orta 3 de falan radyo d dinliyordum, akşam onbir buçuk gibi açtım radyoyu dıt dıııt diye sesler geliyor spiker konuşurken tabi benim daha da bir ilgimi çekti bu argo konuşma tarzı ve adamın isminin muzo, programının isminin ise muzo ile yastık sohbetleri olduğunu öğrendim. sonra da sürekli dinlemeye başladım. telefon konuşmaları gerçekten de matrak oluyor stres atmakta birebir. ben ortaokuldayken de vardı üniversitedeyim hala var ama şu an radyo tatlıseste yayın yapıyor. dinlemeyen varsa şiddetle önerilesidir.
sene 1999, el radyosuna kulaklık takıp radyo dinlediğim günler, önce bir adam kuşlarla ilgili bişeyler söylüyor ama alttan ince ince kayaraktan. anlamak isteyen lafı istediği yere çekebiliyor. tam anlamadığım için üstünde durmuyorum. yaş küçük malum. o vakit abuzer falan dinliyorum. bu kuş muhabbetinden 3gün radyonun kapanacağını öğreniyorum abuzer'in programından.
3gün sonra bi başlıyorum gençliğimin en güzel yılları bu güzel insanla geçiyor. dinlemeye başladığım ilk zamanlarda kulaklıkla oturma odasında otururken kahkahalar patlattığım için babam çok kızıyor, ben yine gizli gizli dinliyorum. çok sıcak bir yaz gecesi ailecek balkonda yatılan bir gecede; babamdan değil komşulardan çekindiğimden, güldüğüm belli olmasın diye yorganı ısırıyorum artık.
günlerden bir gün o radyo bozuluyor, annemin mutfakta dinlediği ışıldağın radyosuna el koyuyorum ama bu sefer kulaklık takmak imkansız. kısık sesle dinlerken babam kulak kabartıyor, o gece aileyi muzocu yapıyorum. çekinmiyor da değilim aslında muzonun dilinin sivriliğinden. ailecek kahkahalarımız çınlatıyor yaz geceleri balkonu ve sokağımızı.
gecelerden bir gece, 23 - 02 yayın yaptığı gecelerden birinde, programını bitirirken kendinden sonra yayın yapan arkadaşı serap'la dalga geçtiğini hatırlıyorum, "gecenin kanatları"nı dinliyceksiniz benden sonra diyor, kanatlar şak şak şak birbirine çarpacak. serap'ı kızdırma tarzı bu muzo'nun. o gece 2.30 gibi dalıyorum uykuya, serap'ı çok az dinledikten sonra. sabah başka bir odada uyanıyorum. babam sabah deprem olduğunu, beni uyandırıp yanlarına aldıklarını söylüyor, hatırlamıyorum. lanet ediyorum bir saniyesini bile hatırlamadığım o geceye. radyoyu açıyorum eskişehir'de 6 katlı binanın yıkıldığını öğreniyorum. depremi eskişehir'de sanıyorum. saatin 6.50 olduğunu dün gibi hatırlıyorum.
televizyonu bir açıyoruz, yüreğimize korlar düşmüş meğer, eskişehir'le kalmamış deprem, nice binalara acılar düşmüş meğer. ne televizyonlar, ne radyolar başka birşey konuşuyor. 17 ağustos 1999'muş o gün meğer.
bir gün önceden kararlaştırdığımız üzere biriktirdiğim paralarla sony bir walkman almak üzere yola çıkıyoruz. ne hikmetse o acı günü seçiyorum walkman'i almak için. walkman'in yanına verdikleri pili takıp muzonun sesini bekliyorum. ama olmuyor. bu kadar acının ardına benim ondan beklediğim de yanlışmış meğer, uzun süre program yapmıyor. derken onun sesini duyuyorum, herkes gibi o da buruk. memleketi düzceyi anlatıyor. bir tane bile şarkı çalmıyor, çalamıyor. sadece konuşuyor, programı kısa kesiyor, haberlere bağlanılıyor, ölü sayıları giderek artıyor.
zamanla unutuluyor yaşananlar. yaşamlar eskiye döndürülmeye çalışılıyor. muzo'nun programı da kaldığı yerden, eski ritmini hemen yakalamasa da, devam ediyor. yine şarkılar deşiyor, sözleriyle dalga geçiyor, telefon bağlantılarına devam ediyor. onu şu vakitte hala arayan gençlerin bir zamanlar benim gibi öss'ye hazırlandığını duyuyorum hala. onun anlattıkları, yaşadıkları, bana, çözdüğüm onca sorudan sonra ödülmüş gibi geliyor. her ne kadar ailem çalışmamı böldüğüm, kafamı onunla fazla dağıttığımı düşünse de.
