38 öncesine eleştiri getirebilecek denli cesur bir kısa filmdir. tarih mühimdir. zira daha evvel bu döneme eleştiride bulunup da içeride ifadesi uzun uzun alınmayan kimse yoktur. sinan çetin gibi bir popüler kültür adamının böyle bir kısa film çekmesi yalakalıkla özdeşleştirilemeyecek kadar derin.
ayrıca,
(bkz: http://www.youtube.com/...)" onmousedown="return bkc('2263767','+http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DQbbp8ac8ROQ%26amp%3Beurl%3Dhttp%3A%2F%2Fwww.haber7.com%2Fhaber.php%3Fhaber_id%3D305079')">http://www.youtube.com/watch?v=Qbbp8ac8ROQ&eurl=http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=305079)
-merhaba asker!
-sağol
-nasılsınız?
-sağol
-mutlu ol bu bir emirdir
-sağol!
şeklinde bir konuşma paragrafında kendine yer edinebilecek tümce.
isyanlardan sonra gelen edit:
hayır anlayamadigim neden bu kadar begenilmez olmasi.begenmeyen neden begenmedigini de yazsin bi zahmet mesaj atarak.
seri eksi oy veren ibneye mi denk geldik yoksa aq.
filmin girişinde, radyolarda "halk müziğinin" yasaklandığını ve sürekli "klasik batı müziği" çalındığını anlatmakta olan filmdir.
buraya biraz dikkatli bakmak lazım. yakup kadri karaosmanoğlu'nun ankara isimli kitapta getirdiği eleştirileri de katarsak bu dönemle ilgili, 1938 öncesi türkiye tarihi açısından nerede olduğumuz anlaşılacaktır.
öte yandan, akademik bir yazıda, en ilerisinden bir eleştirellik beklenmekteyken, bizim tarihçilerimizden sadece o dönemi eleştirenlerin (halil berktay, ilber ortaylı, cemil koçak, halil inalcık) ortaya çıktığını, dünyada da "sayıldığını" görmek şaşırtıcı değildir.
sinan çetin'in bu yaptığı "sanat" adına önemlidir bu yüzden. içinde korkusuzca bir eleştiri taşıdığı için. yalakalık olarak algılanması "zaman" meselesidir ancak bu "zaman" olmasa da böyle bir film çekebilmenin imkanını tartışmak gerekir.
filmin kendisiyle ilgili bir şeyler söylemek gerekirse, çekimleri ve görüntü yönetmenliğini çok sevdim. fikir de fena değil, ancak oyunculuklar çok bayağı. bunda tabi ki oynayan insanların bir çoğunun oyuncu olmaması etkili, ancak yine de daha iyi oyuncularla çekilebilirdi. bir mesajı sunmak da mesajın kendisi kadar önemli zira...
"mutlu ol bu bir emirdir" tanpınar'ın eserlerinden, oğuz atay'dan yahut latife tekin'den, orhan pamuk'tan devşirilebilecek bir cümledir. memlekette bir edebiyat vardı eleştirel, umuyoruz sinema da peşinden gelir...
sinan çetinpropoganda'da yaptığını bu filmde tekrarlamıştır. kısaca açıklamak gerekirse, ikisinin de ana fikri devletin insanların günlük hayatına her türlü müdahalesinin yanlışlığıdır. düşünüldüğü gibi tutarsız bir yönetmen değildir, bence.
'insanların kültürüne, müziğine, yaşam tarzına yasaklar koyan siyasi otorite hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür' laf-ı güzini ile biten kısa film.
evet, sosyal bilimler alanında inceden yapılan kemalizm eleştirisi cumhuriyet tarihinin çeşitli dilimlerinde vuku bulsa da, bunlar tabir-i caizse biraz yüksek kültüre ait bulunmuşlardır. eleştirinin kitesel bazda karşılık bulacak bir kültürle gerçekleşmesi, rejim tehdidi(!) kılıfınca sakıncalı bulunmuştur. yedinci sanat, kitlesel bazda kısmi refleksler uyandırabilecek bir eleştiriyi göğüslemesi itibariyle bir kez daha gönlümüzde taht kurmuştur. dolaylı ama ifadeyi karşılayacak bir slogan olarak: yedinci sanat engel tanımaz
sinan çetinin klasik entel dantel edebiyatı yaptığı kısa film... biraz okuyup araştırıp anlayıp yapsa daha iyi olacakmış sanki ama kısa film olduğu için araştırmayıda kısa yapmış heralde..
