benim bu aralar.
evet, mutsuzum. feci şekilde hem de. büyük bir nankörlük içinde söylemekteyim bunu üstelik. yaşadığım ve yaşayacağım hayatı sadece hayal etmekle kalan insanlara, bana bu yaşamı sunan tanrıya ve ve bana bu yaşamı sunan insanlaradır nankörlüğüm.
ama mutsuzum işte. siz insanlarsınız buna sebep*, siz ve egolarınız. insanların gözünde büyüyebilmek için yapabilecekleriniz, üstün olabilmek için söyleyebilecekleriniz. o pis tutumunuz, kibiriniz. fecisiniz, faciasınız. çok çirkinsiz, ve gözümde müthiş küçüksünüz. kendi kendime sorup duruyorum, "nereden buldum ben bu insanları. ne işi var bunların benim hayatımda ve ne işim var benim böylelerinin aralarında?!". bir orospudan ya da bir pezevenkten bahsediyor olsaydım keşke, orospu/pezevenk işte ne bekliyorsun ki diyebilirdim o zaman. ama değil. ki bu daha kötü.
ego savaşına dönmüş bütün iletişiminiz. normal olamıyorsunuz. özünüzü unutmuşsunuz. özentisiniz, üstelik özendiğiniz şeyin size ne getireceğini bile bilmiyorsunuz. yalnızlaşıyorsunuz.
asaletten haberi olmayan ruhlarınız beni de kirletiyor. kirleniyorum.
uzaklaşmak, gitmek istiyorum. herkesin birbirine karşı saygılı olduğu, egonun e'si duyulmamış, belli kriterlere göre kategorize edilmemiş, insanlık dolu, yeşil bir köyüm olsun istiyorum. toplayıp bavulumu, "ben köyüme dönüyorum" deyip, alıp başımı gitmek. dönecek bir köyüm bile yok oysa.
insanlığı özledim, insan olmayı.
uzaklaşmak istiyorum sizden, görmek istemiyorum çarpık ruhlarınızı, janjanlı kelimelerle kendinize yapıştırdığınız etiketleri.
etkilemek istediğim bir adam vardı bir aralar, sohbet etmeye başladık, sonra görüşmeye. sonra arkadaşım kulağıma fısıldadı; -marjinal kelimeler kullan. seni daha entellektüel gösterir. peh! (açıp memelerimi gösteririm daha iyi)
(yapmadım, gerek kalmadı)
etiketleriniz ve kelimeleriniz. ruhu olmayan biri bile birkaç marjinal yahut entellektüel kelime öğrendi diye baş üstünde tutuluyor. ki içine bakıyorsun bomboş. adam değil.
yanlış işlerin peşinden koşmaya başladık.
yetinmeyendir, kıymet bilmeyendir, şükretmeyendir çoğu zaman...
annen sağ mı? baban sağ mı? senin sağlığın yerinde mi? geçim sıkıntısı çekiyor musun? boş ver şimdi lüksleri! bir gelecek için okuyor musun? sevdicek var mı yanında? olmasa da olur zaten! her şeyi yapabilecek güçte hissedebiliyor musun kendini? hissetmelisin fakat bu duyguyu, kaçarı yok!
tüm bunlar varken neyin çilesidir çektiğin?
sevdiğin daha gencecik yaşında şehit düşmedi!
ya da sen soluk borusu yemek borusu yokluğu ile doğmadın!
fakirlikten bir sana yağ kuyruğunda izdihamdan daha yeni kurtulmadın!
uzatmayayım örnekleri;
ama mutsuz olduğun an verilenlere şükret arkadaşım...
eksiklikleri bulmak kolay, sana bahşedilenleri keşfetmek zor!
bin defa şükürler olsun sağlıkla aldığımız her bir nefese.
kimi zaman içinde bulunduğum ruh halidir.
evet insan hayatın olumlu yanlarını düşünüp içinden çıkmlaıdır bu duygunun ama her zaman olumlu düşünemez insan.