yıl 2000. stand-up hazırladığını öğreniyorum. izmir'e gelecek karşıyaka'ya. yakın bir ilçede salihli'de kaldığım için izmir'deki teyzeme bana bilet alması için rica ediyorum. o bilet hayatımda keyif aldığım en güzel gecelerden birini geçirmemi sağlıyor. kahkaha atarken açıkhava tiyatrosunda kafamı yukarı kaldırdığımı, yıldızları gördüğümü hatırlıyorum dün gibi.
programına bağlanıyorum bir keresinde, kasete kaydetmişim, konuşmuşuz havadan sudan. arayanlara nerden aradığını sorduğunda, nerde yayın olup olmadığını bildiği için, yayınla ilgili sorun olursa verdiği bir telefon numarası bile var. salihli'de onun sayesinde radyo d yayıynın olduğuna inanmaya başlıyorum, başka hiçbir istanbul radyosu çekmiyor diye. yayının olmadığı bir gün sabırsızlıktan o numarayı arıyor, problem kaydı bile aldırtıyorum.
sonra üniversiteye giriyorum, itü'ye geliyorum. walkman'im yanımda. ilk sene sadıkım yine muzoya. ama sonraki seneler, arkadaşlıklar, dersler bir sürü şey derken ihmal ediyorum onu. o derece ihmal ediyorum ki 12 eylül 2005'te olduğunu öğrendiğim radyo d'de son programını dinlemiyorum.
radyo tatlıses'e geçtiğini öğreniyorum. radyo d'de yayın yönetmenliği yapmışken, neden orayı bıraktığını hala bilmiyorum. frekans farklı, ama o aynı. yine sezen'ci, yine küfürbaz. radyo d'de yaptığı gibi programlarını sezen aksu'nun ağzından "arkadaş"la bitirmiyor ama, o benim muzom, hep aynı.
şimdilerde ise, işimden döndüğümde, zaman bulduğum nadir anlarda, onu internetten dinlemeye çalışıyorum. walkman'im hala dolabımda. bugün, tam şu anda, onu dinlemek istediğim şu anda; salak internet izin vermiyor yayını dinlememe. elim gitmiyor walkman'e ama sebep şu; ihmal etmişim onu. pilim yok. mp3 çalarlarından cd çalarlarına ihanet etmişim walkman'ime. arkadaşımdan pil rica ettiğimde, o da zor buluyor bir kenara kaldırdığı pilleri. 97.7den onun sesine ulaşıyorum çok şükür.
çok uzattım biliyorum, onu dinlemek için bilgisayarın başından şimdi kalkıcam, arkadaşımı dinliycem, kahkahalarımı bu kez oda arkadaşımı rahatsız etmemek için dizginliycem. pilleri de ondan aldık zaten.
takıntıma, muzo abime geçiyorum şimdi. kimse beni tutamaz.
10 yaşındayım, sene 1998'e denk geliyor demek ki, -yaşım çıktı lan-, kuzenim radyo ile dinlediği bir programı dinletiyor bana, çok ilginç geliyor o zamanlar, bir de çocuğuz, meraklıyız küfüre, çünkü bir bilinmeyen, bir tabu bizim için. sonra gel zaman git zaman, güzel de şeyler dediğini fark ediyorum muzo'nun. salt "küfürlü konuşan bir adam" olmadığını, doğruları söyleyen bir adam olduğunu fark ediyorum. yalnızca eğlenmiyorum dinlerken, hem de öğreniyorum.
müzik zevki de hitap ediyor bana, üç günlük şarkılar çalmıyor, sezen'den, başka barkıcılardan bir ömür boyunca dinlenecek şarkılar çalıyor. zaten çaldığı şarkı sayısı ya dört, ya beş. biz onun o radyoda stand-up yapışına tav olmuşum. saçma sapan şarkılarla, magazin bülteni sanatçıları ile dalga geçiyor o.
bir süre sonra, saat 22:00'da kulaklıklarımla hazır beklemeye başlıyorum artık. sonra lgs sınavları geliyor, yine bırakmıyorum muzo abimi. programının hepsini dinleyemesem de, her akşam ucundan kıyısından dinliyorum. çıplak ayakla toprakta yürümek gibi bir şey, insanı o kadar rahatlatan.
sonra liseye başlıyorum, lisede de bir süre dinliyorum, sonra yavaş yavaş dinleyememeye başlıyorum muzo abimi. sonra bir haber alıyorum: "muzo radyo d'den ayrıldı." ihmal ettiğin bir yakınını kaybetmek gibi bir vicdan azabı duyuyorum, "dinleyebilirdim". sonra güzel haber geliyor: "başka bir radyoda yeniden başlıyor." yine dinliyorum bir süre ama, bir şey eksik. düzenli dinleyemiyorum, o tadı alamıyorum.
sonra o tadın kaynağını buluyorum, el radyom, sırf muzo için aldığım. şu an elimde. şimdi yine aynı saatte, aynı yerde olmasa da bekliyorum muzo'yu. el radyom, kulaklıklarım. yine gizlice dinleyeceğim, yatağımda, kulaklıklarla. yine belki uyuyakalacağım onu dinlerken, bir sezen şarkısı çınlarken kulağımda.