anlattığı şeyi hadi eleştirmeyelim diyelim; teknik olarak sinema, perdede akan yazılardan ibaret değildir,insanları etkilemek ve üstüne üstlük kısa film vasıtasıyla siyasi görüş belirtmek istiyorsan saz çalınan bi odaya
aptalı oynayan bi düzine asker göndermekten daha fazlasını düşünebilmelisin..türk askeri aldıkları eğitimden dolayı emir neyse harfiyen yerine getirir ama salak değildir, yani öyle iki saz tıngırtısı duydular diye yumuşamazlar.
ayrıca sinan çetin kim ola ki hangi sıfatla böyle bi sosyolojik yaraya parmak basar?
1934 yılındaki insanların özgürlükleri çok mu umurundadır ki böyle liberalimsi bi kısa filmi "beğenimize" sunmuştur?
plato yapımın sahibi veya çalışanlarını köpek gibi azarlayan işveren sıfatlarını vedahi sadece ve sadece bi kapitalist olduğunu unutup;
1934 hükümetini,padişahlık gibi bi rejimi devirip de bizi (o'nun deyimiyle) "muasır medeniyetler seviyesi"ne çıkarmayı amaçlayan insanın çabalarını unutup onun dönemindeki özgürlük "kısıtlamaları"ndan bahsetmeyi kendinde hak görmüştür? filmde gösterdiği gibi uygulanıp uygulanmadığını dahi kesin olarak bilmediği,araştırmadığı halde bu kısıtlamayı eleştirebilme cesaretini nasıl kendinde bulmuştur?!şu anda cumhuriyetin getirdiği özgürlükleri bi düşünüp ondan sonra 1934leri eleştirmeye kalksın,o şimdi dışarda içkisini içip istediği kızla sevgili olarak alemlere "ak"abiliyosa hatta böyle bi film çekip üstüne yazan-yöneten sinan çetin diye adını iri puntolarla yazabiliyosa bu bile mustafa kemal'in getirdiği yönetim biçimi sayesindedir (bkz: persepolis) ve 1934 de bu yönetim biçimiyle yönetildiğimiz yıllara dahildir.ayrıca bahsi geçen yasak radyolarda türk musikisinin yayınlanmasıdır, bunun da o döneme göre çeşitli sebepleri vardır...
anlaşılan o ki; bir ülkede yönetmen olabiliyorsun, veya tanınan bir yönetmen. hatta, hem tanınan hem de iyi bir yönetmen dahi olabiliyorsun. ama türkiye cumhuriyeti devrimlerinden bir katre dahi nasip alamamış ve onu özümseyememiş de olabiliyor insan.
atatürk 1934 yılında meclisde yaptığı konuşmada, türk müziklerinin yanı sıra, batı müziklerinin de (opera vs. gibi) radyolarda çalınmasını isteyen bir konuşma yapmıştır. fakat ertesi gün "çetin" vekiller ve yöneticiler bunu bir baskı gibi algılayıp, türk müziğini yasaklama girişiminde bulunmuşlardır. kısa süre sonra gerçek anlaşılmış ve işler olması gerektiği şekline, yani bugünkü şekline kavuşmuştur.
birazdan meclis kayıtlarına bakacağım, eğer konuşmalar yazılı bir şekilde varsa, "çetin" yönetmenimizin çok çetin bir cevap vermesi gerekecek..
atatürk gibi bir cumhurbaşkanı'nın olduğu ülkede nasıl olur da türk müziği yasaklanır. bunu da mı düşünmez sözüm ona; bu tatlı su aydınları ve yönetmenleri. garip bir halk vesselam.
