sinirli,hüzünlü olsa bile bu ağız yüzünden duyguları yeterince anlaşılamaz muğlalıların.bazı kelimelerinin türkçeyle yada başka dillerle uzaktan yakından alakası yoktur.tek kelime açıklayamaz onları,yetersiz kalır.
dondurmam gaymak filmiyle çok güzel gözlemlenebilen ağızdır.kimilerine göre ilk başlarda komik gelebilir ama bir süre sonra alışılır ve tadından yenmez.
marmaris'lilerin "fadıl'ın anası gibi teşinmek" şeklinde yaran bir deyişleri vardır ki, biryerleri karıştırmak, sürekli birşeyler aramak anlamına gelir. vakt-i zamanında bir fadıl ve sürekli "teşinen" bir annesi mutlaka olmuştur, hikayesini büyüklerden araştırıp dinlemek farzdır.
hemen hemen her ilçesinde farklı tabirler ifadeler ve deyişleri olan bir ildir muğla. şöyle ki ortak söylenen sözler bi yana, muğla'nın içinde yerkesik'te ula' da düğerek'te dalaman, ortaca ve köyceğiz'i kapsayan çukurda, marmaris'te, milas ve bodrum'da çok farklı konuşmalar ve ağızlar duyabilrisiniz.
örnek olarak vermek gerekirse, "geliyor" lafını muğla merkezde "gelip batı" veya "gelipduru", düğerek'te ise gelikgeli (bunu tam yazıya dökememiş olabilirim) şeklinde duyabilecekken, dalaman ortaca taraflarında "geliyi" şeklinde telaffuzu mümkündür.
anektod meşhurdur.
adamın biri kasaba gider, "oolum beni bi kilo kıyma yapve" der, kıymayı aldıktan sonra, "oolm benim damadı da bi kilo kıyma yapve" şeklinde -i -e halini ters kullanma şekli de vardır. daha bir kırsalında yaşlı bir teyzenin "evladıım bene endee eşşeği bindirivu bakam" şeklinde bir istekle karşılaşabilirsiniz.
ilk duyduğunuzda garip gelecek bu ağza (hatta ağızlara) bir kez aşina olmaya başladığınız zaman ise alacağınız zevkin haddi hesabı yoktur. muğla'da yeterli derecede iletişim kuracak kadar zaman geçirip konuşmalara katılmaya başladığınızda hiç farketmeden kendi konuşmanız da değişecektir. hatta bir süre sonra o şekilde konuşmaktan acayip keyf alacaksınız.
son bir tavsiye. en güzel ağız kullanımına en hızlı şekilde ulaşıp bir insanın literatürdeki küfürlerle neler yapabileceğine şahit olmak isterseniz, ilk işiniz muğla spor maçıa gitmek olsun. protokol tribünün yanında yan hakemin arkasındaki tribünden maç izlediğiniz vakit yan hakemin yerinde olmanın ne kadar zor olduğunu anlarsınız. tabi önce edilen küfürleri anlamanız lazım. lakin hakemler kendilerine küfür edildiğini bilrdi fakat içerik konusunda pek sıkılmazlardı. halbuki var ya, hey yavrum hey...
yazar notu: ulen bunca yazdım özledim gecenin bir körü şerefsizim, basıp gideceğim şimdi...
bu benzerlik anne annenin: '' yavrım mıtlak* pençiresini açıve.'' lafını '' yavrım mıtlaktan çencire alıve.'' şeklinde anlamanıza sebeb olur. mutfaktan tencere alıp gelirsiniz. gariptir...
gökova'da ceylan pansiyonda kalmıştık bir hafta kadar. son gündü,en geç oniki de boşaltmamız gerekiyordu ki bu konu tarafımıza tembihlenmişti muğlalı pansiyon sahibi tarafından. tabi biz pansiyonun da boş olmasına güvenerek saat birbuçuk gibi gelip,aheste aheste toparlanmaya başladık.
pansiyon sahibi mehmet amca damladı hemen:
+neede galdıghız gençlee (nerede kaldınız?)
