- 1 -
önsöz
geçenlerde çok kıymetli bir dostum
*,
muhyiddin ibn arabi'nin kim olduğunu; hakkındaki eleştirilerin ne düzeyde bir tutarlılık arzettiğini; özellikle
ahmed-i serhendî'
*nin ona olan 'karşı' tutumunun ne anlama geldiğini sordu. kendisine bunun, sözlüğün mesaj fasilitesiyle anlatılmayacak kadar uzun ve yorucu; sadece onun tarafından değil herkes tarafından bilinecek kadar da önemli bir mevzu olduğunu; bu kıymetli ve incelemeye değer meseleyi elimden geldiğince bir giride toparlamanın daha uygun olacağını söyledim ve uzun bir yazı yazmaya karar verdim.
fakat arkadaşlarım, abartılı bir şekilde uzun olan bir girinin, sözlük okuyucularını ne kadar süre cezbedeceği sorununu gündeme getirince ben de "uzun" bir yazıyı "tek bir giride" değil de birden fazla giride ve "
arkası yarın" şeklinde bir yöntemi seçtim.
diğer yazıların hangi bir zamana yetişebileceği hususunda elbette söz veremem. ama şu kadarını söylemem izin verin; enine boyuna dalmak istediğim bu konunun başkahramanı,
tasavvuf tarihinin ve hatta
islam düşünce tarihinin en etkili adamı,
ibn arabi. kimisine göre
en büyük üstad*; kimisine göre ise
en büyük kafir*. ona karşı olan tavırların bu zıt kutupluluğu şahsi kanaatime göre yine onun eserlerinin hacmi ve sayısı ile ilgilidir. 20. yüzyılın başında ünlü araştırmacı
osman yahya'nın kayıtlarına göre ibn arabi'nin yazdığı eser sayısı –elimize ulaştığı kadarıyla-
550'yi geçmektedir. bu denli bereketli bir yazarı incelemek her zaman
islam bilginleri için bir sorun olarak ortada durmuş; buna ek olarak ibn arabi'nin dili kullanırken sıkça başvurduğu 'semboller' araştırmacıların işini daha da zorlaştırmış dolayısıyla ibn arabi hakkında günümüze dek doyurucu çok az çalışma yapılabilmiştir.
şeyh-i ekber[yazım boyunca ibn arabi'den bu şekilde bahsedeceğimi belirteyim.] üzerine çalışan araştırmacılar daha çok onun
konevî,
cendî,
cilî,
kaşanî gibi talebe ve şarihlerinin oluşturduğu literatüre yönelmişlerdir. bu, aynı zamanda girilerin neden uzayacağının da bir göstergesi. şüphesiz aynı sıkıntıyı şimdi biz de yaşayacağız.
bu yüzden sevgili dostlarım... zahmet edip göz bebekleri bilgisayar ekranında küçülen ya da bu konuya şöyle bir göz gezdiren herkese ama herkese içtenlikle şükranlarımı peşinen sunarım.
giriş
ele aldığımız şahsı ve onun etrafında şekillenen
düşünce sistemini ve eleştirileri daha iyi anlama çabamız, kuşkusuz tarihsel süreci biraz irdelemekle kolaylaşacaktır. bu nedenle ilk önce
şeyh-i ekber'in hayatını; ona etki etmiş isimleri; seyahatlerini ele alalım. sonra bazı eserleri üzerinden tepkilere neden olmuş görüşlerini "
objektif" bir şekilde aktaralım. şunu özellikle ve hemen belirteyim ki, ibn arabi'nin bazı görüşlerine yapılmış eleştirileri aynı tutarlılıkla savunabilmek benim işim değildir. şu an için bu yetkinliğe haiz değilim. amacım sadece söz konusu görüşleri aktarmak. sizlerin sadece haberdar olmasını sağlamak.