nankörlük değildir bence ya da başkalarının mutsuzluğu ile huzur bulmak değildir. ama vardır böyle bir duygu işte
hem mutsuzluk olmasa mutluluğun bir kıymeti olmaz ki
annem bağırıyor öğleye doğru, - oğlum hadi kalk kahvaltı edelim, diye. saatlerce uyumama rağmen bedenimi çıkartmakta zorlanıyorum yataktan. aslında çoktan uyanmıştım. sorunlar üzerime çullandı yatakta. ne sağa, ne sola dönebiliyorum. ne de dikelip güne başlayabiliyorum. sadece, ayaklarım yorgandan dışarı çıkıp üşümesin diye, dizlerimi karnıma kadar çekip, kendimi yorganın altına hapsediyorum. yine bağırıyor annem, - hadi kalk kahvaltı hazır, gel de yiyelim, diye. onun sesine yenik düşüyorum ve gidiyorum yanına. bazen masaya oturmadan, elimi yüzümü yıkamayı unuttuğumu hatırlıyorum. gerisin geri lavaboya dönüyorum...gün içinde oluyor sürekli bunlar. bir şey yapmaya giderken, yapılacak yere geldiğimde, ben neden gelmiştim, ne yapcaktım diye düşünmeye başlıyorum. bir yere çömelip, kafamı ellerimin arasına alıp, göz yaşlarımı içime akıtıyorum. ağlamayı çok istiyorum. ama beceremiyorum bir türlü. erkekliğe yedirememekten değil... yeteneksizim heralde bu konuda. bir türlü başaramıyorum. bir keresinde, ciddi ciddi oturup ağlamaya uğraştım saatlerce. ama nafile. olmadı. çok imreniyorum, hıçkıra hıçkıra, saya saya ağlayanlara. allah'a yalvarıyorum, bir gün ben de bunu gerçekleştirebileyim diye. eminim çok iyi geliyor. ilaç oluyor, derman oluyor. ama ben beceremiyorum.
evde oturuyorum sürekli. hiç de alışkın değildim oysa... günümün büyük kısmı dışarıda geçerdi, bir kaç ay öncesine kadar. eve, yatmaya gelirdim sadece. şu anda ise nadiren çıkabiliyorum dışarı. çıksam da, gidecek bir yerim yok zaten. aşağı yukarı gidip geliyorum. insanlar görüp de deli zannetmesinler diye, dönecekken etrafa bakınıyorum, bir yer arıyormuş gibi yapıp, sonra karşıya geçerek, aynı yoldan geri dönüyorum. eve dönerken de bim den su alıyorum anneme, taşıyamıyor, kolları ağrıyor. sigara, ekmek vs. alıyorum. ve yine evdeyim.
çok düşünecek vaktim oluyor. aslında istemiyorum düşünmeyi. ama yalnız bırakmıyor namussuzlar. yanımdan hiç ayrılmıyorlar. nadiren kafamı dağıtıyor, anlık kurtuluyorum beynimin içinde gezen tırtıllardan. sonra yine ellerine geçiriyorlar tabi. çok vefalılar...
eskiden çok tat aldığım şeylerden hoşlanmıyorum okadar. bi ara yapayım iyi gelir diye düşünüyorum ama, saatlerce zevk içinde uğraştıklarıma, dakikalarca katlanmak işkence geliyor. kendimi nadiren de olsa gaza getirmeyi başarabiliyorum. hevesleniyorum. kendine gel lan, ne bu hal, sen bu değilsin, çok değil, iki sene önceye dön diyorum. umut işte. onun da ömrü kısa oluyor. gel gitler yaşıyorum fazlasıyla. yüzme bilmeyen ve denizin ortasına yapayalnız kalmış birisi gibi, batıyorum çıkıyorum, batıyorum çıkıyorum. tamamen batacağım anı bekliyorum. ölümü istediğimi hissediyor, gelmesini bekliyorum. ama her beklenen gibi onun da istenilen zamanda gelmeyeceğini biliyorum. ben gideyim diyorum. hatta araştırdım, birçok intihar olayını, benimle aynı durumda olup da bu yolu seçmiş olanlar vardır, doğrusu budur diye. biraz daha zamanı var heralde...
