sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
1961 yazı ortalarındaki küba'nın resmini yapabilir misin?
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?
hayatımda gördüğüm en güzel resim büyüleyici ankara'da bir sokak satıcısında bulduğumda son paramla satın aldıgım benim için farklı anlamları olan resim
nazım hikmet'in abidin dino'ya ''bana mutluluğun resmini yapabilir misin'' dediğinde aklından geçenleri bilmek gerekiyordu nazım'ın.
mutluluk resmi yapılmaz yaşanır. bir anlıktır belki geçer gider. özlemler vardır yaşanması istenen ama yakalıyamazsın.arkasından koşsan yetişemezsin.
hasretler vardır kavuşamazsın.
idealler vardır gerçekleştiremezsin.
mutluluklar vardır o an yaşarsın, kimse görmez.
hayatımızda mutlu olduğumuz anları altalta yazarsak kaç tane çıkar.işte bu yüzden senin mutluluğunun resmini kimse yapamaz.o senin düşüncelerinde yaşanır, kimse tuvale aktaramaz.
arnaud larrieu ve jean marie larrieu tarafından yazılıp yönetilen başrollerinde dannielle ateul ve sabine azéma'nın oynadığı filmin türkiye'deki adıdır.
(bkz: peindre ou faire l'amour)
parmak izi kadar kişiye özel bir andır o belki de. ancak işin belki de en hazin tarafı tıpkı 'bana mutuluğun resmini yapabilirimisin abidin' diye soran nazım'ın kafasından geçen mutluluk tablosunu bilemediğimiz gibi, kendi mutluluk tablomuzu da onu yaşadığımız anda bilememiz, sezememiz, anlayamamız çoğu zaman. belki de bu sebepledir her yapılan resmin kolaya kaçmak olması...
kim kırabilmiş ki nazım'ı. piraye bile affetmiş, ölene dek beklemiş mavi gözlü devi. hükümetler çok uzaklara göndermiş o ayrı.
resimde mutlu mesut yaşayan fakir ve kalabalık bir aile bir yatakta hayvanlarıyla uyumaktadır. birlikte olmaktır mutluluğun anlamı, paylaşmaktır tarifi.
mutluluk adında birine gidersiniz bir gün. ama adını siz koymuşsunuz mutluluk diye ve öyle kalmış. aradan da zaman geçmiş. açar kapısını size. siz sarılırsınız ona belki gurursuzca. “noluyo” der size. çıkarırsınız ağzınızdaki baklayı. “iyi değilim ben”... bu ağzınızdan çıkandır. içinizden geçen ise şudur: “bi aralar sendin benim her şeyim. mutluluğun adını “sen” koymuştum, anlamı “sen”din. şimdi mutsuzum. ve belki yine senle mutlu olurum, şansımı deniyorum”... kendi kendinize geçen bu diyalogda farkına varırsınız ki mutluluğun yeri değişmiş. yanlış yerdesiniz. siz onunla mutlu olduğunuz için orada değilsiniz. ona sığındınız. çok çaresizsiniz. o anda mutluluğun kim olduğunu biliyorsunuz aslında, ama onun aynı zamanda mutsuzluk olduğunu da biliyorsunuz. bu yüzden ona gidemiyorsunuz. huzursuzluğunuza da engel olamıyorsunuz, yerinizde duramıyorsunuz. size kapılarını açan birileri var ama sizin yeriniz orası değil anlıyorsunuz ve geri dönüyorsunuz huzursuzluğunuza. kendinizi yiyorsunuz.
çok değil, kısa bir süre sonra o kişinin kapısını yumrukluyorsunuz. açmıyor kapıyı. çıldırıyorsunuz. vurmaya devam ediyorsunuz. sonra açıyor. mutluluk karşınızda duruyor. tam içeri girecekken kapının aslında açılmadığını görüyorsunuz. güvenlik kilidinin bağlı olduğunu… siz dışarıdan açamıyorsunuz. içeriden açılması gerekli. ama o bunu yapmıyor. ve siz yine başka kapılara gidiyorsunuz çare olmayacağını bile bile. sırf vakit geçsin, zaman sizin sessizliğinizde, sizi unutmasın diye…
nazım hikmet' in saman sarısı adlı şiirinde '...mutluluğun resmini yapabilir misin abidin...' sorusuna verdiği abidin dino' ya ait cevap şiiridir.
mutluluğun resmi
kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında varna'nın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler...
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
ve dolaşsaydık türkiye'yi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.
işte o zaman nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tual yeterdi;
ne boya...
abidin dinonun yaptığı, bakıldığında insanın gözlerini dolduracak kadar etkileyen ve mutluluğun parayla, eşyayla değil; huzur ve sevdiklerinin yanında olmasıyla elde edilebileceğini harika bir şekilde anlatan resim.