öncelikle bu yazıları yazarken yararlandığım bazı kaynakları daha sonra genişletmek üzere sıralayayım;
*ibn arabi, fususu'l-hikem
*ibn arabi, fütühat-ı mekkiye
*claude addas, kibrit-i ahmer'in peşinde:ibn arabi'nin hayatı
*michel chodkiewicz, sahilsiz bir umman
*tasavvuf, ebu'l-ala afifi
*suad el hakim, ibn arabi sözlüğü
*abdürezzak kaşanî, tasavvuf sözlüğü
*m. çakmaklıoğlu, ibn arabi'de marifet'in ifadesi
*ekrem demirli, sadreddin konevi'de bilgi ve varlık
*ismail fenni ertuğrul, vahdet-i vücud ve ibn arabi
*ferid kam / m. ali ayni, ibn arabi'de varlık düşüncesi
1.
ibn arabi'nin hayatı:
konu
ibn arabi olduğunda tarih cetveli bize 1100-1250 yılları arasını incelememizi söyler. bu dönem,
endülüs'te
muvahhidler iktidardadır. bununla beraber
kuzey afrika'dan gelen
berberilerin sayısı artmakta;
hristiyan azınlık da güçlenmektedir.
ispanya'daki iktidar mücadeleleri içerisinde bir isim ibn arabi'yi incelerken işimize yarayacak:
ibn merdeniş. bu zât,
hristiyan paralı askerlerinin de desteğini alarak endülüs'teki etkinliğini artırmak için önce
kurtuba'yı sonra da
işbiliyye'yi almaya çalışarak
muvahhidlere meydan okudu. fakat muvahhidler kısa bir süre sonra 1165'te ibn merdeniş'in ilerleyişini durdurdular ve ibn merdeniş, ibn arabi'nin doğduğu şehre,
mürsiye'ye kaçmak zorunda kaldı.
ibn arabi'nin soyu
hatim tai'ye dayanır. hatim tai,
islam'dan önce mekke civarında yaşamış ve cömertliği ile şöhret bulmuş bir isimdi ve
hz. peygamber'in onu öven sözleri mevcuttu. ibn arabi, bu adamın soyundan gelmekle her zaman için gurur duymuştur. ibn arabi'nin babası, az önce bahsettiğimiz ibn merdeniş'in yanında değerli vazifeler almış bir
devlet adamıdır. daha sonra işbiliyye'de görev alacak olan babası
ibn rüşd ile tanışacak ve oğlunu bu filozofla buluşturacaktır. öyleyse ibn arabi, doğduğu ve yetiştiği dönemde hem
entelektüel bir ortamın içinde bulunmuş hem de dönemin
siyasi olaylarını yakından inceleme imkanına sahip olmuştur.
1165... ibn arabi'nin doğduğu ve aynı zamanda büyük tasavvuf insanı
abdülkadir geylani'nin ise vefat ettiği tarihtir. bir kaç sene sonra ibn arabi ve ailesi işbiliyye'ye yerleşir. aynı yıllarda
selahattin eyyubi kahire'deki
şii fatımi devletinin varlığına son verecektir. ailesi ve önceki kuşaklar içerisinde kendisinin ilerde yaşayacağı
manevi temayüllere yabancı olmayan birçok ismin bulunması, ibn arabi'nin neden daha genç yaşta tasavvufa merak sardığını açıklar. kendisinin "
cahiliye dönemim" diye bahsettiği ilk gençliği, bu dünyanın eğlencelerine yönelik arzusunun arttığı ve
allah'a yönelik iştiyakının da gidip geldiği belli belirsiz bir dönem. ibn arabi'nin -daha açık bir ifadeyle- çok keskin olmasa da dünya görüşü hakkında bir "
dönüş" yaşadığını buradan anlıyoruz.
kısa bir süre içerisinde islam ile ilgili
fıkıh,
tefsir,
hadis,
akaid gibi
temel ilimleri öğrenen ibn arabi yavaş yavaş bazı
tasavvufi tecrübeleri daha genç yaşında yaşamaya başlar. 1180 yılında kurtuba'da,
aristo şarihiünlü filozof
ibn rüşd ile görüşür. aynı yıl içinde meşhur eseri
fütühat'ı yazmaya başlar. bu eser ilerki yıllarda 32 sifiri bulan dev bir
ansiklopediye dönüşecektir. ve 1184 yılında
şeyh uryebî'ye intisab ederek tam manasıyla tasavvufa giriş yapar. üç sene sonra islam dünyasını sevindiren bir gelişme olacaktır: selahatin eyyubi'nin
kudüs'ü haçlılardan alması.