çok tehlikeli bir zamanda, gereksiz yere çekilmiş kısa filmdir.
amaç nedir?
neden durup duruken atatürk'ün yaşadığı bir dönemde, atatürk'ün sebep olmadığı fakat yanlış anlaşılmadan kaynaklanmış, bir yasağı irdeleme isteği şimdi ortaya çıkmıştır?
son cümlesi niyeti belli eder gibidir:
"insanların kültürüne, müziğine, yaşam tarzına yasaklar koyan siyasi otorite hayatın karşısında daima tuhaf duruma düşmüştür"(*)
iktidar sevdalısı, her dönem rüzgar nereden eserse o yana yatan popüler kültür insanlarından biri olan değerli(!) yönetmenimiz iktidara yağcılık yapmıştır.
şöyle ki, türban bu zamana kadar siyasi iktidar tarafından engellenmiş bir "yaşayış tarzı"dır ve şu an serbest bırakılarak daha önceki 'siyasi iktidarlar' gülünecek duruma düşmüşlerdir.
mantıksız bir tahmin olabilir belki ama, ilk başta da dediğim gibi, neden şimdi bu halkçı yaklaşım? neden şimdi o tarhiteki bir yasak irdeleme?
(*) youtube açılmadığından bu cümleyi tam olarak yazamadım. aklımda kalan ve tamamlayabildiğim kısmıyla böyle bir şeydir.
(*) üstüne edit: cümleyi daha önce yazmış bir yazar arkadaştan çaldım. sağolsun.
tutarsızlığı yaptıklarında değil bizzat kendinde ve hayat görüşünde olan, türkiye'nin en güzide kapitalistlerinden, ünlü yönetmen bozuntusu sinan çetin'in son bok yemesidir. anlaşılamadığını düşündüğüm bir noktaya parmak basmak isterim ki o çok önemli görülen özgürlüklerin dünya üzerinde tek bir aç ve doğal haklardan mahrum insan kalmayıncaya kadar, biz(insanlar) adam gibi birbirimizle ve dünyayla uyumlu bir kurgu dahilinde yaşamayı öğreninceye kadar hiçbir anlamı yoktur. gözünü sevdiğimin liberalleri aşığı oldukları özgürlüğü çok mu iyiye kullanmıştır bugüne kadar? özgürlük diye sokaktan çevirdiğini sikmeye denmez.
e bir de sinema açısından ele alalım. hadi oyuncu olmayan oyuncuları anladık, işe doğallık katma potansiyelleri var (ki durumda doğallık yok o ayrı) diğerlerine ne demeli? ama suç onlarda da değil. ben şahsen bir olayın absürd olduğunu düşünüyorsam ve sinema yapıyorsam bu durumu normalmiş gibi yansıtırım. durum gerçekten absürd ise vurgusu daha yerinde olur. öyle şebeklik yapmaya da gerek kalmaz böylelikle. durumun absürdlüğü kendi kendine varolamıyorsa da boşuna uğraşmamak lazım, ha ben absürdlük yaratmaya hevesliyim diyorsan bunun adını koyacaksın. ucuz bir çalışma.
zamanlamasına da kısaca değinelim gitmeden. malumunuz türkiye'nin en özgür en demokratik zamanlarında yaşıyoruz. kırılıyoruz demokrasiden, özgürlükten ne yapacağımızı şaşırdık. bolluk, refah içinde yaşıyoruz, her tarafımızda laleler. lale devrindeyiz desem yeridir yani(göt laleleri) tabiki eskiye bakıp taşşak geçmek de en doğal hakkımız. vay be ne günlermiş, ne kadar komik; oysa bugün ne kadar güzel. öyle değil mi teoman. bak mis gibi am üstünde göt sikiyoruz.
