türkiye'deki karşılığının beceriksizlik olduğu kavram. bir muhalefet de iktidarın ekmeğine yağ sürmesin, ya muhalifliğin gereğini yaparak iktidarı zor durumda bırakıp gerektiğinde iktidarı ele geçirsinler ya da biri çıkıp desin ki; "yapamadık, bırakıyoruz". ikisi de olmayınca insan muhalefetin sadece sözde yapıldığını, sadece muhalefet yapmış olmak için yapıldığını ve muhalefetin hiçbir sağlam temele oturtulamadığını anlıyor ne yazık ki..
muhalefet her şeye karşı olmak değildir. kendi fikirlerine karşı olana karşı fikirlerini savunmaktır. eğer fikirlerini savunmayı bırakıp karşı fikirlere sataşırsan savunacak fikrinin kalmadığını görürsün.
türkiye'de bu konumdaki siyasi partiler bunu yapamadıkları için, ortalık demokrasi havarilerinden, millet iradesi şeklinde savunma yapıp, %47 ile %53'ü dikta etmeye çalışanlardan geçinilmiyor. eğer muhalif bir duruşunuz var ise durumunuz kötüdür, çünkü karşınıza ilk çıkabilecek eleştiri şekli en hafif hali ile oligark, elit laikçi, jakoben laikçi olabileceği gibi, pervasızca darbe sevdalısı yavşak, postal yalayıcısı şeklinde hakaretlere de maruz kalabiliyorsunuz.
6 senedir akp hükümeti iktidardadır. bu süreçte türkiye'nin en önemli sorunları olan ekonomik problemler ve pkk ile ilgileneceğine iktidar tuhaf bir şekilde laiklik karşıtı çıkışlar yaptı muhalefet ise asıl sorunları görmezden geldi. açıkçası avrupa ispanya, italya, almanya örnekleri ile 60-70 sene önce nasıl ırkçılık belası ile uğraştıysa türkiye'nin de geçmişte sorunları menemen olayı, şeyh sait isyanı gibi örnekler üzerinden din üzerinden halkı manipüle edilmesi sorunu üzerine olmuştur. bu yüzden devlet tüm organları ile laikliği savunmak zorundadır. maalesef avrupa birliği'ndeki siyasetçiler empati yapamadıkları için türkiye'nin laiklik ilkesinin ne kadar vazgeçilmez olduğunu göremiyorlar. en basitinden demokratik dediğimiz avrupa çok kısa bir süre önce avusturya'da yaklaşık %40 oy alan neo nazilere hükümet kurdurmadı. acaba türkiye'den bir yönetici çıkıp, bu adamların neden hakkını yiyorsunuz diyebildi mi? burada neonazileri savunmamakla beraber, irticai kesim ile onları aynı kefeye koyuyorum.
konu dağılmasın, muhalefetin sadece laiklik ilkesi üzerinden çıkışlar yapması ne kazandırır? bunun cevabını 2007 genel seçimlerinde gördük. ortada bu kadar çok argüman, malzeme varken, peşkeş ihalelerin araştırılmaması, bedava özelleştirmelere karşı bir dikduruşun olmaması, kadrolaşma faaaliyetlerine ses çıkartılmaması ülkedeki muhalefetin acizliğidir maalesef.
+ herşeye muhalefetsin sen de.
- hayır ben neysem oyum.
+ bak işte, hala muhalefetsin. birazcık uyumlu olmasını öğren.
- öğrenmeyeceğim var mı? öğrenmezsem ne olacak ha söyle?
muhalefet güzel şeydir; böylece farklılığınızın altını çizmek imkanı bulur, onaylayan ve sessiz kalan çoğunluğun dışında ferdiyetinizi işaret edersiniz bence... "size katılmıyorum" diye-bilmenin- hazzından; kanlı bir ihtilalden zaferle çıkmış bir isyancının, yarı şehevi doygunluğuna kadar, muhalefetin her çeşidi ruhun tanıdığı en büyük lezzetlerden biridir... ne var ki, her muhalif, aynı zamanda kararlı ve bükülmez bir "muvafık" olmanın ağır yükünü de sürüklemek zorundadır... nezaketle sunulmuş bir ihtizar kadar, öfkeyle kirletilmiş bir red tavrı da ardında gizlenmiş bir antitezi barındırır... muhalefetin antitezi ise, kendi nokta-i nazarından tezlerin en mübarek'i değil midir, bir düşünmek gerekir?... hani eskiden beri demokrasi geleneğinin azlığından/yokluğundan müşteki/şikayetçi oluruz... ve lakin farkedemeyiz ki demokrasi geleneği aynı zamanda, muhalefet geleneği ve üslubundan farklı bir şey değildir...
