klasik bir hollywood filminde görülen evin en temel özelliklerinden biri her mevsim bakımlı ve düzenli bir bahçedir. eğer mevsim yazsa ya evin babası ya da oğlu -ama asla annesi ya da kızı değil!- zaten pek bir güzel olan bahçenin çimlerini biçer. bu bahçe aslında "modern" insanın doğa'yı nasıl ehlileştirdiğinin ve kontrol altına aldığının imgelemidir... öte yandan toplum dışı, başarısız ve dahi "white trash" bir karakterin bahçesi bakımsız, kendisi de yabanıl olarak tasvir edilir ana akım abd sinemasında.
modernizmin en temel argümanlarından biri işte bu doğa'yı kontrol edebilme düşüncesidir.
karl marx amca ve
friedrich engels dayının
komünist manifesto'da altını çizdikleri bir nokta var: burjuvazi sınır tanımaksızın kendi sistemini bütün dünya'ya ihraç ediyor. bu nedenle zaten doğa'yı göz önüne almaksızın ekonomik büyüme modelleri özellikle
asya kaplanları tarafından tereddütsüz kabul gördü vakt-i zamanında. doğa öte yandan intikamını almakta pek geç kalmıyor. içecek su ve temiz hava gibi en temel insan ihtiyaçları zaman içerisinde lüks mallar kategorisine girmeye başlıyor. meksika gibi kalabalık bir nüfusa sahip bir ülkede insanlar temiz su bulamadıkları için kahvaltıda bile coca cola içmek zorunda kalıyorlar!..
işte o bahçede çimenleri biçen baba ya da oğul, modern insan ile doğa arasındaki sınırları çok net bir şekilde ortaya koyar. sonra miyazaki usta çıkar size bir öykü anlatır ve alttan alta modernizm denilen sapkınlığın aslında size nelere malolacağını kulağınıza fısıldar.
miyazaki usta öyküsünü anlatır anlatmasına da onu abd'de ya da dünya'nın başka bir yerinde çimleri biçmek gibi kutsal bir misyon (!) edinmiş insanlığın eril kısmı dinler mi orasını allah bilir...