şimdi cihangirde toprak ağası bir liberal bünye(burada başka sıfatlar olmalı aslında ama neyse) özgür iradesiyle çıkıp böyle boktan işler ortaya koyuyorsa, özgürlüğün mına koyım afedersiniz. cihangire toprak ağası olunur ama bize ağalık sökmez arkadaşım. türk sinemasını geçtim insanlık adına utanıyorum. utanmaya değer eminim, çünkü insanlık hala değerli. sinema da öyle.
işin ilginç tarafı yasaklanan türk sanat müziğiydi benim bildiğim.türküler yasaklanmamıştı.sinan çetin biraz tarihi daha araştırabilir:
bir gece dolma bahçe sarayında yunus nadi, atatürk'e bu konuda yakınmaları sıralayarak şöyle demişti: " paşam ne olur alaturka şarkılardan bizi mahrum bırakmasınlar. zevkimize, duygularımıza el attığı için çok üzülüyor ve inciniyoruz". atatürk, bu sözlere şöyle karşılık vermişti: "alaturka şarkılardan ben de hoşlanıyorum. fakat, unutmamak gerekir ki, devrim yapan bu nesil, bazı fedakârlıklara katlanmasını bilmelidir! ancak, milli türkülere yer verilmelidir!".
kaldı ki bu yasak yanlış olduğu için sonradan kaldırılır:
"alaturka musikinin radyo ve gazinolarda yasaklanmasından sonra, münir nurettin, hafız burhan ve safiye ayla gibi şarkıcılar tango söylemeye başladılar. her birinin 78 devirlik tango plâkları dahi çıkmıştı. fakat, bir akşam atatürk'ün canı türk musikisi istiyor. o zaman ankara'da musikişinas ve bestekâr dr. sıtkı falay ve tamburi osman pehlivan var. "hadi!" diyor atatürk "onlara gidelim!".
gece 22:00 sularında dr. sıtkı falay'ın evine gidiliyor. sıtkı beyin udu, osman pehlivan'ın tamburu ve sıtkı beyin eşi vasfiye hanımın güzel sesi eşliğinde, rumeli türküleri de araya girerek, coşkulu bir alaturka müzik ziyafeti veriliyor. atatürk, "bir daha! bir daha!" diyerek tekrarlatınca, osman pehlivan'ın "paşam siz emredince dinliyorsunuz, ama bunları dinlemek isteyen binlerce insan var! "yakınmasına," doğru söylersin osman!" karşılığını veriyor." hemen radyo evine gidin ve fasıl yapın!" diye ekliyor.
ercüment behzatlar radyoevi müdürü'nü arıyor. radyoevi müdürü çok şaşırıyor ve yasağın kalktığına inanamıyor. köşke telefon ediyorlar. atatürk'ün emir verdiğini neden sonra öğrenip, ancak saat 23:00'te fasıl başlatıyorlar. böylece, klâsik türk musikisi üzerine konulan yasak, kısa bir aradan sonra tamamen kaldırılmış oluyor."
evet bu yasak gerçekten akıl almazdır.aykırıdır. ama devrim de zaten tam olarak budur. ve türk devriminin kaçınılmaz gerekliğini ve gecikmişliğinden tartışmıyorum bile. bunun örnekleri tarihte her modern ve çağdaş ülke için hatta daha kanlısı ve zorbacasını bulursunuz.
asıl sorulması gereken soru ise bir gün bizi yönetenler sinan çetinin de muhtemelen dinlediği ve filmde askerlerin adlarını söylemediği batı müzisyenlerini ve müziğini * yasaklarlarsa tepkisini ne olacağıdır? komik ve absürd olan zaten militarist anlayış içerisinde olan dünyada * böyle bir militarist yasak getirmektedir mi, yoksa bir insan hakları evrensel bildirgesini imzalamış, insan haklarının ve özgürlüklerinin insanoğluna doğuştan öğretilen ve beynine kazıtılan 21. yy dünyasında, insanlara hala dini sebeplerle ve motiflerle sanata,sosyal hayata, özel hayata yasaklar getirmek, insanları dini kurallara göre yönetmeye çalışmak midir?* kendisi de yönetmen olan sinan çetin filminde sigara veya alkol gösteremeyince, "sanata ve özgürlüklere aykırıdır bu" diyecektir, yoksa hala "34'teki yasak ne kadar komikti ya" mı diyecektir? maalesef kendisini samimi,dürüst ve özgürlükçü bulmuyorum. eğer ben özgürlükçüysem, demokratsam, haklarımı sbiliyorsam, günümüzdeki yasaklara; beni şu an yönetenlerin koydukları yasaklara baş kaldırırım, onlarla mücadele ederim.türban yasağı da bugünündür. ama siz hükümetinizin koyduğu yasağı eleştirmezken, onun kaldırmaya çalıştığı bir yasağı eleştirirseniz; bu sizin inandırıcılığınızı demokratlığınızı ve objektifliğinizi elinizden alır. siz sadece o hükümetin borazanlarından biri olursunuz. ve bundan kolay ve çıkarlı iş de yoktur.
