|
|
- ahmed arif'in 33 kurşun şiirinin kaynağı olan kürt kıyımının baş sorumlusu "paşa".
kendisi balkan savaşı, birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşında sayısız cephede savaşmış, "harp divanı" başkanlığı etmiş şanlı-şerefli ve gerçek bir türk ve gerçek bir orgeneraldir. 1943 yılında doğuda iran sınırında karmaşanın ve şiddetin hakim olduğu zamanlarda, sınır kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla yakalanan 33 kürt (yakalanan 35 kişidir ancak aralarındaki bir çocuk ve bir de kadın salıverilir), -silahsız ve elleri bağlı haldeyken- bölgeye asayişi sağlamak göreviyle gönderilen muğlalı (paşa) tarafından verilen emirle kurşuna dizilmek suretiyle -sorgusuz sualsiz- katledilir.
olayın gelişmesinde kaymakam hilmi tuncel'in kendi inisiyatifiyle bölgede yaşanan soygunlara ve talanlara misilleme maksadıyla bir yasadışı çete kurmasının etkili olduğu bugün bilinen gerçeklerdendir. bu çete ile aşiretler arasında gerçekleşen karşılıklı hayvan talanları yüzünden bölgede gerilim had safhaya ulaşmışken, idari makamların bu yasadışı çete eliyle sınırdaşından mehmedi misto olarak bilinen şahsın hayvanlarını çaldırması olayı koparan noktalardan biridir. misto'nun resmi şikayet dilekçesi de umursanmaz ve aksine kışkırtıcı bir dille cevaplanır kaymakamlık tarafından. bunun üzerine misto'nun son çare olarak hududu geçip yakın aşiretleri de toplayarak hayvanlarını geri alması idarecileri telaşlandırır. anında abartılı bir dezenformasyonla ilgili makamlara bilgi verilmesiyle gereken gerilim ortamı sağlanır. durum buyken rastgele bir şahıs (arzuhalci rıfat) ortaya çıkar ve çeşitli sebeplerle -arasının iyi olmadığı- milanengiz köyünden yaklaşık 40 kişiyi bu talanı gerçekleştirdikleri iddiasıyla ihbar eder. gerekli onaylar vasıtasıyla mahkemeye çıkarılan bu rastgele suçlular (!) delil yetersizliğinden salıverilir. ancak valiliğin üst makamlara olan tahrik içeren bildirimleri bitmediğinden bölgeye müfettiş olarak muğlalı atanır. yapılan hızlı bir durum değerlendirmesinin ardından (vali hamit önat, mustafa muğlalı ve tuğgeneral rasim saltuk tarafından) bu 40 kişinin tekrar tutuklanması ve katledilmesi kararı çıkar ve ilgili köylülerin 35 tanesi nezarethaneye alınır derhal. yine içişleri bakanlığı tarafından bölgeye gönderilen avni doğan adlı yetkilinin aksi görüş bildirmesi ve muğlalı paşayı ikna çabaları yeterli gelmez. ne olursa olsun elindekileri öldürmekle vazifesini tamamlayacağına inanan muğlalı’nın ettiği şu cümle akıllara kazınacak niteliktedir:
“kürtlere ilişkin davranışları normal kurallar altında çözmek imkansızdır.”
bugün şiirini her okuduğumuzda tüylerimizi diken diken eden meşum 33 cinayetin müsebbibi olan bu asker adam ne haddinden fazla cani ruhludur ne de fazla dengesizdir. şiddet sevdiğinden yahut kan görme zevkinden bu vazifeyi (!) gerçekleştirdiğine inanmak safdillikdir. yıllar yılı bir sis perdesinin ardından bizlere yansıtılan kürt sorununda, çoğunlukta olan devlet ve ordu yaklaşımının en homojen numunesi sayılabilir kendisi. zamanın ve vaziyetin şartlarının gerektirdiğini yapmış, ve kim olduklarının/ne yaptıklarının bir önemi olmasa da güç gösterisi ve göz korkutma misyonu adına bu “33 beden”den faydalanmıştır. sonrasında suçlu bulunup yargılanması ise dönemin getirdiği siyasal telaştan başka bir şeyle izah edilemez. adeta tepkilere verilen bir kurbandır çünkü.
