ı
bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi
lazım insana lazım onsuz yaşanılmıyor
ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi
kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.
bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz
aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz
adını çocuklarımıza bellettiğimiz
bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.
ıı
bir şey daha var yürekler acısı
utandırır insanı düşündürür
öylesine başka bir kalp ağrısı
alır beni ta bursa'ya götürür.
yeşil bursa'da konuk bir garip kuş
otur denmiş oracıkta oturmuş
ta yüreğinden bir türkü tutturmuş
ne güzel şey dünyada hür olmak hür.
benerci jokond varan üç bedrettin
hey kahpe felek ne oyunlar ettin
en yavuz evladı bu memleketin
nâzım ağbey hapislerde çürür.
usanınca gerçeklerin yalanından,
kaygan, yüzsüz baskıdan,
tunç nâzım'ı anımsarım
ve sesini
biraz hançerimsi :
merhaba kardaşım...
ne o, neden yüzün asık öyle
boş ver!
yoksa şiir mi takıldı bir yerde?
gel, birlikte bitirelim.
paran mı yok?
bakarız bir çaresine, dert değil.
kız mı?
aldırma bulunur..."
oysa asıl kendisinde var bir şey,
içini kemiren
yüz çizgilerinden dehşetle akan :
hepsi iyi de,
şu yürek ağrısı...
adam sen de
ağrıyadursun, yaşıyoruz ya..."
kimisi için şiir bir roldür,
kimisine bir dükkân,
kazançtır.
onun içinse ağrıdır şiir,
rol değil.
nâzım'ın yüreği de ağrıdı durdu işte.
üzerine titreyen doktoru bir gün,
hani pek de güvenemeyerek,
uyarmıştı beni :
"bakın" demişti,
"keskin konulardan kaçının ki
ağrımasın nâzım'ın yüreği..."
hey gidi doktor...
hastanız gitti.
yaramadı çabalarınız.
yüreğiyse onun
gizli gizli çarparak
sürdürdü ağrısını
ölümünden sonra da.
içindeki acı için ağrıyor,
türkler için, ruslar için ağrıyor,
kendisi gibi mahpusta özgür olanlar için
özgürlükte mahpus gibiler için
ağrıyor.
hapishane acılarıyla yanan o yürek
- ölümden sonra bile -
dinlemiyor doktorları,
korkak olduğumuz zaman
ağrıyor.
neme gerek dersek
ağrıyor.
onun gibi açık yürekle :
"merhaba kardaşım..."
diyemezsek ağrıyor...
varsın ağrısın
hepsi için yüreklerimiz,
tek ağrımasın nâzım'ın yüreği.
sılanın ufak tefek yolları
ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
tepeden tırnağa şiir gülleri
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
bugün efkarlıyım açmasın güller
yiğidimden kötü haber verirler
demirden döşeği taştan sedirler
yatak diken diken yastık batıyor
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
bir şubat gecesi tutuldu dilin
silaha bıçağa varmadı elin
ne ana ne baba ne kız ne gelin
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
ne bir haram yedin ne bir cana kıydın
ekmek kadar temiz su gibi aydın
hiç kimse duymadan hükümler giydin
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
döşek melil mahzun yastık batıyor
mezar arasında harman olur mu
onüç yıl hapiste derman kalır mı
azrail aç susuz canın alır mı
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
döşek melil mahzun yastık batıyor
zindanı taştan oyarlar
içine bir yiğit koyarlar
sağa döner böğrü taşa gelir
sola döner çırılçıplak demir
çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
döşek melil mahzun yastık batıyor
yiğidim aslanım aman burda yatıyor
dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum
anam babam gibi övdüğüm
dayan aslan ustam yiğidim dayan
dayan hey gözünü sevdiğim
bugün efkarlıyım açmasın güller
yiğidimden kötü haber verirler
sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
şiirin gökyüzü gibi herkesin
sen kızılırmak'casına bizimsin
en büyük demircisi dilimizin
canımız ciğerimizsin
bugün burdaysa şiirin yarın çin'dedir
bütün hışmıyla dilimiz
kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir
bugün burdaysa şiirin yarın çin'dedir
acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
bir yanı nur içinde tertemiz
bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir
bugün burdaysa şiirin yarın çin'dedir
bütün hışmıyla dilimiz
kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir
suç çağında suçsuzluğa katlananları
ben şairim, nasıl bağışlarım
gül değse incinen bu yürek
yandı bir başka biçimde nâzım nâzım
tavus tüylerine şiir dizdiler
can gözüyle baktım ayağını gördüm
yani çirkinliği gördüm, yani cüceliği gördüm
ömrümde kişiye şiir yazmadım nâzım nâzım
yurdunu satanın adını anmam
hayına hırsıza yok sözüm
duydum ki dünyayı aşıyorlar
yadellerin yiğitleri, dal boyluları
ne sağcı oldular ne solcu
beni aşsın diye doğurduklarım
bir kez daha yandık, bir kez daha yandım nâzım nâzım
her bilgi bir yeni burjuva
her üst okul birkaç kuru başı çekip çıkarmaya
ne alçalma bir lokma bir çul için
bir yol bulup kurtulan kurtulana
ittin sınıfını rahatını, düştün mapusa yokluğa
bey soylum paşa soylum güzel emekçim nâzım nâzım
ülkende şiirlerin dolanıyor
kavgan içten içe sürüp dayanıyor
uzak mezarında bir kırmızı karanfil
ne denli tutsam kendimi
usul usul bir yerlerim kanıyor
sonsuz gurbetçim, koca şairim nâzım nâzım
suç çağında suçsuzluğa katlananları
ben şairim, nasıl bağışlarım
gül değse incinen bu yürek
yandı bir başka biçimde nâzım nâzım
niçin öldün nazim?