sevdiklerime bakıyorum, onlarla oluyorum. bir süre sonra kendimi yalnızlığa gömüp, hesaplaşmalarımı tamamlamaya çekiliyorum. yatağa uzanıp, sigara ve küllüğü yanıma alıp, onlarla savaşırken, biri bitmeden birini yakıyorum. kendimi üzmekle kalmayıp etrafımdakileri de üzüyorum. maddi zararın yanında manevi zarar da veriyorum. ister miydim böyle olsun... yaptığım her hamleden sonra, ahh şimdiki aklım olsa, bana bunu kim yaptırabilirdi diye başımı duvardan duvara vuruyorum. ne kan çıkıyor, ne de kafam dağılıyor. eziyet edercesine, varolmaya ısrarla devam ediyor.
bir de, ne zamandır gülemediğimi hatırladım. epey olmuş... hani, hıçkıra hıçkıra ağlayamıyorum demiştim ya, kahkaha ata ata da gülemiyorum. çok istiyorum ama onu da yapamıyorum.
etrafımı ateş sardığını biliyorum. ateşin yakmasını istemiyorum ama ondan da kurtulamıyorum. sonumun akreplerle aynı olacağına inanıyorum artık. ya yanacağım, ya da yanarak ölüme izin vermeyeceğim...
ben anlamıyorum ki her sözlükte neden böyle kişiler ortaya çıkıyor neden olur olmadık yere bilip bilmediği konular hakkında ileri geri daha doğrusu onları kışkırtacak şeyler yazıyor. geçenlerde de böyle bir şey başıma geldi. hani insanın başına çok şey gelir ama iş işten geçtikten sonra keşke şunu şunu söyleseydim diye sayıklanır durur. hani ben iş işten geçmeden bir iki şey söyliyeyim dedim ama geçenlerde başıma ne geldiğini de kısaca bir anlatayım ve yazar ile bağlantısını kurup bu yazıyı okurken canınızı daha fazla sıkmıyayım.
kamil abi ile oturuyoruz bir cafede. yan masaya 16-17 yaşlarında iki genç oturdu ama öyle böyle değil bu gençler. emo desen değil hippi desen değil. sanki böyle ibnemsi bir havaları var. giyimlerine bakıyorum bir tanesi bağrı açık gömleğimsi birşey giymiş meme uçları gözüküyor. mazlumum öyle özenti de duruyor ki bu özentiliğini göğsünü pilipis marka epilasyon aleti ile tüyleri alınmışa benzeyen göğsüne bağlıyorum. bu ona bir ibnelik katmış yalnızca bu tarzıyla değil bunun yanında konuşma tarzı ve ses tonu ile kendini bulmuş çocukcağız. zavallı diyorum çünkü kendi dünyasında kendince tarzını yaratarak kendini başklarından hatta hayattan daha üstün görüyor gibi. dağları taşları ben yarattım tarzında bir oturuşu var ki sormayın.
ulan ibne, ulan gavat diyip ensesine bir şaplak atmaya da kıyamıyor insan böylelerini görünce. şimdi bakarsın mazlumun biri çıkar alırım ahını çıkar aheste aheste ama sonradan pişman oldum. hani dedim ya yerinde ve zamanında konuşmak çok önemli diye işte bu anı ben çok fena şekilde harcadım ama kendimde hata biraz üşengeçlik biraz da muhabbet etmemek istediğidendi. gel gelelim ne yaptığına. yanlarından geçerken bakışlarının dışında "şunlara bak" lafı çok koydu bana. döndüm ve hafif kafamı eğerek dikkatli bir şekilde baştan aşağı çocuğu süzdün. içimden "ulan dünya bir sana dönüyor ben sana ses etmiyorum da sen neden sataşıp duruyorsun elaleme" diyesim sonra da bir kafa atasım geldi.
