"bu gördükleriniz 1951 yılbaşı kutlamalarındaki havai fişek gösterileri değil... bunlar kuzey koreli ve çinli birliklerin ilerlemesi için topçuların yaptığı zemin çalışmaları. pyongyang'ı geçen ay kuşatan kuzey koreliler şimdi güneye doğru ilerliyorlar... bu şekilde ilerlemeye devam ederlerse, ocak ayı sonunda seul'e gireceklerine bahse girebilirsiniz.
bu savaşa katılmakla büyük bir hata ettiğimi düşünüyordum. sizce beni buna kim zorladı? eh, hava değişimi için kendimce nedenlerim vardı.
hem zaferle donanarak dünyayı gezme fikri de çekici gelmişti! evet, fena halde yanıldım, ama amerikan gazeteleri durumu benim karşılaştıklarımdan biraz daha farklı yansıttılar...
buraya gelmeden önce, herkes gibi, dünya savaşından sonra biz amerikalılarla ruslar arasında paylaşıldığını biliyordum. bizim üstlerimiz kore cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilen seul'ün bulunduğu güney bölgesindeydi. buna karşılık, ruslar da kuzeyde pyongyang başkentli bir komünist devlet kurmuşlardı. ruslar ve biz kore'den ayrıldıktan sonra, geçen yılın haziran ayında, kuzey koreliler 38. paralel sınırını aşarak bütün yarımadayı ele geçirdiler.
sovyetler'in boykotuna rağmen, birleşmiş milletler asker göndererek güney koreliler'e yardım etmeye karar verdi.
askerlerin hemen hepsi amerikalı'ydı ve komutanlık2. dünya savaşı kahramanı, general douglas mac arthur'a verildi.
bizim askerler 15 eylül'de inchon'a ayak bastılar ve canları çıktı. düşmanı iki ay içinde neredeyse çin'e kadar kovaladılar. çin ile kore arasında sınır teşkil eden yalu nehrine kadar ulaştık.
çinliler de savaşa katıldı ve olay korkunç bir şekilde büyüdü. bazıları bunu 3. dünya savaşı'nın genel bir provası olduğunu söylüyorlar. ben bu görüşe katılmıyorum.
her neyse, durum kötüleşmeye başladı... üst subaylar saldırıya geçmek için takviye uvvet beklediğimizi söylediler. ve ve mac arthur'un savaşı sonuçlandırmak için pekin'e atom bombası atmayı düşündüğünü..
bu beni hiç ilgilendirmiyor... burada, kore'de kalma durumum hızla sonuçlanacak gibi... müthiş bir kurşun yağmuruna yakalandım. er ya da geç, beni bir şekilde eve yollayacaklar. nasıl olduğunu bilmek ister misiniz? eh, özel bir kahramanlık öyküsü değil..."
kendisine komutanları tarafından, general siegel'e ulaştırılmak üzere verilen paketi taşırken, bütün arkadaşları katledilen kahramanımız şans eseri hayatta kalır. kendine geldiğinde paketi açıp açmamak konusunda tereddüte düşer ancak, ancak kazanacağı üç günlük izinin hayaliyle görevini sonlandırmaya karar verir. arkadaşlarının bulunduğu yere gidene kadar türlü olaylar atlatır. son düzlüğe ulaşıp arkadaşlarını gördüğünde, mevziye doğru koşarken;
-cangıl usta nişancılarla dolu! çantanı bırak ve çek git...
cümlesini tamamlandığında, ilk kurşun vücuduna saplanmıştır. sipere ulaşana kadar iki kurşun daha gövdesine saplanır.
kahramanımız kendinde değilken açılan, üzerinde
top secret yazan kutudan general siegel için washington'dan gönderilen purolar çıkar.
"küba purosu. general siegel benim sağlığıma içecek... ya da ruhuma! beni en çok kahreden yaralarım değildi... aldatılmaktı! askere gittiğim zaman, bunun bir tür dünya savaşı provası olduğunu biliyordum... hatırlarsınız, usul hep aynıdır. biz amerikalılar yabancı bir diktatör tarafından ezilen bir halkı korumak için savaşırız... ama buradaki hikaye aynı değil. bu anlamsız bir katliam. buradan milyonlarca mil uzakta washington, moskova ve pekin'de yaşayan bizler, yani amerikalı, koreli ve çinliler dünyayı elinde tutanların piyonlarıyız."
"isimsiz asker"
mr no'nun giydiği, dört yapraklı yoncalı gömleğin hikayesinin anlatıldığı maceradır.
öyküyü anlatan ve yaşayan kişi, mr no'ya öykünen oliver caufield'dir.