muhlis meydey. bu bir adet altıncı nesil yazar. bir de kuzguni gökleri yararak uçuyor bu can. bunu da alıp izlanda'ya kaçıracağım. iç'imden hiç ayırmayacağım. ne diyorum ki, ben o'yum.
elimde olmadan bağlandığım.
hep diyorum kendine hakim ol, ölçülü ol, güçlü ol! (biliyorum kuzgun'um güçlü olmak gereksiz bir yüktür insana, biliyorum) olamıyorum. insan kırıklıkları, olmamışlıkları, olamayışları paylaşınca bağlanmadan edemiyor. hele ki bu paylaşıma dayanacak bir insanı bulunca. çok zordur çünkü, bilirim. zordur insanın gerçekliğiyle uğraşmak. şairin de dediği gibi:
"kimse kimsede o kadar yol alamaz.
sakin bilmediğini söyleme, bilmezden gelme:
biri en fazla magmasını geçer diğerinin. sıra çekirdeğe gelince...
her aşk, çamur gibi bir eriyiğe dönüşür; yol,
insanın çekirdeğine varınca."
bilmezden gelme kuzgun. çekirdeğimiz yakıcıdır bilmezden gelme. herkesin öyledir hem de. ama dayanabiliyoruz buna biz, ne mutlu değil mi! harap eden bir beceri.. hani durmaksızın lazarus dinleyip, bilgisayar karşısında zırladığımız geceler.
"ben ağlıyorum şimdi"
"ben de"
"hadi gidelim. sessizce toplanıp gidelim."
sebepsiz yere ağlayan şımarık küçük çocuklar gibi kaldık,gidemedik. ama bak ben bir sebep biliyorum. benden daha iyi söyleyebilmiş birinden dinle şimdi onu:
"sen bu dünyada yatıya gelmedin. gelseydin
bu oyuncak yaygaralarda,
bu dar odalarda küçük bir hükümdarlığa
kanaat eder, rahat ederdin.
sen rahat değilsin" *
hoş geldin.
ek: bunalım yazmama kararımı ansızın bozduğun için seni affetmeyeceğim ey ulu pelit!