bir editors şarkısı
ı'm so glad ı've found this
ı'm so glad ı did
ı'm so glad ı've found this
ı'm so glad ı did
people are fragile things, you should know by now
be careful what you put them through
people are fragile things, you should know by now
you'll speak when you're spoken to
ıt breaks when you don't force it
ıt breaks when you don't try
ıt breaks if you don't force it
ıt breaks if you don't try, try, try, try
people are fragile things, you should know by now
be careful what you put them through
people are fragile things, you should know by now
you'll speak when you're spoken to
with one hand you calm me
with one hand ı'm still
with one hand you calm me
with one hand ı'm still, still, still, still
people are fragile things, you should know by now
be careful what you put them through
people are fragile things, you should know by now
you'll speak when you're spoken to
people are fragile things, you should know by now
be careful what you put them through
people are fragile things, you should know by now
you'll speak when you're spoken to
ahhhh
you'll speak when you're spoken to
you'll speak when you're spoken to
he'll speak when he's spoken to
she'll speak when she's spoken to.
steven spielberg 'in "to the god ısrael, amen!" (=allahına kadar israil, hey maşşallah!) isimli filmle üçlemesini tamamlayacağı (bkz: schindler's list), bende, "hollywood 'un dahi çocuğu" sıfatının bilinçli bir lobi gazı fikri silsilesi yaratacağı film..
yeter artık, ne kadar dramatize ettiler olayı. ne zavallı milletmiş bu yahudiler. gına geldi..
yahudi temalı filmlerin bir yenisi.6 milyonluk ülkeye sahip bir toplumun bu kadar filme konu olması ilginç doğrusu. başka yahudi temalı film gelmezse bu senede oscarları bu toplar herhalde.
türkiye'de kurtlar vadisi ırak ne ise israilde münih filmi odur.
israillilerin egosunu tatmin etmekten başka ne işe yarayacak bu film merak ediyorum. "sporcularımızı öldüren militanları takip ettik bulduk doğduklarına pişman ettik" temalı bu film benim gözümde spielberg'i bitirmiştir. usta , dahi sıfatlarına layık görülen değerli yönetmenimiz (!) işin suyunu çıkarmış artık.
yahudiler en çok şerefli, yürekli, çalışkan ve de üstelik en çok ezilen millet olsalar da her zaman son gülen taraf çıkarlar steven. tamam anladık hadi git başka bi filmle tekrar bunu anlamayanlara izah et.
sinemasal açıdan çok siyasal açıdan konuşulacağı çok açık olan film. düpedüz yahudi propagandası yapmasına rağmen yahudilere yinede yaranamamıştır spielberg amca. filistinli teröristlerin insani yönlerinide gösteriyomuş onlara göre.
film yahudi propagandasi yapmanin aksine;yahudiler açısından daha özeleştirel bir boyut bulundurmaktadır.yarı tarihsel kategorisine sokulabilir.bundan ve uzunluğundan ötürü ülkemizde pek bir beğeniyle karşılanacağını ummadığım;son derece kaliteli bir yapım.
yönetmeni ve baş karakteri yahudi olmasına karşın yahudi propagandası yapmadığını düşündüğüm film. aksine, filistinli kara eylül örgütünün üst düzey kişilerinin peşine düşen israilli suikastçinin yavaş yavaş yaptığı işe inancını yitirmesine ve boşluğa düşmesine tanık olur izleyici. bu, özellikle "i don't exist"* gibi repliklerden rahatlıkla anlaşılır. film, üstüne basa basa bu gidişatın sonucunun barış olamayacağını, artık at gözlüklerinden, nasır halini almış, kimseye faydası olmayan ideallerden vazgeçilmesi gerektiğini vurgular. bence görülmesi gereken bir yapım.
