21 mayıs 2012 pazartesi
günün başlıkları: 956 tane
günün başlıkları: 956 tane
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·aldi vs rewe (3)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·bim vs migros (12)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·bilgekaya (2)
- ·le grand bleu (2)
- ·
- ·kötü sözlük (2)
- ·tayfur havutçu (10)
- ·
- ·uludere katliamı (7)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·red dragon (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
murphy kanunları
- - murphy'nin altın kuralı: altını olan kanunu koyar!
- murphy felsefesi: gülümse... yarın daha kötü olacak.
- murphy sabiti: dünyadaki nüfus sürekli artar ama toplam zeka sabit kalir. - murphy'nin, sanılanın aksine, termodinamiğin ikinci kanununabağlı geliştirilmiş, tek kanunu vardır, diğerleri varsayımları* kategorisine girerler.
murphy'nin kanunu: ters gidebilecek her şey ters gider. - bir şey başınıza gelicekse en kötü şekilde gelir. *
- zeka x güzellik x bulunabilirlik sabittir!!! *
- çok istediğiniz bir şey, olmasını çok istediğiniz bir olay yolunda mutlaka bir sorun çıkar.
- "annenin murphy kanunları" isimli kitapta yazan kaideler bütünü..
- ne kadar geç kaldıysanız trafik o kadar sıkışıktır
- planınız herhangi bir değişikliğin olanaksız olduğu bir aşamaya geldiğinde, ortaya kesinlikle bir sorun çıkar.
- tam anlamıyla kontrol altına alınmış bir sistemde, sistem gene de kendi bildiğini okur.
- (bkz. en gerekli anda şarjın bitmesi)
- hangi kuyrukta beklerseniz o yavaş ilerler ...
- ufak bir arızayı gidermeye çalışırken, daha önemli bir arızaya neden olursunuz .
- (bkz. şans)
- arabanızı yıkattığınız gün yağmur yağar
- (bkz: ağustos'ta suya girsem balta kesmez buz olur)
(bkz: gökten am yağsa başıma yarak düşer) - kötümserliğin ve paranoyanın yani kısaca gerçekçiliğin son noktası.
- bibaht olanın bağına bir katresi düşmez, baran yerine dürr-ü güher yağsa semadan.
- ağır ağır ilerleyen birini geçmek mümkün değildir
- kaçarsan yorgun ölürsün
- güzellik*zeka=k
- tereyağlı bir ekmeğin halının üstüne tereyağlı kısmı altta olacak şekilde düşme ihtimali halının değeriyle doğru orantılıdır.
- bir işin ters gitme olasılığı varsa,ters gider.
- bir işin ters gitme olasılığı varsa, ters gider.
mutlak surette ters gider.
misal;
beğendiğim bir eril bünye var. bu bünye ile ilk karşılaştığımızda işyeri kuralları gereği benim verdiğim bir eğitimi almak zorunda. geldi çocuk oturuyor en önde, ben işim gereği herkes ile göz teması kuruyorum. ona baktığımda gözlerini çeviriyor.
(eh bu iyi birşey, dikkatimi çekiyor o an zaten) silkinerek, sonra ortama dönüyor, sınavı da iyi değildi pek, dinlememiş beni sersem şey.
sonra, sabahları toplantılara beraber katılıyoruz, günaydın demiyor.
ama yemekhanede yemek sırasında bir şekilde bana bakarken yakalıyorum onu.
ve evet, bu bünye ile bugün şirket aracında yalnız kalma ve en az 20 dk seyahat etme şansım var (yine bir eğitim ve test) ve ne kadar arzu edersen o kadar imkansızlaşır.
sabah kalktığımda, rimel sürerken dün normal akışkan bir rimel olan lanet şey topak topak oldu kirpiklerimde.
saçlarım şekle girmiyor. önemli değil. jöleledim. çıktık yola.
sahaya geldik aynı araçla, ama ben araca arkadan bindim. olsun. önemli değil. ne de olsa servisten indiğimizde karşılaşacağız. o da ne? giriş kartımı unutmuşum, araçtan inmedim bile. olsun ya, nedir.