evet, yasağın iyisi kötüsü olmaz. doğrudur, yasak kötüdür, komik duruma düşürür. 34'teki yasağın da savunulacak tarafı yoktur. ama bir ülke freni patlamışçasına dinle yönetilmeye doğru yokuş asağı giderken bu tehlikeyi anlatmak yerine taa 34'teki zaten hemen kaldırılmış olan yasağı konu alan bir film yapması bence daha çok komik duruma düşürür insanı. hem de kendisine özgürlükçü ve/veya liberal diyorsa...
not: türban yasağıyla ve özgürlüğüyle ilgili kesinlikle bir görüşe sahip değilim ve bu konuyla ilgili bir görüş beyan etmiyorum. iki zıt görüşü de savunmuyorum..
bir anne cümlesidir. devamı da " ağlama" şeklinde gelir. istediğini almadan vazgeçmez anneler. yalnız kalıp iyice ağlamak için mecburen mutlu görünmeye çalışırsınız.
berbat bişidir. sinan çetin ayarında bir demogog ben daha ne gördüm, ne bildim, ne tanıdım. evet kardeşim bir eleştiri noktası yakaladın, rahatsız olduğun şey de haklı ama bunu "böyle" anlatmaman için sana yalvarıyorum! bu cıvıklık, beni üzüyor. bu cıvıklık, beni yaralıyor. "sana ne oluyor" dersen de, susarım, otururum. ama bu haklı olduğun anlamına mı gelir, düşün bakalım bi.
türkiye'deki özentilik ve sanat özürlülüğünü ortaya çıkarmakla kalmayıp , eğitim görmüş ukala ve popülist insanların da bu kroluklardan pay aldıklarını gösteren kısa bir film.şimdi tek tek inceleyip gösterelim o halde.
filmin başında çalınan güzel türkünün sözlerine bakalım."yarimi yitirdim" şeklinde figan feryat eden bir türkü ve herkesin yüzü gülüyor , alkış ile tempo tutuyorlar.şimdi burada bir saçmalık yok mu sizce de ? belli ki "efendim ne güzel eğleniyorduk türk müziği ile ühüü" çabası harcanmış.sen zaten daha başında böyle bir türkü ile yüzünü güldürüyorsan senin sanat anlayışına tüküreyim ben, daha ne dinlediğini , dinlediğin şeyin ne için yazıldığını söylendiğini bilmiyorsun ki.sahip çıkmaya çalıştığın değerin niteliklerini bilmiyorsun yani kısaca.
filmin sonundaki mesaj da süper film gibi.sinan çetin , sen önce ait olduğun kültürü bi araştır derim ben.
not : bu filmin yalakalıktan öte cahillikle ilgisi olduğunu düşünebiliyorum sadece.geçtiğimiz aylarda çıkan "evlerinin önü boyalı direeeeeeee hobaaaaaaaaa" şeklindeki saçmalıktan bir farkı yok.
sinan çetin'in yağcılık yapma seviyesindeki artışın örneklerindendir. demagoji yapmak kolay elbette. bir dönemi bugün gözüyle eleştirmek, tarihe yapılacak en büyük saygısızlıktır. her dönem kendi zamanının şartlarına göre değerlendirilir. savaştan çıkmış fakir ve genç bir cumhuriyet söz konusudur. uluslararası alanda yerini sağlamlaştırmaya çalışmakta, değişen sınırlara ve dengelere alışılmaya çalışılmaktadır. osmanlıdan miras kalan tek şey fakir anadolu halkı ile görgüsüz zengin-tüccar takımıdır. osmanlı tarihinin hiçbir evresi ince zevklere sahip, entellektüel, aristokrat bir tabaka oluşturamamıştı. biraz yer edinen, kökleri eskiye dayanan ailenin osmanoğullarına rakip çıkmasın diye kökü kazınıyordu. zengin tabaka, sanat alanında en fakir ile aynı zevkleri paylaşan, cahil ve kaba insanlardan oluşuyordu, tek farkları paralarının olmasıydı. özetlersek osmanlıdan kalan; inceltilmiş zevkler ve kaliteli bir yaşam tarzından yoksun bir halktı. halkın kültür seviyesindeki açık çok büyüktü.