düzceli ve anadolu üniversitesi mezunu muzaffer adındaki radyocu zatın programının ismi.ortaokuldayken dinliyordum şimdi üniversiteyi bitirdim adam hala aynı programı yapıyor.konuşmasını sürekli biiiip sesiyle kestiği arkaya arkaya aldığı telefon bağlantılarıyla insanı"ulan hiç tanımadığı biriyle nasıl bu kadar konuşur"diye düşündürten şahıs.aynı zamanda stand up da yapıyor.3yıl arayla gittiğim iki oyununda da çoğu esprilerinin ve güldürmek için anlattığı olayların aynı olduğunu farkettim.bi zamanlar radyo d'deydi şimdi ise aynı programı radyo tatlıseste yapıyor.nefes almadan konuşan ve hiçbir lafın altında kalmayan bu kişi radyoda ne kadar rahatsa tv'de de o kadar rahatsız ve de heyecanlı.
ilkokul 4e gidiyorum.o gün en yakın arkadaşımla kavga ediyorum,niye benim yanımda küfürlü konuştun diye.ben o zamana kadar hiç küfür etmemiş saf bi çocuğum.o gece walkmanimle radyoları gezerken biiiip sesiyle irkiliyorum birden,dinlemeye başlıyorum.artık hergece onun sesini duymadan uyuyamaz olmuştum..
bu sene öss ye girdim.hayatımda bir çok şey değişti,düşüncelerim,arkadaşlarım,zevklerim..ama o zamandan beri değişmeyen tek bişey var.her gece muzonun sesiyle uyumak...
lise hayatım boyunca her gün onun sesiyle uyumuştum sonra bi ara kaybettim eski kanalında çıkmıyodu beni aldı bi keder öldümü lan bu adam diye bile düşünmüşlüğüm bile vard sonra bi gazetede reklamını gördüm dünyalar benim oldu..ciddi ciddi moralimin bozuk olduğunda bile içimi ısıtan güzel sesli insan..bazen hiç demesin isterdim iyi geceler türkiyee diye ama hep derdi ..umarım ben ondan bıkmayana kadar o radyodan bıkmaz
orta okul anılarımı kaplayan radyo programı. her gece muzo'yu dinleyerek uyumak gerçekten güzeldi. evet bazen gereksiz yere, abartılı bir şekilde söverdi ama sövdüğü konuların büyük bir çoğunluğunda haklıydı. bazen bu sövdüğü insanları o gece program yapmadan da protesto ederdi. (bkz: 22 temmuz 2004 sakarya hızlandırılmış tren faciası) o faicanın olduğu gece bugün eğlenceli şarkılar da çalamayacağını belirterek program yapmamıştır. kısacası zevkle dinlenilebilecek bir radyo programı.( her ne kadar radyo tatlıses te radyo d deki zevki vermese de)
radyo d'de yayın yaparken bazen o kadar zevkli bir muhabbet başlardı ki. arada bir program saatini aşar kendinden sonra yayın yapacak olan gecenin pembe kanatları programının ilk on dakikasını da yer, zar zor vedalaşırdı dinleyicisiyle.
muzo ilk başlarda yorgan altından gizlice dinlenir, daha sonraları yaş ilerledikçe evin içinde özgürce dinlenmeye başlanır. bu süreç hemen hemen bütün dinleyicilerin geçirdiği bir süreçtir.
bu programı eleştirirken çoğunlukla dayanılan nokta şu oluyor: neden programı son dönemlerde arayanların eğitim-kültür düzeyi düşük? yani neden muzo dinleyici kitlesini genişletemiyor, bir nevi geliştiremiyor?
programı son dönemlerde arayan kitle şu: öss gençleri, ev hanımları, asgari ücretle çalışanlar, güvenlik görevlileri. arada bir üniversite öğrencileri veya başka meslekten olanlar.
şimdii; muzo'yu senelerdir dinlerim, öyle öğretim görevlisi, profesör, holding patronu, leydilerin falan aradığını bilmem. hatta seneler önce baya bi travesti, transeksüel falan da arıyordu programı. yani adamın dinleyicim diye hitap ettiği kitle fi tarihinden beri biraz belli aslında.
hem bunu böyle eleştirenler de eminim ki öss'ye girmeden önce çalışmakla çalışmamak arasında bocalanan gecelerde muzo'ya kulak vermişler, herhangi bir arayan için "salağa bak" demişler ve ertesi gün unutmuşlardır. muzo ile yastık sohbeti böyle bir program işte, kitlesi buydu baştan beri ve böyle olacak.
muzo'nun ilkokulda tanıştığım programının adı.program bittiğinde ciddi ciddi hüzünlenirdim nedense..programları kasede kaydeder, gün içerisinde çok kez dinlerdim.bilmiyorum şimdi ne durumda.yıllardır dinlemedim.