amerika'nın türkiye üzerindeki planlarını kıçını yırtarcasına haykıran, yalnız yurdum "ben bilmem beyim bilir" insanına anlatamayacak olması içimi acıtan cumhuriyet yazarı.(bkz: büyük ortadoğu projesi)
insanın aklına gelmeyecek kelime oyunlarıyla güldürürken düşündüren, diğer tüm cumhuriyet yazarları gibi sözünü esirgemeyen, herşeyi tüm çıplaklığı ile ortaya koyan, yazılarını okumaktan zevk aldığım gazeteci, yazar.
08.08.1960'da burdur'un yeşilova ilçesi güney kasabasında doğdu. ilkokulu burada bitirdi.
ortaokulu ve liseyi aydın'ın nazilli ilçesinde tamamladı.
1981 yılında ege üniversitesi iletişim fakültesi'ni birincilikle bitirdi.
gazeteciliğe 1980'de izmir'in yerel yayın organı gazete izmir'de başladı.
1981'de milliyet gazetesi izmir bürosuna geçti.
1985'de cumhuriyet gazetesi izmir bürosuna istihbarat şefi olarak geçti.
1989'da ankara'ya geldi ve cumhuriyet gazetesi ankara bürosunun haber müdürü oldu.
1992'de istanbul'a gitti ve cumhuriyet'in haber merkezi müdürlüğünü üstlendi.
1993'de yeniden başkent'e geldi ve cumhuriyet gazetesi'nin ankara temsilcisi oldu. halen ankara temsilciliği ve köşe yazarlığı görevini yürütüyor.
geçtiğimiz haftadan beri, halen denizlerin avukatıyla yaptığı röportaj yayınlanıyor cumhuriyet gazetesi'nde ve halen sürüyor.
ayrıca, kelime oyunları cidden çok iyi olan yazar.
örneğin akp'nin ön cevap dediği savunmayı şu şekilde tasvirlemişti geçen hafta;
bundan birkaç sene önce, ntv'de, emin çölaşan ve demirel şakşakçısı yavuz donat ile beraber kapalı kapılar ardında bir program yapardı. cumhuriyet'teki gibi orda da kelime oyunlarına sık sık başvurur, anlatmak istediğini gayet anlaşılır bir şekilde izleyicilere aktarır idi. özellikle yavuz donat'a verdiği sağlam ayarlar unutulmazdır.
ulusalcı bir cizgide, yıllardır dogru bildiklerini sonuna kadar savunarak bugunlere gelmiş, bugun de bu sebepten gozaltına alınmıs dogru duzgun adam...
ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınmış, bütün özel eşyalarına el konulmuş cumhuriyet gazetesi ankara temsilcisi.
müzik çalarına varana kadar herşeyi incelemeye gönderilmiş. çünkü vebalı. yani çünkü ...
evinde yan gelip yatarak yeşilleri sayıp abi ve babalarıyla akşamları karşılıklı viski tokuşturup gündüz kalemlerinden demokrasi,hak hukuk,bacı ana namus gibi kelimeleri düşürmeden omurgasızca yaşamak varken. bir lokma bir hırka ile geceleri rahat uyumayı seçmiş; bundan dolayı muhtemelen bir kaç geceyi içeride geçirecek ve bu durumu sikine bile takmayıp ne ise o olmaya devam edecek yazardır.insandır.
bir ara emin çölaşan ve yavuz donat'la dönüşümlü olarak "kapalı kapılar ardında" adlı bir tartışma programı sunardı. aralarında en sakin ve uzlaşmacı olanı kendisiydi, en cazgırı da emin çölaşan'dı tabi. yavuz donat daha çok "sakin babacan" gibi konuşurdu. nasıl oldu da gözaltına alındı aklım almıyor şimdi.
medyanın akıl almaz bir şekilde iktidar şakşakçılığı yaptığı bir ülkede cumhuriyetine,atatürk'üne olan bağlılığından hiçbir şekilde taviz vermemiş temiz gazeteci.
mustafa balbay'ın başına gelenler ne ilk olmuş ne de son olacaktır. asıl üzücü olan çemberin gittikçe daralması, birtakım insanların susturulması. gün gelir de çıkacak ses kalmassa diye endişeleniyorum sadece....
ergenekon zırtapozluğunda göz altına alınmış olduğu halde ifade vermekten yana olmayıp susma hakkını kullanan cumhuriyet gazetesi baş yazarlarından biridir.
ak babanın çırpınışları...