hayat insanın karşısına ne çıkacağı hiçbir zaman belli olmaz. olmasına olmaz da afedersiniz ama bunlara biri benim gibi fitil olmuş sonra da birini sikip çoğaltmışlar sanki. nereye gitsenizartık kendi havasında kendi kendine artislik taslayan, başkalarının kendisi hakkında iyiyi geçtim kötü bir şekilde ya da eleştirisel bir şekilde konuşulmasına rağmen bundan zevk alanlarla doldu. internet otamı çok hızlı. bugün facebooka bir eplikeşım ekleyin bakın yarın biri sizin yediğiniz boku size satmaya çalışıyor. bok diyorum çünkü bir halta yaramayan şeyler bunlar. boş, fuzuli. gereksiz gereksiz insanların gereksiz ve boş lafları ile kalabalıklaştırıp meşgul etmek bir de bunu yaparken "siz" diyerek kendinizin de içinde bulunduğu guruha laf atması elbetteki sizin de hoşunuza gitmez. benim de gitmiyor. yani kayser sozer den sonra benzer yazılar yazıp farklı tepkiler toparlayacağını düşünmek saçma olur. hani kişilik hakkında bir bilgim yok ama öyle ya da böyle diğer yazarlar için "mutsuz" orjinal bir nick almadığı için kendini kayser sozer gibi tanıtan (kayser sozer olsa bile o da farklı bir şey değil) ya da onun gibi yazılar ile çakma lakabını bile bile alnına yapıştırıp diğer yazarların bu öngörüsünü ısrarla bu tür yazılarına devam ederek kırmaya çalışan ve kendi gibi kendi dünyasında be bir harikayım şeklinde düşünen çoluk çocuğu saçma düşüncelerle kıskandırıp, gaza getirip kendini örnek aldırmaya çalışan yazar olarak geliyor bana. ben böylelerine bir şey diyorum ama burda söylenmez. ha siz isterseniz mahmut diyin konuştuğumuz şahsın çapı ve kendisi yine aynı.
öyle tahmin ediyorum ki bir yerden sonra ne kadar mutsuz olduğunu anlayacaktır. kenince eğlendiğini sansa da harcadığı dakikalara emeklere lanet etmese bile yazık oldu lan diyip içi mutlak cız edecektir. yani burda bu tür başka insanların kafa dağıtmalarına çomak sokarken aslında o çomağı kendine sokmakta. gün gelir devran döner bu yazılanlar götümüze girer. evet evet aynen bunu söylüyorum ben. lan hayır o kadar şey dedim biliyorum ama ben de bunun tam tesini yapıyorum. boş gezenin boş kalfası durumunda olduğumun farkındayım ama napalım bugün de bir bkz ile vakit geçirmektense birisini hayata bağlamaya çalışmakla geçti. yok ama ben bi bok yedim bence sizler yemeyin. bunların hepsi boş kürekti.
sözün kısası sözlük içinde mutsuz nickli yazar gereksiz işler müdürüdür bence. beni de buna alet etti ucundan ama neyse lan...
''bu dünyada hiçbir şey sürekli değil. bunun için neşe de ikinci dakikada birincikinden farklıdır, üçüncüde bir derece daha zayıflar, nihayet bütün bütün yok olur, eski halimize döneriz. suda genişleyen halkaların nihayet suyun sathiyle bir olup kaybolması gibi.'' gogol
(bkz: @2921576) nolu girisinde uzun giri okumayan embesillere laf atmıştır. çok iyi de yapmıştır. kendisini kutlayaraktan bu naçizane uzun girimi armağan ediyorum.