ne yapariz simdi biz
sarkilarindan yoksun?
nerde buluruz baska bir pinar ki
orda bizi karsiladigin gülümseme olsun?
seninki gibi atesle su karisik
aciyla sevinç dolu
gerçege çagiran bakisi nerde
bulalim?
kardesim,
öyle yeni duygular, düsünceler yarattin ki
bende,
denizden esen aci rüzgâr
kapacak olsa bunlari
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir
yasarken seçtigin
ve ölümünden sonra sana barinak olan
oraya, uzak topraga düserler.
al sana bir demet sili kasimpatilari
al güney denizleri üstündeki ayin soguk parlakligini,
halklarin savasini, kendi dövüsümü
ve yurdumun kederli davullarinin boguk
gürültüsünü
kardesim benim, dünyada nasil yalnizim sensiz,
çiçek açmis kiraz agacinin altinina benzeyen
yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzlugumu gideren, kanima
güç veren
dostlugundan yoksun.
hapisten çiktiginda karsilasmistik seninle,
zorbalik ve aci kuyusu gibi los hapisten,
zulmün izlerini görmüstüm ellerinde,
kinin oklarini aramistim gözlerinde,
ama parlak bir yüregin vardi,
yara ve isik dolu bir yürek.
ne yapayim ben simdi?
tasarlanabilir mi dünya
her yanina ektigin çiçekler olmadan
nasil yasamali seni örnek almadan,
senin halk zekani, ozanlik gücünü duymadan?
böyle oldugun için tesekkürler,
tesekkürler türkülerinle yaktigin ates için.
korkmadan yazdı şiirlerini sokağa çıkar gibi rahat
ancak yalan söylemeyenler korkmaz rahat yazmaktan
sokağa çıkarken bildi karıştığını kimlerin arasına
kimlerin yanında yer alacağını kimlere karşı
bildi bir kavgaya raslayınca kaçmayacağını
güçlüyse bir yanı kavganın bir yanı haklı
bildi yerini alacağını haklının yanında
savaşacağını yılmadan boyun eğmeden güçlüye
apaçık yazdı şiirlerini bir avuç su içer gibi yalın
ancak haklı olanlar korkmaz yalın konuşmaktan
ırmağa bakarken dedi su nasıl her şeyi gösterirse
hangi kaynaktan çıktığını döküleceğini hangi denize
ağaç nasıl sererse gözler önüne tohumu ve çiçeği
duru olmalı öyle konuşulan söz de eylem de
insana aykırıdır çünkü doğaya aykırı olan
çünkü engelleyen yok bulanıklıktan başka gerçeği
umutla yazdı şiirlerini sabahı bekler gibi doluyürek
ancak emek verenler korkmaz yarını beklemekten
içeri girerken düşündü bir gün açılacağını kapıların
toprakta tohum neyse insan odur dört duvar arasında
ne çaresizlik yaraşır ona ne eli kolu bağlı oturmak
yeter ki bilsin terden varılacağını mutluluk harmanına
bilsin girdi mi savaşa dayanmak gerekeceğini
güneşin er geç buluttan çıkacağını ihanet etseler de
verimli bir şafak dölüdür nâzım'ın şiiri
inmiş yeryüzü tarlasına insan dilinden
eğitir bilinç ocağında kiminin yüreğini
kiminin ateş yağmurudur ter dökmeyen alnına
uzağı göremeyen gözleri vardı;
fakat kalbi delip geçen...
sımsıcak yaz sabahlarında,
bulutsuz mavi gökyüzüne bakıp bakıp
güneşi içenlerin türküsünü söylerdi,
o bir komünistti. güneşi içenlerin türküsünüsöyledi ve gitti...