesiyle maç anlatan ender bilgin'e saldırabilirdim. bu konudaki korkum ender bilgin'in ağzını burnunu kırıp onu hastanelik ettikten sonra hapishaneye düşmek değil. hapisaneye düşüpte nazlı tolga'yı bir daha görememek ve bir daha hiç o tribünleri yönetememekti.
ayrıca ntv sevdiğim, canım cigerim bir kanal olduğundan onlarıda bir maç sırasında spikersiz çük gibi ortada bırakmak istemedim.
evet istemedim ve o yüzden maça gitmedim. nazlımı, yakın zamanda transfer olucağı kanal olan ntv'yi ve karşıyaka tribünlerini düşündüğüm için kendimden ödün verdim ve gitmedim. ha bugün olsa bugün giderim bak çünkü biraz önce sunduğu nba maçında bir daha dinledim ender bilgin'i ve onun sunduğu maçtan 10 kat daha iyi maç sunabileceğimi anladım.zaten biliyordum da iyice emin oldum.neyse...
dünyaya gelmiş ve gelebilecek en güzel kadın olan spiker kişi.
işine karışılmasından nefret eder nazlı.kafası atar, dalası gelir karşısındakine, gözlerinden nefreti sezebilirsiniz.neyse güzel nazlım bugün koyu gri giyinmiş, o kahverengi'nin en güzel tonlarında olan saçlarını açmış, gözler yine patlak patlak.her zamanki gibi işte, güzel çok güzel. ah ahh...
tribünde bariz ofsaydı görmeyen yan hakeme küfür etmek kadar güzel olan spiker kişi.
şu sıralarda fox haberi sunuyor. bir yandan ona bakıp bir yandan bu giriyi giriyorum. dağıldım adeta. krem rengi bir insana bu kadar mı yakışır?? inanamıyorum, nasıl bir güzellik bu. saçlarınıda kestirmiş biraz ama yine güzel, yine çok güzel.
hani herkesin bir platonik aşkı olur ya,
seversin, kavuşamazsın,
en kötüsüde kavuşma ihtimalin dahi yoktur.
sevmiyordur seni işte ya sevmiyordur,
yüzüne söylemiştir bunu,
"unut beni, sevmiyorum seni"...
yinede onun bineceği otobüsü beklersin
514 olur numarası velevki.
anlamıyor musun? seni sevmiyor der en yakın dostun,
anlamazsın ve sen yine onu düşlersin,
gözlerini görmeyi umarsın,
umarsızca, zamana aldırmadan.
işte öyle bir sevda benimki,
saf, temiz ve zararsız...
"belkiler" üzerine kurulmuş...
(bkz: @1456835)
seviyorum seni,
ama ekmeği tuza banmak gibi değil benim sevdam
ya da geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzını musluğa dayamak değil.
daha farklı bir şey benimki ya, anlatamıyorum
şair demiş ya başka türlü bir şey benim istediğim,
işte öyle bir şey bu,
değişik
ismi yok
kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerdeyim tam olarak.
bir şeyler var biliyorum, uzağındayım anlıyorum
anlatmıyorum...
dünya'nın en güzel bayan'ı olmasına rağmen, mütevazı kişiliğinden hiç bir şey kaybetmeyen, mümtaz spiker kişisi.
aslında hayatımda her hangi bir kız arkadaşımı kıskanmadım. kıskanmamda. çünkü kıskançlığı acizlik olarak
görmüşümdür hep, kendine güvensiz insanın sığınağı.
ama 9 yıldır tutkunca aşık olduğum nazlı tolga'nın her gün televizyona en güzel haliyle çıktığında onu benim dışımda on binlerce kişi'nin daha izlediğini ve belkide kendine kendilerine "of ne güzel kızmış bu ya" diye söylenmelerini beynimde tasvir etmem anındaki delicesine kıskançlık...
ben 99 depreminde tanıdım nazlı'yı ilk olarak. tabi daha küçük arkadaşlar bilmezler eskiden
şimdi sadece kofti dizi, abidik gubidik show ve kadın programı yapan ulusal kanallar saat başı haber verirlerdi bize. işte 99 depreminde kanal d'de şimdilerde habertürk de sabah haberlerini sunan ferda yıldırım ile değişimli olarak saat başı haberlerini sunuyordu nazlı tolga. o felaket haberlerini, depremde binaların altında kurtarılmayı bekleyen insanları yaşlı gözlerle sunuyordu nazlı. işte ben o zaman aşık oldum bu güzelliğe. değişik bir şey bu ya.