hakkında yazılanları okuduktan sonra, neler yazmış da bunları haketmiş diyerek girilerine baktığım ve uzunlukları dolayısıyla okumadan sayfaları kapatmama sebep olan yazar. bu vesile ile burasının sözlüğün farklı bir yorumu olduğunu, sözlüklerde sayfalarca tanımların bulunmadığını, satırlar dolusu yazmanın marifet olmadığını ve ayrıca embesillere değmeyeceğini de hatırlatarak, o güzel öykülerini, romanlarını buralarda harcamamalarını tavsiye ediyorum kendisine ve onun gibilere.
kayser sozer in yedekte beklettiği hesabının can bulmuş hali olduğunu düşünmekteyim. tarz değiştirmiş, gizli eşcinsellik yerine alelade cinselliğe yardırmış artık.
son zamanlarda sözlükteki varlığını hissettirmiş olan yazardır.
ayrıca göstermiştir aykırı fikir beyan etmek, veya gerçekten aykırı olmak artık sözlükte kayser özentiliği olarak algılanıyor. sanki kayser sozer kendi türünün tanrısı ve onun gibi aykırı yazanlar da kulu veya elçisi gibi.
mutsuz adlı yazarı kendi başına incelemek de elbette zor oluyor, elimizde türünde usta bir örnek var çünkü. ancak şöyle söyleyebilirim ki,
fazla küfür kullanıyor sanki, hoş durmuyor.
yazım yeteneği normalin çok da üstünde değil. insanı sürüklemek yerine, okumayı kesme eğilimine yönlendiriyor tek amacı okunmak olan yazılarında.
yaratıcılık da pek üst seviyede değil gibi, kendine özgü kalıplar bulup kullanırsa yazıları güzelleşebilir sanırım. kendine özgü kalıplar dediğim de, gizli ibne, hoplatmak, bebiş, tarzı şeyler, görünce yazarını hatırlatan hani.
ilişkiler hakkındaki girilerinde doğruluk payı, güzel gözlem izleri dikkat çekebiliyor, bazen ise gerçek anlamda safsata.
5. nesil yazar olması, kanımca zirvelerde fink atmaması, kanka fasilitesini pek kullanmaması sebebiyle girileri gereğinden fazla eksileniyor olabilir, aynı yazıları onun yerine sevilen bir yazar yazsa çılgınlar gibi artılanırdı.
edit: ayrıca son anda farkettim ki sildiği giri sayısı toplam giri sayısının 2 katına ulaşmak üzereymiş, çok çılgın.
kendisiyle ilgili ergenekonvari düşüncelere sahip olduğum yazar.
kendisine nick altı girisi girmemden veyahut nick altından girmemden sonra geçen 48 saatlik süre zarfı içersinde statüm tam 9 puan azaldı.
evet, hata yok tam 9 puan. 9 sayı. roma rakamıyla ıx.
şaşırtıcı değil mi ?
halbuki en sevilmeyen girilerimde bir oynama olmadı, sanki karpuz seçer gibi giri seçmiş ve eksilemiş.
kendisini eshefle kınamakla beraber, sevgilerimi de iletmek isterim.
ben ki anadolu, mevlana, mimar kemalettin, yunus emre, şems ve diğer heteroseksüellik ile yakından uzaktan alakası olmayan bir çok düşünür ve gönül adamının bir takipçisi, okuyucusu olarak kendisini sevgiyle kucaklıyorum.
kim olursan ol gel diyorum, ve yaptığı bu seri eksilemeye karşılık kendisine ibne demiyorum ki seviştiği kanıtlanana kadar herkes bakiredir.
ancak gene de, bir cezayı hak ediyor.
uğraştığı, dünyasını kurduğu herşeyi mahvederek kendisini seri artılamayı* düşünüyorum. bu onun için tam anlamıyla bir vurgun olacaktır.
zenci saat satıcısı statüsüne sahip nadide* yazar.
niye böyle yapıyorsun ama güzelim, niye yani ?
-132 puanlık bir statü sana yakışıyor mu ? en az 350 olmalısın sen, çok sevilmelisin. ben bunu istiyorum. tam 10 adet sahte hesap alıp seni seri artılamak istiyorum, bunu çok istiyorum.