türk öykücülüğünde sait faikt'en sonra en çaplı öykü ve hikaye yazarlarından biridir. öykülerinde genellikle köyden kente gelen ve geldiğinde köylülük yabanlığıyla kentin hızlılığı arasında zigzaglar çizen yurdum insanının çıkmazlarını ele almıştır. ya tahammül ya sefer adlı hikaye kitabı bir zamanaların idealist ağabeylerinin sonradan sermaye ve makam sahibi olmaları sonucunda uğradıkları değişimi hüzünlü bir şekilde anlatır. uslübüyle hayranı olduğum öykücülerin başında gelir.
(surat, 30.03.2006 14:16)
mavi kuş kitabı gerçektende saçmadır. kimse çıkıp da vermek istediği mesajı alamamışsın demesin. gayet de yazar vermek istediği mesajı saklamakta , adeta bu saklambaç dan zevk almaktadır. ama unuttuğu bizim şiir okumadığımızdır. hikayeler açık olur , gizemli anlamlar taşımaz , anlatım sade , ifade edilen öğe tam anlamı ile karşılığını bulur. ama bizim mustafa kutlu efendi, ayrı bir hava katmak amacı ile , hikayelerini gizemli anlamlara bölmekte, gündelik köy hayatındaki olaylardan büyük büyük dersler çıkarmamızı beklemektedir. onun yerine ömer seyfettin okur rahatlarım. hiç olmazsa roman yazıyor.
türk hikayeciliginin kilometre taşlarindan birisidir. sadece hikaye ile mesgul olmayıp deneme,kitap,dergi ve ansiklopedi yayinciligi,senaryo yazarligi,cizerlik, kose yazarligi gibi farkli alanlarda kalemini konusturmaktadır. yanik bir turku tadindaki hikayeleri, nevi sahsina munhasir uslubu ile hatiri sayilir bir hayran kitlesine sahiptir. bize, bizi bizce anlatma konusunda o kadar mahirdir ki hikayelerini okurken ister istemez kendinizi hikayenin kahramanlarindan birisi veya birkaciyla ozdeslestirirsiniz.ahmet turan alkanin enfes tespitiyle:"içinizde kutlu’nun hikâyelerinden birini hâlâ okumayan biri varsa, bilsin ki ziyandadır vesselâm."
bir de kendisi acayip bir fenerbahce fanatigi olup sahane spor yazilari yazmaktadir...
eserleri:sait faik'in hikâye dünyası, ortadaki adam, gönül işi, sır, bu böyledir, yoksulluk içimizde, yokuşa akan sular, hüzün ve tesadüf, uzun hikaye, beyhude ömrüm, mavi kuş, tufandan önce, rüzgarlı pazar,chef ve menekseli mektup, akasya ve mandolin, arka kapak yazıları, şehir mektupları, yoksulluk kitabı,sabahattin ali...
ayrica mustafa kutlu hikayeleriyle ilgili olarak : mustafa kutlu kitabi, mustafa kutlu ve yoksulluk icimizde, turk oykuculugunde mustafa kutlu
okudukça okutan,bittiğinde hiç bitmeseydi dedirtecek kadar bizden olan eserler veren ve genelde yoksulluğu farklı boyutlarda ele alan yazarımız.her eylül ü bir sonbaharın o hüzünlü yüzüyle size hatırlattıkları güzel anılardan, iki mustafa kutlu bu eylül nasıl bir kitap çıkartacak diye bekleyebilirsiniz.(bkz:
uzun hikaye)en bilindik eseridir.
(immigrant, 07.07.2007 19:43 ~ 21.07.2007 18:54)
mutad olduğumuz üzre yine bizi eylülde yavan bırakmamış,gönlümüze dokunmuş,yüreğimizi ferahlatmış, kapılarımızı açmıştır.
(bkz:
kapıları açmak)
ustadır, üstaddır, şu devirde bulumaz hint kumaşıdır vesselam.
kasmadan yazan, kastırmadan okutan adam. lise çağındaki gençlere edebiyatı sevdirmek için
recaizade mahmut ekrem veya
ahmet mithat efendi den daha iyi bir seçimdir bana göre.
(helia, 08.12.2007 20:16 ~ 20:17)
şu sıralar dergah dergisi'nin yazı işlerinden sorumludur.
hikayeleri kadar köşe yazıları da okunmaya değer kişidir. abd'nin robot asker üretimine geçisi husussunda güzel bir yazı kaleme almıştır.
http://yenisafak.com.tr/...
chef öyküsündeki cümleleriyle beni benden alan öykü yazarı.. günümüz türkçe'sini bu kadar naif kullanan başka bir öykü yazarı hatırlamıyorum.. sıkı bir fenerbahçelidir ayrıca..
huzursuz bacak adlı son kitabıyla paranın, mevkinin vs. müslümanları nasıl değiştirdiğini yazmış, iyi etmiştir..sonuç olarak da bu para mevzusundan kurtulmanın
kanaat ekonomisinden geçtiğini söyletmiştir kahramana..