önceki gece net'te kendisi için neler yazılmış ya da bir şeyler yazılmış mı diye dolandım biraz. evet bazı forumlarda nazlı tolga'nın en güzel haber spikeri hangisi gibi anketlere konu olduğunu gördüm, gerçekten sinirlendim. çünkü hiç bir zaman onun sadece güzelliği için hayran olunabilecek bir ekran yüzü olduğunu düşünmedim ben. ona hayran olma aşık olma nedenim, ne o hala orijinal tonlarında olan saç rengi, ne patlak patlak siyah gözleri, ne de güzel yüzü..
tamam bunlar büyük etkenler, sonuçta onun sadece bu özelliklerini görebiliyoruz haber sunarken. ama benim ona
aşık olma nedenim asla ve asla sadece bunlar değil. aşık olma nedenim mesela hala saçlarının orijinal renginde olmasındaki saflık, çok güzel bir kadın olmasına rağmen hiç bir zaman vazgeçmediği mütavazılığı, hanfendiliği, güzel sesi ve estetik yaptırmadığı o hafif kemerli burnu...
mesela show tv'de çalışırken bir haberini hatırlarım. ben diyim 5 siz diyin 7 yıl öncesi. haberin başlığı "1,68 2,06'ya karşı". haberin muhabiride kendisi. hidayet türkoğlu'nun nba'e gittiği ve iyice popüler olmaya başladığı ilk yıllar. mevsim yaz. gitmiş nazlı onunla bir röportaj yapmaya. işte kariyer hedefleri bir gün all-star olup olamıyacağına dair sorular falan filan. sonra çıkıyorlar sahaya. nazlı eline alıyor basket topunu potaya atıyor, ama atış tam bir çocuk gibi, basketbolu biraz bilenler anlarlar hani şu göbekten çıkan şut var ya işte öyle. hidayet öyle olmaz diyor gösteriyor nasıl atılıcağını. gülüşüyorlar falan ama çok samimi, sanki muhabir değilde mahallemizin kızı gibi. sonra kanal d'de çalışırken beni çok etkileyen bir duruşu vardı hep. siz beni gece'nin körüne kadar 10 dakikalık haber için bekletirseniz bende böyle çıkarım duruşu. mesela bir gün açık mavi üzerine mor ve pembe çiçekler olan bir bluzla gece haberlerini anlatmaya çıktığını hatırlıyorum. makyajsız, saçlarda fön yok.
şimdi fox tv ana haber'i sunan nazlı tolga'yı tanıyor herkes. güzelliğinden bahsediyor falan filan. bana öyle boş ve o kadar saçma geliyor ki forumlarda gördüğüm böyle konuşmalar... kimse tanımıyor nazlı'yı ve belkide şu özellikle seçilmiş güzel spikerlerden her hangi biri muamelesi yapıyorlar nazlı'ya. ya da eski bir manken. hayır nazlı tolga öyle biri değil. bu işin her türlü zorluğunu görmüş, kanal d'de şule bulut yaz tatiline çıktığı zaman tatilinden feragat edip yaz boyunca onun yerine haberleri sunmuş, kanal d'de gece'nin dördüne kadar nba maçı devre arasına girsede haberleri sunsam ya da okan bayülgen programını biraz çabuk bitirsede bana sıra gelse diye beklemiş, başka kanallarda işte anlattığım gibi röportajlar yapmış haberin güzel yüzü o. mütevazı yüzü. şimdi fox ana haber'i sunuyor diye birden nerden çıktı bu kız diye mi düşünüyorsunuz.
o sunduğu fox haber'de aslında onun değildi. o sadece hafta sonu ana haberini sunmak için sky türk'den transfer oldu buraya. sosyete'nin ünlü ismi haber spikeri kişisi aslıgül atasagun'un zevki fox tv'de daha fazla haber sunmak istemediği için geçti fox ana haber'ê. böyle bir şansı gelmeseydide muhtemelen yıllarca geri plandaki kimsenin fark etmediği bir spiker olarak kalacaktı. ha ona koyar mıydı bu?
hayır. bu temiz kalpli güzel'e bu da koymazdı, itirazda etmez ve işini en iyi şekilde yapardı.