biz nasıl muhalefet yaparız?... muhalefet denildiği demde kimin birikimini tevasür etmişizdir: "hoşafın yağı kesildi" diye ikide bir kazan deviren! yeniçeri ocağı mı akla gelmeli, yoksa büyük kaçgunluk devrinde zorbalığı kurumlaştırmaya kalkışan celali eşkiyası mı?... bilir misiniz bilmem ama koca reşit paşa'ya "haddini bildirir sultana senin kanunun" diye methiye yazan şinasi'yi bir muhalif saymak doğru mudur?... "bu memlekete vali olacağıma, gider avrupa'da ayakkabı boyacısı olurum" zihniyeti ile kapağı paris'e atıp, bir frenk'in daha ayakkabısını boyayamadan sefalete düşerek, ittifaka kalkışan "jön"lerimizi mi ittihaz etmeliyiz, yoksa "attın ey şanlı avcı, yazık ki vuramadın" diye akim kalmış bir suikasta alkış tutanlarımızı mı?...
benim anladığım muhalefet tecrübesinde almamız gereken daha çok mesafe var... nice sansür cenderelerinden geçmiş paylaşımlarımızın hala sağlıklı bir oto-kontrol mekanizmasını işletmemesi de unutulmamalı... bizde muhalefet, anlaşılabilir motiflere dayalı kurum(sal)laşmış bir hınçtan ibarettir dersem ne kadar yanılmış olurum acaba?... "bugün yüreğimde sevgi olmalı, yoksa günün sonunu nasıl getiririm" diyordu oscar wilde sanırım... çatışma hayatın kanunu; ve maalesef çatışıyoruz... ama sevgidir, hoşgörüdür ki, iki farklı frekans arasında bir iletişim kıvılcımı çaktırır, insanları aynalara ve birbirlerine karşı mütehammil kılar...
turgut özal ile büyük bir seçim yarışına giren ve kazanacağından emin demeçler veren süleyman demirel'in, partisi 3. olunca bir muhabir tarafından kendisine seçim sonuçlarını nasıl değerlendirdiği sorulmuş. yanıt ise şöyleymiş;
- iktidar her rejimde vardır. demokrasiyi demokrasi yapan muhalefettir.
resmi mecelleler dışında tamamen doğal olaylardan meydana gelerek sosyal ve beşeri hayatı olumsuz etkileyen, trafiği aksatan muhalefete de hava muhalefeti denir.
muhalefet olmak zaman içinde negatif bir anlam almıştır. muhalefet olan azınlıktır hep, doğru olanı yalanlıyandır gibi görülmüştür. doğrunun demokratiği olmadığı gibi muhalefetinde yalanı olmaz aslında. herkes kendi doğrusunu savunur. senin doğrunla çelişen bir doğruyu savunan kişi senin muhalifindir. annem gibi bazı insanlarsa kendisinin ve toplumun doğrularının en doğru olduğuna inandığı için bunun aksini savunanlara ''herşeye muhalefetsin'' şeklinde zılgıt çeker. yaptığı davranışın mantıksızlığını yüzlerce kere anlatmama rağmen anlamaması insanların kendi doğruları karşısında ne kadar kör olduklarını anlamamı sağlamıştır. doğrunun demokratikliğini bıraktım annemle tartışmalarımız hep iki kişilik gerçekleştiğinden ''hep muhalefetsin, herşeye muhalefetsin'' sözcük öbeklerinin genel kullanımını bile çiğnemektedir nitekim bu söz eğer bir kişi içinde bulunduğu topluluğun(en az 2 kişinin) doğrularıyla çelişiyorsa sürekli, bu insana hep muhalefetsin denilebilir. yani annem benim muhalefet olduğumu anlamaktadır fakat kendisinin de hep benim muhalefetim olduğunu sanırım hiçbirzaman anlamayacaktır. (bkz: ah anam yiğit anam muhalefet anam)