bunun yanında yüzyılı aşkın süredir kendi kimliği olmayan, müsüman kimliği altında birleşmiş insanlar, şeriat ile yönetilen, kulluk bilincine sıkı sıkıya sarılmış bir halk, laik bir cumhuriyet yönetimine geçmişti. aslolan bu rejime tutunabilmek ve devam ettirebilmekti.
cumhuriyet osmanlıdan ona kalmış borçlar içinde boğazına kadar batmış, savaş halkı ve toprağı tahrip etmişti. para yoktu. osmanlının en büyük gelir kaynağı savaş olduğundan ne sanayileşmeden nasibini almıştı, ne de ticaretten. yerleşmiş ve sağlam gelir kaynakları, kaliteli ve hızlı üretim... cumhuriyet hepsinden yoksundu.
devrimler halk tabanlı değildi. halk kuldu, köleydi, allahın gölgesi padişahtan korkuyordu. bilinçaltında bu psikoloji yer etmişti bir kere, silinmesi kolay değildi. devrimlerin sindirilmesi gerekiyordu, ancak eğitim seviyesi acınacak derecede düşüktü.
atatürk samsun'a çıktığında halka "ey türkler" diye hitap etmiş, kalabalıktan bir yaşlı adam "aman beyim elhamdülillah müslümanız, o dediklerine haymana civarında rastlanır" cevabını vermişti. atatürk, bu insanlara ulus bilincini aşılayıp, laik, demokrat, anayasal, eşitlikçi bir ülke kurdu. yukarıda da belirttiğim gibi gelir kaynağı yok, para yok, borçlar birikmiş, halk cahil...
yavşağın birinin malumaliniz zatların bir tarafını yalamak için yaptığı 5 dakikalık film kadar basit değil her şey.
atatürk zamnında gelen bu yasağı konu alan bu kısa filmi izleyen ataştırma eğilimi olmayan birisi yanlış yönlendirilebilir. keşke sinan çetin bu filmin sonuna yasağın nasıl orataya çıktığını ve neden tekrar kaldırıldığını da not etseydi veya değinseydi daha faydalı olurdu. sonuçta tarihte olan bir şeyi filme aktarmak doğrudur ama yanıltmaya sebebiyet vermeyecek şekilde.
ek: hee bu arada yasak bildiğim kadarıyla radyolarda geçerli olan bir şeydi. yani halka siz türkü okumayın gibisinden bir şey söylemiyor. zaten böyle bir internette herhangi bir siteye erişimi kapatmak gibi saçma bir şey olur. çünkü engel olamazsınız.
efenim bazı olayları 2. kanaldan anlayarak ve tam bilinmeyerek yapılmış aptal bir filmdir. aslında oldukça güzeldir. insanı gülümsetir ancak karalama amacı görülebilen ve araştırma yapılmadan çekilen bir filmdir.
--spoiler--
ziya gökalp:
bugün işte şu üç musikinin karşısındayız. doğu musikisi, batı musikisi ve halk musikisi. acaba bunlardan hangisi bizim için millidir. doğu musikisinin hem hasta hem de gayrı milli olduğunu gördük. halk musikisi milli kültürümüzün, batı müziği de yeni medeniyetimizin müzikleri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. halk musikisi bize birçok melodiler vermiştir. bunları toplar ve batı müziğinin usullerine göre armonize edersek, hem milli, hem de avrupalı bir musikiye sahip oluruz.
--spoiler--
yasaklanan halk müziği değildir. ancak nedense bu aptal filmde askerler türkü söyleyen halkı susurup onlardan klasik müzik çalmasını istiyor. ne garip.