yahudiler aleyhine yapılan en küçük eleştirinin bile antisemitizm olarak algılandı(rıldı)ğı günümüzde heralde holywoodun içinden bu konuda en uç noktaya ulaşan filmdir. oyunculuk genel olarak kötü değil, iyi fakat dikkatinizi çekip hayran bırakacak kadar da iyi değil. kurgu, görsel/işitsel öğeler, sinematografi vs yorumu yapmaya lüzum yok kanımca zira kiralık katil ekibinin içinde bulunduğu durumun vahametini izleyiciye tam olarak hissetirebilmek için üstünde baya uğraşıldığı bariz. fakat gene de biraz aceleye getirildiği kanısındayım. zira israil-filistin çatışmasının en dramatik dönemlerini ele alan bir film çok çok daha etkileyici/sorgulayıcı/düşündürücü olabilirdi, hele karakterler olayın tam göbeğindeyken. avner ve ali arasındaki konuşma fena değil fakat yetersiz. fkö militanlarının israile nasıl baktığı daha derinlemesine anlatılabilirdi, anlatılmalıydı. filmden nihai olarak cinayetin hiçbir sorunu çözmeyeceği ve barış için savaşın saçmalıktan ibaret olduğu sonucu çıkarılabilir. fakat sanki film cinayeti cinayet olduğu için değil de çözüm üretemediği için kötülüyor gibi geldi. yani fkö militanlarını toptan öldürmek çatışmaya son verse insan katli mübah sayılıcak.
izlenmesi gereken bi film fakat 8 milyona değer mi değmez mi, kesin bi yargıya varamadım. bu arada spielberg israilin "haklı" davasını lekelediği gerekçesiyle de kimi yahudi çevreler tarafından sert bir dille eleştirilmiş.
yahudi propagandası namına hiçbir şey içermediğini düşündüğüm film. insanların bir ulus olabilmek, bir vatan sahibi olabilmek için kendilerini nasıl kısır bir döngü içinde soktukları anlatılmaktadır. filmde geçen bir cümle ile anlatmak gerekirse herşey insanların '' dünyada kendi ulusuna ait bir toprak parçası'' istemesiyle başlar. ali'nin avner'a dediği gibi, herkes aslında kendi toprağını istiyordur. diğer gruplarla(eta,ira,vs) ilgileniyormuş gibi yapsalar da aslında tek dertleri bir ev sahibi olabilmektir. ancak bunun için sonsuz bir cinayet yarışına girilmiştir. bu anlamsız savaşın, suikastlerin, cinayetlerin çözüm getirmediğini göstermiştir. yaşananlar ne israil'e yaramaktadır, ne de filistin'e. yaşananlar artık bir skor yarışından fazlasını ifade etmemektedir.
münih, zafer için barışı unutan insanların yenilgilerini gösteren bir film. olay yahudi suikastçılar tarafından ele alındığı için yahudi propagandası olarak algılanıyor olabilir ama bana göre aslında israil'e bir eleştiri var ortada. ayrıca müzikleri de güzeldi. özellikle avner'ın eşiyle sevişirken hala münih cinayetlerini gördüğü sahnede kullanılan müzik. bu sahne bana göre filmin en çarpıcı sahnesiydi.
birkaç gün önce üye olduğum film kulübüne uğrayıp "kurtlar vadisi geldi mi?" soruma cevap olarak aldığım, "abi, sen ki imamura seyreden, kubrick seven, bunuel irdeleyen bir adamsın. ne işin olur senin kurtlar vadisi'yle filan. bak, şipilbörg abinin münih filmi geldi. bunu seyret. valla harika bi filim. kusura bakma ama ben dükkanımda kurtlar vadisi bulundurmam." önerisiyle izlediğim film.
şimdi de bizimkilerden "condoleezza'nın listesi" diye bir film bekliyorum.
ne zamandır konusu avrupa'da geçen casus filmi arıyordum... birkaç ayrıntı dışında aradığımı buldum; abd, atina ve beyrut sahneleri ile sonuna doğru duygusallaşması olmasa iyi olurdu...
konunun 1970'lerde geçmesi nedeniyle oluşturulan atmosfer, o dönemlerin modası, kullanılan objeler kusursuzdu...