-ya mehmet amca,kusura bakma. oyalandık biraz.
+eyi de,ben size demedim mi onikide boşalcek burası deye ?
-ehöhnk..ihih..zırt..
+bak bubaş burası benim ekmek teknem,bi yo daa bööle yapmeyin e mi,talebesiniz yalım siz. şindilik para istemeyom sizden. hemen çıkın hinci bakem.
(bak babacım:burası benim ekmek teknem.bir daha yapmayın böyle,öğrencisiniz galiba,şimdilik para istemiyorum sizden,hadi gidin şimdi)
.....uzun yıllar geçti üzerinden. mehmet amca yaşlıydı biraz,yaşıyorsa allah uzun ömür versin.
seni görüke ta imanıma bişe çakıldı.
ellerinde tentene çantası, üzerinde mor manto varıdın.
ellalem düğün evinden geliyorudun.
yanında anagilde varıdın.
senin de az bakasın varıdın emme,
olmadı, olamadı, olamayorudu...
her gün eriç dibinden saldımmıdı gara cavayı,
sizin evin yanına gadar heycandan üç cıgarayı bitiriyorudum.
sen duman olup uçuyorudun emme,
ben hep sonunda izmarit oluyorudum.
bi gün biyere dolu alıcam emme hadi hayırlısı,
aşk dedikleri buudur heral.
aşam üstlerini çok severidim.
evinizin öğünden geçerikene,
her ara gazında yeni bi heyecan yeni bi umut varıdın.
can-ı şirin tül perdesine bakırıken boynum hopas oldu.
senin de bakasın varıdın emme,
olmadı,olamadı, olamayorudu...
sonunda patatiyi kafaya yiyen hep ben oluyorudum.
herşeyi gabul ediyorudun emme,
buoban o son sömesi hala gulamda zın zın zıngırdayoru.
emme ben seni gene de çok seviyorun diyebiliyorudum.
hıdır'a diktirdiğim sekiz pileli pantolonum dalgalanırkana,
gavur yokuşundan aşa virajın ağzında frene zor basıyorudum.
neden mi bidenem?
çünkü senin çöp dökme saatlerinde geç galıyorudum.
tam yanına gelen deyorun, anan garı çığlığı goveriyorudun.
ikimizin de ödü sızıyordu.
sen eve doru ben portıkal bahçasına doru sıçırayorudum.
az senin de gelesin vardıdın emme,
olmadı,olamadı, olamayorudu.
aşam olunca bizimkinlere söledim,
ben dile isteyorun dedim.
hangı dilek dedile.
galeden yemenici memet efendinin gızı dilek dedim.
derke ta buobam goca sofra bezinin altından börüme dekmeyi bi godu,
bilemeyorudum ki buobamla buobamın eskiden guledibinde döğüştünü.
dekmenin acısı geçerdi belki emme,
hem anam garı da,
''olum olmaz galenin tavuğu azı ayrı gezer!'' deme mi!
bizimkisi imkansız bir iş-aşk hikayesine dönüştü bile.
olmadı, olamadı, olamayorudu...
ben mırığı gırık durali kevki.
ey ya rabbi bu ne he sevgi?''
muğlalıların konuşurken zevk aldıkları ağız.durumu şöyle açıklamak uygundur:muğlalı bir üniversite öğrencisi iki üç ayda bir memleketi muğlaya gelir.orada geçireceği bir iki günü de muğlanın bağrından kopup gelmiş arkadaşlarıyla geçirmek isteyecektir(ailesini hesaba katmıyorum).orada dönen muhabbetler de haliyle muğla ağzıyla olur.ondan sonra çocuk tekrar okuluna geri döndüğünde afallar.yani şehir ortamına uyum sağlamakta zorlanır.ilk başlarda köylü gibi görülmekle beraber bu duruma giderek ayak uydurur muğlalı öğrencimiz.