yemekhanede bugünkü yemek balık! hem de tava balığı. ne bekliyorsun ki, balık kokacaksın tabi adama. ızgara olsa ye tamam, üstelik tava balığı a.k. yağlı. yemedik, diğer yemek de spagetti, bir kadının başına gelebilecek en kötü olaylardan biri de budur, ilk randevuda spagetti yemek. tamam karşı karşıya değiliz ama görecek spagetti ağzıma burnuma çarpıp, çenemi burnumu yağlayacak.
biliyorum yemekhanede serbest serbest bakıyor bana. aç kaldım.
gitti çapraz arka masaya oturdu. ne bekliyordunuz. yiyemedim spagettiyi, bıraktım. bunları anlatırken bir hoşsohbet arıya, dedi ki; "erkekler tabakta yemek bırakan kızları sevmez". eh bir daha a.k.
saat 15.30da yapılacak test. öğle yemeği sonrası ofis önündeki kayısıları toplattırmışım, yıkattıp masaya getirtmişim, bir yandan iş bir yandan hoşsohbet arılarla muahbbet. aniden tüylerim diken diken oldu. olmaz. olmaz. olamaz.
karnımdan sesler geliyor ve evet, o kadar kayısıyı yersen, cır cır olursun tabi.
hayatta en sevmediğim şey, işyerinde tuvalete girmek. girdim. mecburen. yanıma her zaman aldığım günlük pedimi almamışım. kendimi yenilenmiş hissedemedim tabi. (altıma yapmadım, yok daha neler)
daha kötüsünden korunmak için de yuttum kuru çayları. lanetler yağdırarak.
odaya sıktım parfüm, her yanıma parfümlü vücut kremimi sürüyorum ama kokmuyor.
içimden de diyorum, "biri odaya girer, osurur gider, benden sanır".
olmadı neyse ki ama daha kötüsü oldu.
sevgili müdürüm, telefon etti, gelmesine 2 dk var, ben de yoğun çalışıyor görüncem ya, kapattım msn falan. veritabanı yaratıyorum.
sen, müdür, aç telefon, "ben de gelcem" de. a.k.
e dedik, "gel". kapattık, ve beklenen geldi.
"sakıncası yoksa" dedim, "müdürüm gelcek". "tamam ama araç iki kişilik" dedi.
heyde hayda oley de oley. aradım hemen müdürü.
na, bizim arabayı getirmiş. üçümüz gittik dolaştık sahada.
korkuyorum benden küçüktür, aldanmayalım, uğraşmayalım. yaşını öğrenmek için soruyorum, "ilk işiniz mi bu mezun olduktan sonra?" "evet" dedi tabi. ulan ben 98de mezun olmuşum. mezun olduğumdan beri çalışıyorum. yıkıldım.
hemen ekledi, "profesyonel olarak evet",
oh mis, rahatladım. tam kaç mezunusun, tevellüt kaç diyeceğim, müdürüm atladı bir soru sordu. benim cevap gömüldü sır denizine.
kızım, ne bekliyorsun ki.
sonra geldik işte ofise, bitti.
hiç bir şey öğrenemedim.
sustum oturdum yerime, bizi bıraktı ofis önüne, aldı iki kişilik aracını ve gitti.
ben de geldim bunları paylaşıyorum. a.k. diyerek bol bol. - benim ısrarla aksini ispat etmeye çalıştığım ve fakat bir türlü muvafaak olamadığım bir kanunu vardır ki bu abinin evlere şenliktir. kanun şudur: "eğer kapını açmak için bir ahantar arıyorsan elini attığın ilk anahtar kesinlikle doğru anahtar değildir!" evet ya. bu kanun her seferinde çıldırmama neden olmuştur ve sırf bu kanunu olumsuzlamak için anahtarlarımın dizilişinde kendimce formüller geliştirmem gerekmiştir.
- her geç kaldığındığında veya işler yetişmediğinde "ne kadar planlarsan planla, herşey tahmin ettiğinden çok daha fazla zaman alır" sözü ile sık sık anılan şahsiyetin, büyük ihtimalle kendi deneyimlerinden ve hayatından edindiği çıkarımlar.