çok erken yıllardan itibaren kendimle olan hesaplaşmalarımda hep aynı kaygıyla çıkarırdım envanter defterini. bir tufan sonrasında hayatın yeniden inşası için gerekli olan tüm hayati unsurların saklandığı nuh’un gemisinde olmak kaygısı. o gemiye binmeliyim diye düşündüm hep. çocukken peygamber olmak istememin de, bu isteğime gülecek yaşlara ulaştığım zamanlarda “iyi insan olsam da yeter” iklimine rücu etmemin de altında bu arzu yatar.
zamanla bu neşeli bir hatıraya döndü. ama o gemi metaforunu hiç unutmadım. sonra da o geminin kaptan kamarasında yer alan insanları aramaya, onlarla tanışmaya başladım.
işte mustafa kutlu da bu güzel adamlardan biridir benim için. benim özel tarihimde sert bir nihat genç iklimi sonrasına denk gelir mustafa kutlu. yalnızca bu yüzden bile unutulmazdır. soylu ama şiddetli bir öfkenin sonrasında yakalandığın tarifsiz acziyetlerin bir öğlen uykusu güzelliğindeki tevekküle dönüşmesi gibi.
nihat genç’ten sonra mustafa kutlu’ya hicret etmek, dosteyevski’den sonra tolstoy okumak gibidir biraz. “tanrı yoksa her şey mübahtır” diyen dosto’yla tolstoy en sonunda o ebedi tevekkül avlusunda buluşurlar. kutlu da güzelim kağıttan gemilerini hep o sakin limandan bırakır bu fırtınalı denize. nihat gençse fırtınalı denizin ortasından bağırıp durmaktadır maalesef. “teşbihte hata olmaz, hatasız da teşbih olmaz” der eskiler.
mustafa kutlu’nun yazdıklarını tek bir cümleyle anlatmak gerekse herhalde yunus’un şu dizesi kadar uygun bir cümle bulmak zor olurdu. “bunca varlık içinde bitmez gönül darlığı” o bütün eserlerinde yunus’un zikrettiği gönül darlığının arkeolojisini yapmaya çalışır. homo ethicus’u ya da insanın ahlak tarihini, bugün ziyadesiyle ihmal edilen, köklü bir geleneğin bahçesine düşen gölgesinden yola çıkarak anlatmaya çalışır.
ece ayhan büyük hikayeci sait faik’in daha çok şair olduğunu ve antolojilerde yer alması gerektiğini ısrarla zikreder. bu anlamda mustafa kutlu da bir şairdir, batı metinyazarlığının, kurguya, tutarlı bir silsileye olan tutkulu aşkına müstehziyane bir edayla bakıp içinden geldiği gibi yazdığı için. belki de bu yüzden hikayeyi tazim ederek “dar alan çalım atmak gibidir” diyordur kimbilir.
onun kitaplarına misafir olduğunuzda kendinizi martıların birbirleriyle dans ettiği boğazın görkemli bir kıyısında gibi hissedersiniz; hakiki bir hayatın içinden size işmar eden imgeler uçuşur zihninizde.
kutlu bir yolculukta geçilmesi gereken uğrak yerleri, küçük sevimli kervansaraylardır onun kitapları. insanın neliğine dair söylenen tumturaklı sözlerden bıkıp dingin bir sessizliği arzuladığında başvuracağı reçetedir. yoksulluk içimizdedir ve beyhude bir ömrü içimizin bu karanlık menfezlerine kör olarak geçirmemize gönlü razı değildir. tüm belirtileriyle birlikte ruhunuza korku üfleyen tufandan önce küskün bir derviş gibi gelip kulağınıza ya tahammül ya sefer şarkılarını fısıldayan “kalabalıklar içindeki yalnız adam”dır. topçu’nun bu sözü bir onda bir de ismet özel de bu kadar güzel durur.
bir keresinde erkan oğur müzik için “sessizliğe doğru ilerliyor,” demişti. ünlü fransız koreograf maurice béjart ölmeden biraz evvel dansın sonunun devinimsizlik olduğunu itiraf eder. mevlana “a köstebek o yokluklarda ne ziyan buldun da varlığa yapışıp kaldın” derken yokluğun hikmeti harbiyesine dair büyüleyici bir dize armağan etmişti insanoğluna. “sanat bize hakikatı göstermez, hakikata giden yolda bir destek, bir heyecan, bir yardımcıdır” diyen mustafa kutlu’nun hikayeleri hep böyle bir yokluğun, dinginliğin, devinimsizlik ve sessizliğin ülkesine varmak isteyen salike yol işaretleri gibidir.
dünyayı isteyen kutlu’yu okumasın.
derviş meşrep bir hal insanı.
bu böyledir isimli imgesel eseri okunması gereken yazardır.