isabel coixet imzalı, 2003 yılı yapımı drama filmidir. çeşitli festivallerde tam 14 ödül kazanmıştır, ki layık görüldüğü en büyük ödül "berlin altın ayısı"dır.
başrollerini sarah polley, scott speedman ve mark ruffola'nun paylaştığı film.
ayrıca pedro almodovar da yapımcılığını yapmıştır. sarah polley'in temiz ve duru oyunculuğu sayesinde film gerçekten etileyici bir hal almış. izlemek lazım...
genç yaşta anne olmuş iki çocuklu, temizlik şirketinin gece vardiyasında çalışan, karavanda yaşayan ann'in öyküsü. hızla yayılan kanserin, yakın zamanında canını alacağını öğrenince "'bensiz hayatım' nasıl olur" diye kendini ve çevresini hazırlama sürecini izliyoruz. bu izleğiyle orjinal olduğu söylenebilir ve söylüyorum da. ancak, kahraman ann, türk filmlerinde -duygu istismar mertebesinde- sıkça rastlanan; hayatın türlü sillesini yiyen, geçmediği felek çemberi bırakmayan, yaşamışta yaşamış karakterlerinden farksız. hayatına dair ne varsa olumsuz (iki çocuğu hariç tutulabilir ama onlar da kızın 17 yaşında anne olmasına neden oldu). bizim karakterlerden tek farkı; bu kızın arabası var. bu da kişi başına düşen bahtsızlıkla değil, milli gelirle orantılı.
bunlarla film yoluna çıkıyoruz ve ann'in iki ayını gözlemliyoruz -ki bunlar, bu süreçte yapılacakların lisetesinin uygulaması-. bu süreçte yapılan bir davranış var ki, bunu etik değerler çerçevesinde değerlendirirseniz, filmin tadına varamazsınız. sadece 'iki ayı kalan bir kadın ve yapmak istedikleri'ne odaklanmakta fayda var (ben bunu beceremedim).
sarah potter'ın gözyaşısız performansı itici gelebilir: "bari kasetleri doldururken gebererek ağla, ağlat; parçala, parçalat, be kızım" serzeneşinde bulunabilir. ama 'duru aktarım'a da verilebilir. nereden bakılırsa artık. ben s.potter'ın dönüşüm ve duyguyu yeteri kadar iyi aktaramadığı kanısımdayım. sonuç itibariyle, izlemekte yarar var.
çok duyarlı ve doyurgan repliklere sahip bir 'yaşam sonu' filmi..
ölüme yaklaşmakta olan bir çok kişinin filmini izlemiş olabilirsiniz; ama konuyu işleme tarzıyla isabel coixet etkileyici bir seyir sunuyor bizlere.
bir dönem saplantıya dönüşen film izlemelerimin başlangıcıdır. bildik bir konu bundan güzel işlenemez demiş, sahneleri kafama kazımıştım. öylesi güzellerden, arşivimin temeli isabel coixet filmi.
filmin, yönetmene ait olduğunu bir kez daha hatırlatmış filmdir.
--spoiler--
fakat ben her şeye rağmen, kızın kendine aşık ettiği herife üzüldüm. umutsuzca bir aşkın pençesinde kahroldu çocukcağız. sonunda evini boyarken gördük kendisini ama bence orası ütopik bir yaklaşım olmuş.
bir de şu filmin başında da sonunda da görünen ve bardaklardan müzik yapan adam nedir? onu biri anlatsın ya...
klişeleşmiş bir konuyu, vıcık vıcık etmeden hikayeleştirip güzel bir dille anlatmıştırisabel coixet.
karakterlerin abartılmamışlığı ve hayata nasıl bakılması gerektiğine dair sade ama mükemmel anlatımı, tekrar tekrar izletir bu filmi. aslında tekrarını izleyemeyecek kadar dokunur film. yalnız başına dibe vurmak için izlenen filmlerden diyelim öyleyse.
filmin açılış sahnesindeki kız olmak isterken..
--- spoiler ---
ann evlidir. müthiş şirinlikte ikiz kızları vardır. bir karavanda yaşamaktadırlar. nirvana konserinde tanışıp aşık olduğu eşi ve çocuklarıyla.
lee, yalnız ve romantik, içine kapanık bir karakterdir. tüm eşyaları alıp giden bir sevgilinin bıraktığı bomboş evinde yaşamaya çalışmaktadır. koltuk bile yoktur evde. bir gün çıkar gelir belki diye, evi terkedemeyecek kadar saplantılıdır.
ann'ı görür bir gece çamaşırhanede. ann, çamaşırhanede uzanıp uyuyakalmıştır ve lee onu bütün gece seyretmiştir.
lee, onun çocuklarına bakacak ve kocasına iş bulabilecek kadar ona aşıktır.
ann yayılan bir kanserin pençesine düşmüştür tüm bunlar olurken. 23 yaşındaki ann, kızlarının 18 yaşına gelene kadar doğum günlerinde dinleyecekleri kasetler doldurur.
sadece ekranda kalmayan, evet bu olası diyebileceğiniz bir senaryo ve bunlar oyuncuysa diğerleri sirk soytarısı mı diyeceğiniz sade oyunculuklar. mark ruffalo'nun sanki kendisi değil de ona tıpatıp benzeyen ikizi oynuyor, öylesine farklı ve doğal. sarah polley adlı başrol oyuncusu ise hep kendinden söz ettirse. ne kadar duru ve yapmacıksız. film bittiğinde jenerik akmasa siz de onlarla birlikte devam edeceksiniz gibi. konusu her ne kadar iç karartıcı olsa da içinizi bu kadar ısıtan gerçekçi bir filme ender olarak rastlarsınız. diğeri de the good girl filmidir.