mutlu son   

adana çık aradan

  1. güzel bitiştir*. giriş gelişme sonuç ekolündeki olay eserlerinin, alıcısına hitap eden mutluluk çubuğudur.
    saatlerce kitabı okuyan/filmi izleyen kişinin ödülüdür aslındabu bitiş, endorfin pompası işte. kötüler cezasını bulur, iyilik kazanır, falan olur.
    ps : böyle bi' son tüm aramalarımıza rağmen bulunamadı... tüm sonlar kötüdür netekim *
    (azureel, 23.08.2004 11:33)
  2. çok uzaktan geldiysen
    otur soluklan
    dedi
    kuraklıktan geçtiysen
    dikenli yollardan
    karanlıktan
    gölgeden
    ıssızdan
    yüzünü yalayan soğuktan

    doğum
    acı
    doğrularım korkularım

    sorulunca yanıtı içimizde olan
    kanımı donduran
    ısıtan
    durduran
    bir kalemse
    bir boş kağıt
    mutlu aşk varsa da
    mutlu son yoktur

    çocukluğun anıları
    sırtında ağır örtü
    üşütendir aslında
    kış gecelerini
    süre değil anlattığım
    her şeyin sonu
    mutlu aşk varsa da
    mutlu son yoktur
    (bkz: teoman)
    (bkz: özet)
    (bkz: biber acıdır)
    (maniacxx, 02.01.2005 20:04 ~ 20:05)
  3. (bkz: mutlu son yoktur)
    (selenge, 02.01.2005 20:06)
  4. mutluluk senin içnde bir yerdedir. keşfetmen gerekir ki mutlu olabilesin.
    (yalnızlık senfonisi, 06.03.2005 18:34 ~ 14.06.2005 10:00)
  5. eğer mutluysan ki umut barındırır bu kelime,sonun anlamını duymaz kulaklar.eğer son denildiğini duyuyorsan zaten şansızsındır artık.
    (oyunoynamakistemeyenlerevegitsin, 20.11.2005 17:03)
  6. nadir göktürk'ün (sanırsam) ilk kez solistliğini yaptığı bir ezginin günlüğü parçası.
    (wondrous, 12.01.2006 14:40)
  7. insana her dinleyişinde ayrı bir hikaye yazdıran kafabindünya eseri..
    (sulfur, 02.01.2007 22:14)
  8. (bkz: ölüm)
    (lucifer, 02.01.2007 22:15)
  9. önce sözlere bir bakalım

    ardına bakmaz yürüyüp gider
    aklından neler geçer kimbilir kimler
    bekleyip durdum elimde güller
    rengi aşk maşk kokusu keder

    kapımı açtım bir beton şehir
    bilmiyor artık kimse mutlu son nedir
    takvimden günler düşüyor bir bir
    yarısı aşk maşk yarısı zehir

    vay vay vay hani senin canındım
    vay vay vay hani öbür yarındım
    vay vay vay kolun kanadın kimdi
    vay vay vay böyle mi olduk şimdi

    hayalkırıklığını, gerçekten de yaşamış gibi anlatmıştır nadir göktürk. arkada çalarken, terk edilen şehre pencereden bakılıp karizma yapılasıdır.
    (togisama, 27.01.2007 13:42 ~ 13:42)
  10. "vay vay vay hani senin canındım
    vay vay vay hani öbür yarındım"