*
1190 yılı ibn arabi için önemli bir yıldır. bu tarihte hem
fütühat'ın en önemli bölümleri yazılacak hem de ibn arabi o güne kadarki en mühim
vizyonunda tüm peygamberleri
mana aleminde görecektir. bunlardan başka hz. isa'nın bazı
havarileri ve mana aleminde yüksek görevlere sahip dönemin yaşayan zâtları ile de birebir görüşecektir. siyasi olarak bu dönemde
üçüncü haçlı seferleri yapılıyor, selahattin eyyubi vefat ediyor,
konya kuşatılıyor ve islam dünyası yavaş yavaş bir kaosun içine sürükleniyordu. bu karmaşanın içinde halkın itikadına zarar verdiği gerekçesiyle, ibn arabi'nin çok değer verdiği ünlü sufi
sühreverdi'nin de idam edilmesi mühim bir hadisedir.
1194 yılında babası vefat eden ibn arabi, bir alime karşı geldiği için rüyasında
hz.peygamber tarafından te'dib edilir; ardından
hz. hızır ile üçüncü görüşmesini yapar. aynı yıl içinde "
hz.peygamber'in ilmi"ne varis olduğu müjdelenir. kendisini etkileyen en büyük isim diyebileceğimiz
ebu medyen ile görüşmeleri de devam etmektedir. bu dönemde
kastilya hıristiyanları işbiliyye'ye saldırmışlar; endülüs'te sıkıntılı bir dönem başlamış; iki yıl sonra ebu medyen'i kaybeden ibn arabî, kısa bir süre sonra da ibn rüşd'ün vefatını öğrenmiştir.
bu tarihlerden sonra ibn arabi'nin hayatı artık bir "
yolculuk"tur. bir sufi aynı zamanda iyi bir
seyyahtır. nitekim ilk zamanlar sufilere "sufi" ismi verilmeden önce "seyyahûn" yani ""gezenler" deniyordu. ibn arabi'nin
ispanya'dan başlayıp,
mağrib,
mısır,
ırak,
hicaz ve
anadolu'ya dek sürecek seyahatları bu dönemde başlıyor.
1203 yılında
haçlılar istanbul'u ele geçirmiş ve ünlü yahudi filozofu
maimonides vefat etmişken ibn arabi,
medine'de
hz.peygamber'in kabrini ziyaret etmekte ve bulduğu sakin ortamda sürekli eserlerini telif etmektedir. burada isimlerini saymanın başlı başına bir zorluk olduğu sayısız "önemli insan" ile görüşmeleri ise hiç hız kesmez.
ilerleyen yıllarda ibn arabi,
sivas ve
malatya'ya uğrar; en ünlü öğrencisi
sadreddin konevî'yi yetiştirir ve daha sonra
suriye'ye geçerek kalan ömrünün büyük bir kısmını burada geçirmeye başlar.
1229'da
tasavvuf tarihini en derin bir şekilde etkileyen
fususu'l-hikem adlı kitabı rüyasında hz.peygamber'in elinden alan ibn arabi sonraki yıllar içinde bu eseri öğrencisi konevi'ye öğretir; büyük bir hacme sahip olan fütühat adlı eserini ikinci kez gözden geçirerek tamamlar; genişleyen talebe halkasında derslerini okutmaya devam eder. 1236'da hristiyanlar kurtuba'yı ele geçirmiş; moğolların istilası başlamış ve şam yönetimi el değiştirmişken ibn arabi
1240 yılının kasım ayında vefat etmiştir. kabri suriye'de,
şam'dadır. yeri bellidir.
yavuz'un sayesinde...
***
siyasi olayları da ele alarak mümkün olduğunca kısalttığımız bu biyografide gördüğümüz şu oldu: ibn arabi, islam dünyası için son derece karışık sayılabilecek bir ortamda yetişmiştir. tıpkı
gazali'nin ve
mevlana'nın benzer sıkıntıları yaşadıkları gibi... hayatı boyunca hep yolculuk yapmış; sürekli eser telif etmiş ve özel konumlardaki özel insanlarla özel görüşmeler yapmıştır. bu görüşmelerin nasıl bir vasfa sahip olduğu, ne anlam ifade ettiklerini ilerde ele alacağız. şimdilik onun bazı önemli eserlerini tanıtarak devam edebiliriz.