üzerine de john williams imzalı müzikler çok şık olmuştu...
döneme ait gerçek tv görüntülerileriyle başlamasıyla "spielberg bu sefer suya sabuna dokunacak war of the worlds saçmalığını unutturacak" fikrini zihinlere sokmuş ancak sonrasındaki durağanlık ve kendini kaybetmişlikle birlikte derinlerde bir şey bulurum eşinmelerini yaşayan izleyicileri ziyadesiyle hüsrana uğratmıştır. seçilen oyuncularla karakterle bütünleşmesinin pek fazla olmamasıyla oyunculuk yönünden de olumsuz not almıştır. halbuki spielberg enişte her zamanki gibi tom cruise'a sarılsaydı da avner'i eric bana ile yazık etmeseydi.
bir çok müzisyenin götüyle güldüğü fakat biraz önyarıdan uzaklaşılırsa aşırı derecede sevilecek,"her pazar kahvaltı sonrası dinlemezsem edemem" durumuna getirebilecek süpersonik editors şarkısı
ayrıca şarkı stereo olduğundan mütevellit kulaklıkla dinlemesi çok eğlencelidir...
hajım bende para bok 5+1 kullanıyorum diyosanız, ben de geçen masaya çıkarttım bu adamları derim...yemezseniz de gülersiniz
sıkıcı film.
uzun olmasının bunda etkisi olabilir.
bir sürü ölümler, kalımlar, atraksiyonlar, öldürücü planlar, bombalar...falan olsa da ağır tempoda gidiyor. bu da bana bay getirtiyor. hele hele 2 saatten uzun filmlere, zamanımı çaldığını düşündüğüm için ayrıca kıl oluyorum.
bir sahnesinde oyuncu ağlayarak "biz yahudi'yiz, avner. düşmanları günah işliyor diye, yahudiler de günah işlemez. bu kadar saygılı olmaya tahammülümüz yok artık." diyordu.
bu sahneyi gördüğüm anda sinemayı terk etmediğim için bugün pişmanım.
israil devletinin lübnan'a saldırmasından sonra çok daha dikkatli irdelenmesi gereken film zira filmde birkaç yerde kim olduğuna değinilmeksizin adolf eichmann diye birinden söz ediliyor.
eichmann, -kısaca- gestapo'nun başındaki üst düzey bürokratlardan birisi ve toplama kamplarından dolayısıyla da birçok insanın katlinden sorumlu nazi subayı. mossad uzun süre eichmann'ın peşinden koşuyor ama eichmann bir şekilde kurtulmayı başarıyor ve kapağı arjantin'e atıyor. kaderden kaçış yok, birileri eichmann'ı tanıyor ve mossad'a haber veriyor. özel bir operasyonla eichmann israil'e götürülüyor ve kudüs'te olaylı bir şekilde* yargılandıktan sonra idam ediliyor.
özetle hikaye bu. şimdi "ne varmış bunda?" denilebilir ancak filmde çarpıcı şekilde şu fikir açıkca dile getiriliyor: "eichmann'ı israil'e getirmek için uluslararası hukuku hiçe saydık. bunu bir kere daha yapsak n'olur ki?" ancak hukukun bir kere dışına çıkıldığında hukuksuzluk hüküm halini alıyor, zaten filmde de bunu görmek mümkün. israil devleti sınırları hatta ortadoğu dışında, mossad ajanları ya da onların uşakları eylem yapıyor, can alıyor, can veriyor... mossad için avrupa'nın göbeğinde insan avına çıkmak doğal hale geliveriyor!
şimdi günümüze dönecek olursak şöyle söylemek mümkün: israil'e kimse dur demeyecek. ilk insan kanının döküldüğü bu coğrafyada daha çok kan dökülecek ne yazık ki... bu süreçte ne israil'den ne de herhangi başka bir devletten medet ummak abesle iştigalden öte bir şey olmaz. devletler savaşacak, insanlar ölecek. uluslararası kamuoyu da buna seyirci kalacak, tıpkı eichmann olayında ya da 1972 münih olimpiyatı'ndan sonra mossad'ın düzenlediği intikam saldırılarında sessiz kaldığı gibi. israil devleti uluslararası hukuku yok saymaya alıştı bir kere...
*: yargılanma süreci hakkında çarpıcı bir çalışma için: hannah arendt / the banality of evil.
filmin en can alıcı noktası avner'ın uzak kaldığı bebeğinin sesini telefondan dinlerken ağlamasıydı. bir de, neydi o öyle ya, filmde eric bana'nın oynadığı avner'ın ismini böle geviş getirir gibi 'evnaaağğ' diye söylemek. neyse velhasıl fena film değil.