    güzel ezginin günlüğü şarkısıdır.
    üstüne söz etmek düşmez..
    (provezza, 19.07.2007 22:18)
  11. yetmişli yıllarda çekilen türk filimlerinde zengin kız ile fakir ama grurlu delikanlının kavuşması akabinde yüzlerindeki ifade.yine o dönem türk sinemasında kör kızın gözlerinin açılması..vs. vs.vs.
    (pandoranınkutusununiçi, 19.07.2007 23:33)
  12. karanlık bir ekrandaki, the end'e, son'a, fin'e bakarken gülümseme sebebidir.
    (dirtypain, 22.07.2007 12:06)
  13. modern sinemanın toplumun ahlaki değerlerinin birlikte getirdiği kurallar nedeniyle filmler mutlu sonda bitmelidir ve bitmek zorundadır aksi taktirde yayından kaldırılır.genelde korku filmleri veya kötü sonlandırılan filmlerin sonunda bile mutlu olunabilicek iz bırakılır.örneğin korku filminde 10 kişiden sadece 1 nin kalması ve kahramanlaştırılması gibi...
    (züvük, 22.07.2007 12:32)
  14. "işte teoman bu" dedirten şarkı.
    (beyaz araba sola cek, 08.08.2007 20:59)
  15. sadece filmlerde olan, hayatın perdesinde ise mutluluk nedir ki diye sorgulatan kavramdır. beyaz perde iki boyutlu olduğundan, orada sadece kişilerin tek düzlemdeki mutlulukları vardır. bu mutluluk sorgu götürmez, iki sevgili ayrılırlar, sonra tekrar birleşirler ve bu mutlu sondur. bu iki sevgilinin kavuşmasını engelleyen kişi veya kişiler ya ölmüştür ya da bir şekilde muazzam bir "u" dönüşü yaparak mutlak romantik iyilerin safına katılmışlardır. bu vesileyle bitiş, herkesin mutluluğudur. ancak hayatın içinde işler bu şekilde yürümemektedir. mutluluk göreceli bir kavramdır. kişi her ne kadar kendi gözlerinden izlese de kendi filmini, diğer kişilerin göreceli mutluluğu üç boyutlu bir düzlemde kendi mutluluğuyla çakışır. çünkü hayat kendi içinde parçalı bir kesit değildir. uzun ve tek bir kesittir. mesela bir ilişkinin bitişi iki kişi için mutsuz bir durum olsa da, bir başkası için bir mutluluk kaynağı, belki kişiler için sonradan tekrar birleşeceklerinden hali hazırda bu üçüncü kişi için mutsuzluk kaynağı olabilir. üçüncü kişilerin bu mutluluk ve mutsuzluk durumları birinci kişi olan bizleri de bir şekilde etkiler ki, mutlak mutluluk veya mutsuzluk adına bir çıkarım yapmak güçleşir. hem herşey bir yana, hayat uzunca bir kesit olsa da film gibi, kişinin mutlu bir son yaşayabilmesi için bu kesitin dışına çıkıp onun son olduğunu nihai düzlemde görebilmesi gerekmektedir. bu da ancak ölümle mümkün olur. demek ki ölüm, kişinin hayatında mutlu sona ulaşabileceği yegane durumdur. ama ironiktir ki kişi buna ulaştığı an, o mutlu sonu kaybedecektir. bir nefeslik, bir anlık bir zaman bütününde bunu hissedecek ve ondan sonra hayata dair mutluluğun sonlandığı o anı duyumsayamayacaktır. ölümden sonra hayat var ise, bu kişinin mutlu sonu değil, mutlu başlangıcı olur ki, yine kişi bu mutlu sonu değil, o mutlu başlangıcı duyumsayacağından, her ne şekilde olursa olsun mutlu sonu tadamayacaktır. yani kısacası...

    mutlu son bir andır.
    o da kişinin öldüğü andır.
    (syntaxerror, 11.07.2008 05:16 ~ 05:18)
  16. masajın sonundaki müstehcen aksiyondur.
    (azwepsa, 11.07.2008 08:17)
  17. son olduktan sonra mutlu yada mutsuz..... ne farkeder ki....
    (aysigma, 11.07.2008 10:20)
  18. şimdi namazın ardından cemaatle yapılan duaları bitirmek için imam efendinin el fatiha demeden önce kurduğu toparlama cümlesinde geçer, üzerimizdeki nimetini tamamla, afiyetmizi devam ettir, mutlu bir son (ve hüsnel hâtima) nasîb eyle... mutlu son tabi burada iman ve kur'an selametliği içerisinde terk-i diyar eylemek anlamında kullanılıyor. o da büyük ölçüde kişinin toplam hayatında nasıl bir performans sergilediğine vâbeste,.
    yani bir insan ömrünü belli bir titizlik içerisinde geçirme gayretinde olamıyorsa günler azaldıkça "mutlu son" beklentisinde de bir endişeye düşebiliyor ki, bu duygu bulanıklığı, sadri alışık'ın balıkçı rolü oynadığı "serseri" isimli filmdeki bir kesitte çok güzel işlenmiş. nasıl olduysa hayatına girmişliğiyle kendisine bir sorumluluk duygusu kazandıran görme özürlü arkadaşını evde fazlaca bekletmemek adına, kazandığı paraları masadakilere iade etmek pahasına kumar masasından adeti oladığı üzere erken kalkmaya teşebbüsünün sebep olduğu -masadakiler tabi diyor neulan sadaka mı veriyon- arbedede bıçakların havada uçuşması.. süleyman turan'ın da yardımıyla o cendereden çıkmayı başaran sadri alışık sahil boyunda şu sözleri sarfediyor:
    "az daha ömrümüzün en biçimsiz zamanında ölüp gidecektik." yazık olurdu tabi, allah'tan ölmedi o kavgada da o kızla balık tutup satmaya başladılar, düzenli bi hayatları oldu. ben ise hiç kimse ölsün mölsün istemem yane.
    (bee veil, 04.08.2008 00:34)
  19. ezginin günlüğü'ne ait olanı aşık bir insan için on kaplan gücündedir. dinlenmemelidir. ağlanmamalıdır.
    (nvr ws a crnflk grl, 23.08.2008 17:11)