şimdi insanların onun yüzüne bakmasını hazetmiyorum ya, değişik bir duygu bu. mesela nazlı benim sevgilim olsa sanırım onun saçlarıyla erkek bir kuaförün uğraşmasını, kesmesini, fönlemesini bile kaldıramam. bayan kuaför bul derim.aziz nesin misali bir kıskançlık sanırım bu.
nazlı tolga. böyle bir insana aşık olmamak, uzun zaman içinde belkide benim dışımda kimsenin fark etmediği, adını bile bilmediği nazlı tolga gibi birine aşık olmamak onu tanıyan insanlar için imkansız gibi bir şey sanırım. hele hele herkes televizyon başında şu dizi sizin o dizi bizim dolanırken siz televizyonu sadece ntv ve cnbc-e'den ibaret sanan, televizyonu bir haber ve bilgi kaynağı olarak gören bir tipseniz kaliteli haber spikerlerine hayran olmamak ve nazlı tolga gibi kalitelilerin en kalitelisi ve en güzeline aşık olmamak imkansız sanırım... manken tanımam ama haber spikeri sorun erkek bayan fark etmez hepsinin adını bilirim.
neyse seviyorum bu kadını ben, gerçekten seviyorum...
sen geldin zahur oldu kalbim yine
biliyorum, aslında zahur diye bir kelime yok türkçe de,
ne güzel yap"çtııı" diyorsun sen öyle
gel yanıma, yakından bir yap"çtıı" et"çtii" de de
öpeyim seni alnından bir kere...
nazlı
aşığım sana anlasana
zalimleşme bu kadar, artık bana ulaşsana
laleler kopardım sana doğanın en guzel yerınden
ılık ılık sıcağını hissediyorum kalbimde.
taktım sana anlasana.
oraya gelicem dayanamıyorum sana
lütfeyle bana sevginin bir nebzesini
gelirsem beni yanında ister misin?
aşığınım işte anlasana...
edit: ben bu rezaleti ilkokulda yapmadım ama, nazlıya değer. *
geçen gün arkadaşlar arasında pes turnuvası yaptık 0 puanla sonuncu oldu. çünkü kendisi hiç güzel değil. o yüzden. sözlüğü yeni açanlar için tekrar ediyorum: kendisi güzel değil.
nazlı bir özge candır
karagözlü ceylandır
doyulmaz hüsnü andır
kanılmaz bir içim su
nazlıııı nazlıııı ah nazlı
dillerde söylenen o
yollarda gözlenen o
yürekten özlenen o
her gönülde o arzu nazlıııı nazlıııı ah nazlı
aşıklar levend olsa
sevdalar kemend olsa
birbirine bend olsa
ele geçmez o ahu
nazlıııı nazlııı ah nazlı
şu anda fox tv'de ana haberin tekrarı olması münasebetiyle gün içinde ikinci kez kendisini görerek gaza gelmiş bir vaziyetteyim. karşımda nazlı, kulağımda bu nadide eser...
dünyanın en güzel şiirini, dünyanın en güzel kadınına armağan etmek istiyorum;
öyle bir hayat yaşıyorum ki,
cenneti de gördüm, cehennemi de.
öyle bir aşk yaşadım ki,
tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
bazıları seyrederken hayatı en önden,
kendime bir sahne buldum oynadım.
öyle bir rol vermişler ki,
okudum okudum anlamadım.
kendi kendime konuştum bazen evimde.
hem kızdım hem güldüm halime
sonra dedim ki ' söz ver kendine '
denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
sevilmek istiyorsan, önce "sevmeyi bileceksin".
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
öyle çok değerliymiş ki zaman,
hep acele etmem bundandı
hafta sonlarından nefret etmeme neden olan fantastik güzelliğe sahip spiker kişi.
hakkaten ya, niye hafta sonlarıda sunmuyorsun ki haberleri ?? tamam insansın hatta en güzel insansın. anlıyorum seninde dinlenmen, eğlenmen ve diğer sosyal ihtiyaçlarını karşılaman gerek ama benimde seni görmem gerek nazlı. kınıyorum seni buradan. bak bugün 18:45'de çıkmadın, e özledim. tekrar kınıyorum.*