kargaşa ve doğa kanunlarının hüküm sürdüğü, dönen dolapların bininin bir para olduğu, hak ve hukukun uğramadığı “doğu” denen o uzak ve karanlık ellerde yaşanan zülmü, acıyı ve belki de şimdi gördüğümüz her şeyin sebebini anlatan hikayelerden sadece biri bu üstelik. ne ilk ne son. şimdilerde bu denli tantanalı şaşkınlıklarla karşılaşılmasa da eli silahlıların yaptıkları, sürüp giden leş bir düzenin yansıtıcısı ve andıcı olmaya değen bir kahraman (!) orgeneral mustafa muğlalı paşamız!
unutmadan vatana-millete yaptığı sayısız hizmetin karşılığı ve iade-i itibarı adına özalp tabur sınır komutanlığı kışlasına verilen adıyla ölümsüzleşmiştir. ne mutlu hepimizin vicdanına..
- özalp ilçesinde, 1943 yılında bazı köylüler kaçakçılık yaptığı yönünde gözaltına alınarak sorgulanır. yapılan tartışmalar sonunda adli makamlar tarafından tutuklu 33 vatandaşın 30 temmuz 1943 günü gece yarısından sonra jandarma tarafından cezaevinden alınıp hudut taburu komutanına teslim edilir. çilli gediği denilen hududa yakın bölgeye götürülen köylüler elleri bağlandıktan sonra kurşuna dizilir.
olaydan sonra tutanaklarda saldırıya uğranıldığı, saldırganlara açılan ateş neticesi 33 kişinin öldüğü bilgisi yer alır. olayın ankara'da duyulmasından sonra tartışmaların başlanır. ancak chp iktidarının demokrat parti baskısını hissettiği 1946 seçimlerine kadar olayı örtbas eder.
seçimden sonra muhalefetteki dp'nin baskısıyla verilen soruşturma emri neticesi mustafa muğlalı 1949'da askeri mahkemede yargılanarak 33 kişinin ölümünden sorumlu bulunarak idama mahkûm edilir. ancak daha sonra yargıtay kararı bozup orgeneralin cezasını 20 sene ağır hapse indirilir. muğlalı, 1951 yılında bulunduğu cezaevinde ölür.
(bkz: orgeneral mustafa muğlalı kışlası)
(bkz: demokratik laik sosyal bir hukuk devleti)
- radikal gazetesi'nin bugün manşetten verdiği haberin başrolü olan hunhar.
http://www.radikal.com.tr/...
- van'ın özalp ilçesinde okumaya yeni geçmiş ilkokul öğrencileri çevre turuna çıkar. öğretmen kışlanın büyük tabelasını göstererek:
-okuyun bakalım çocuklar. tabelada ne yazıyor?
-mus-ta-fa muğ-la-lı
-aferin size. peki kimdir, mustafa muğlalı?
-dedemin katilidir, öğretmenim.
-benim de dayımın katilidir, öğretmenim.
-benim de amcamın katilidir, öğretmenim.
-aferin size çocuklar. bak ne güzel öğrenmişsiniz. demek ki neymiş: devletimizi seveceğiz, saygı duyacağız.
-örtmenim niye öldürmüş peki dedelerimizi?
-aa o nasıl soru? yoksa senin baban mı bu soruları öğretiyor sana? baban dtpli mi yoksa?
-yok babam vanlıdır örtmenim.
-sus bakayım, cevap verme. mustafa amcam bile kurutamadı soyunuzu, pis bölücüler sizi.
- muğla'lı olmadığını dilediğimdir.
- muğla'nın tam merkezindeki işhanına adı verilen orgeneral.
- (bkz: mustafa denizli)*
|