affedersin la fontaine, görüşmeyeli hayli zaman oldu... görsen bu zaman diliminde bizim ormanda neler oldu. seninle ilk usta-çırak ilişkisine tutuştuğumuz günlerin güvercini, kurdu, arısı gitti, yerine ak baba geldi. gelişten sizi haberdar ettim... sonrasında olup bitenleri izlemekten aktarmaya fırsat bulamadım.
deme, insan ne yapar eder haber verir...
kendimi arıyorum meşgul çalıyor desem, yeridir.
sözün özü usta; bizim orman, karman çorman... orman tarihi boyunca düşündü ki iktidardakiler; anlaşılan hep iktidarda kiler... o zaman biz de dolduralım kileri vakit geçirmeden, her şeyin bir yolu bulunur, bazen viraj bazen kestirmeden...
ak baba türünün bütün özelliklerini gösteriyor, kendinden olana yol veriyor, olmayanı yere seriyor. dediğim dedik çaldığım büyük diyor. arkasına almış bir ‘ab’a, bazen nazik bazen kaba...
her satılandan pay alıyor; doymak bilmiyor...
her değeri kemiriyor; durmak bilmiyor...
her yasayı deliyor; saymak bilmiyor...
sözüm ona, demokrasiyi tabana yayacaktı; yolsuzlukları yaydı. her kesim boyu kadar, gidişten payını aldı.
***
işler böyle giderken tatlı tatlı... ak baba’yı ürküttü bir beyaz atlı... ‘ben’ dedi, ormanın hukukunu korurum, haddini aşanın kapısına kilit vururum...
vayyy sen misin bunu diyen... yoksa payını almadın mı; yok mu sülalende yiyen...
her yöntemi denediler, başaramayınca sendelediler. yırtınmaktan kalmadı bağırlarında kılları, almıyordu akılları... ormanın tek hâkimi ak baba’ya tüm kapılar açılırdı, şimdi nasıl olurdu da dava açılırdı...
buldular içeride dışarıda t-onlarca kukla... her biri ezberledi dersini, mutlulukla:
“kesinlikle yargılanamaz ormanın başına geçen kişi... buna cüret eden bilmiyor bu işi... iktidar hukuku der ki; ak baba’ya yasa işlemez... karşısında herkes el pençe divan durur; kurt ulumaz at kişnemez... ne demek ak baba’ya kilit, haddini ingilizce de veririz; kill it...”
sürerken bu tartışmalar, atışmalar, durumu iyi özetleyen biri çıktı:
dangır hır meret kır at...
ormanın kuruluş günlerine kadar götürdü hıncını... “ağaçlar dikilirken, ırmaklar tarlalara su verirken, yollar yapılırken, herkes benliğini bulurken biz kendimizi kaybettik” dedi, “uğradık travmaya... belki bundandır, karışık biraz maya...”
ormanda uğultular yükselince, bizimki devam etti tarihsel lince:
“her kim ki, ormanın temellerini okudum derse şaşırırım... böyle birini görsem, eşek gibi anırırım...”
buna yata kalka kahretti eşekler, az geldi yorganlar döşekler... dediler:
“bizim anırmamız seninkinden düzgündür... eşekler seninle yan yana durmaktan üzgündür!”
***
farkındayım usta, uzattım lafı... o kadar çok ki ak baba’gillerin gafı... elbet soracaksın:
“anladım çırak, uzun lafı bırak... yok mu aklı başında, gidişe yön verecek biri bu ormanda; ne bileyim, kurt kuş, o da yoksa manda?”
ahh usta sorma, yaramızı deşip bizi yorma...
gidiş ormanda ne sağ bıraktı ne sol...
sağdakiler sağır... kıratın başına biri geçti, soylu mu değil mi daha belli değil... ötekinin mumu sönmüş, yansa da ferli değil...
soldakiler soluksuz... kimi oklarını korumakla meşgul; her taraftan saldıran saldırana... kimi ölse de baba güvercin başımdadır diyor, iç dese içerim bal derim baldırana...
özeti bu usta, yine senlik oldu bizim orman...
her şeyin üstüne çöktü ak baba; biraz derman!
umutsuz da değiliz hani, silkelensek toparlayacağız...
belki adalet terazisi dengesini bulunca parlayacağız!
mustafa balbay (20.06.2008)
e şimdi bu adamı gözaltına almasınlar da beni alsınlar? cık cık cık... herkes haddini bilecek canım! haddimize mi ulular ulusu a.k.partisini eleştirmek??
bir ara serbest bırakıldığı altyazıda geçti fakat avukatı bunu yalanladı. daha ne kadar küçücük bebeğinden ayrı tutacaklar. yaşlı diye serbest bıraktıkları ilhan selçuk 'un intikamını mı alıyorlar?