bosnanın pek bir şirin şehri. küçük minik bir yer ama güzel yaşamayı bilen, yeme içmeyi seven insanlara sahip gibi duran,herkesin yardım etmeye çalıştığı yer.öyle ki ortak bir dil dahi kullanmaya gerek kalmayabiliyor.
hakim tepesinde koskoca bir katolik haç, halkını gözlemektedir. zannedildiği gibi saf boşnak değildir. büyük hırvatistan (yine mi)'ın bir parçası olarak gösterilir. şehir, hırvatların (evet hırvatlar sırplar değil, zira hırvatlar şehrin osmanlı geçmişnden nefret ediyor) ünlü mostar köprüsü'nü yıkmalarından sonra demografik bölgelere bölündü. sırplar şehri tamamen terk etti. mostar bugün dahi yaşanan iç savaşın izlerini şiddetli biçimde taşımaktadır. hemen her binada kurşun izlerini bulmak mümkündür. bu küçük (100 bin nüfus), güzel şehrin rüya gibi köprüsünü görmeden ölenleri mimarbaşı diğer tarafta beklemektedir.
geçen yıl güzelliğini tadma imkanına sahip olduğum şehirdir.
mostar radyosundan müslüman bir boşnak arkadaşla buluşacaktık ancak bir iletişimsizlik sonucu teline ulaşamadım.
öyle ki bodoslama hırvat kısmına dalmışım. yanımda 60 yaşlarında halima teta. o geri dönelim diyor ben ise yok korkma ben varım diyorum. her neyse bir ara o kurşun yağmuruna tutulmuş evlerin binaların önünden geçiyoruz. içim öyle bir cız ediyor ki bütün neşem gidiyor.
unesco'nun kapsamına alınmış tek balkan şehri olan mostar yüreğimde acı dolu kurşun izleri ile kalıyor. meşhur köprüden geçip müslüman tarafını geziyoruz. havası aynı ama sanki daha bir sıcak.
özellikle saraybosna gibi iklimi nispeten daha sert olan bi şehirden gidilmişse bu güzel kente önce havasıyla, ardından güzel insanları ve göz alıcı doğasıya insanı sıcacık saran bi yer. mostar köprüsü'nden şehri izlemek de var ama en güzeli şehirden mostar köprüsü'nü izlemek olsa gerek. hem her şeye, tüm o acılara rağmen gözlerinin içi gülen boşnak halkı görüp umut dolmak demek hem de mermilerin delik deşik etmiş olduğu binaları görüp tüm o acımasızlığa gözlerin dolması demek güzel mostar.