|
|
- cilt editörlüğünü uygur kocabaşoğlu'nun yaptığı, iletişim yayınlarından çıkan, modern türkiye'de siyasi düşünce serisinin 3. cildi.
- -bilimsel gelişim ve bilimsel sınıflar açısından-
birçok açıdan incelenebilecek bu olguyu şimdilik toplumu yönlendiren; onlara bir biçim veren ve sorunlarını ortaya koyup çözen entelektüel gruplar zaviyesinden ele alacağım. meseleyi her ne kadar "modernleşme" diyerek 19. yüzyılla sınırlandırsak da zorunlu olarak geçmiş dönemleri dikkate almaktan geri duramayacağız. bu nedenle kendi ülkemiz ve medeniyetmiz açısından inceleyeceğim bu konuda öncelikle islam toplumunda ve özellikle osmanlı'da bilimsel gruplar yani bilim ve kültürün öncüleri olan sınıflar neler, ona bakacağız. sonra da modernleşme ve cumhuriyet ile birlikte gelen değişim ve bunların sonuçlarını ele alacağız.
ele aldığımız mevzu teorik olarak bir sosyoloji konusudur. bu nedenle bakış açımız sosyolojik olacaktır. islam toplumu ile ilgili konuşurken mecburen formasyonunu aldığımız batı diliyle ve onun kavramlarıyla konuşmak zorundayız. eleştirel bir düzlemde üzerine eğildiğimiz bu konunun dili bilimseldir, sosyolojiktir.
***
hangi medeniyet ve toplum olursa olsun, muhakkak içlerinde o toplumun sorunları üzerine eğilmiş, kafa yormuş insanlar topluluğunu görmek mümkündür. meselenin bu basit yönü bile sosyolojinin ilk kez 19. yüzyılda batı'da ortaya çıktığına dair öne sürülen iddianın asılsız olduğunu ortaya koymaktadır. sosyoloji ortaya çıkmadan önce de doğulu olsun batılı olsun toplumlar sorunlar yaşıyorlardı ve çeşitli çözümler üretmişlerdi. ne var ki konumuz bu iddiaları cevaplandırmak değil. madem ki biz kendi medeniyetimiz açısından bakıyoruz meseleye o zaman geçmiş dönemlerde şimdiki anladığımız manada sosyolojiye denk düşebilecek bilim hangisiydi, onu tespit etmemiz lazım.
toplum bilimleri her medeniyette vardır dedik. fakat doğal olarak bunların içeriği ve yaklaşım tarzları birbirinden ayrı olacaktır. zira her toplumun farklı sorunları ve çözümleri vardır. bu bakış açısıyla ilerlediğimiz zaman fıkıh ilminin islam medeniyetinin; sosyal bilimlerin de batı medeniyetinin toplumsal bilimleri olduğunu görmekteyiz. çünkü insanın toplumdaki davranışları islam literatüründe fıkıh tarafından incelenirken, bu durum batı'da sosyal bilimlerin konusudur. 19. yüzyıldan öncesini bilemiyoruz fakat bu iki alan arasında modernleşme ile birlikte güçlü bir etkileşim ve "yer değiştirme", "alan işgal etme" sorunu yaşanmaktadır.
modernleşme dönemiyle birlikte gelen batı'nın islam toplumlarına tahakkümü bilimsel alanda da hissedilmiş ve fıkhın gördüğü işlevi 19. yüzyıldan sonra sosyal bilimler ele geçirmeye çalışmıştır. fıkıh ise kendini yenilemeye çalışarak ayakta durmaya çalışmıştır. türkiye'de sosyal düşüncenin tarihi işte bu iki alanın çatışma veya etkileşim tarihidir. bunun sonucu olarak toplumumuzda "bilgin" kavramının algılanmasında büyük ölçüde bir değişim yaşanmıştır. yazımızın vermek istediği temel bilgi ve teorilerde bununla ilgilidir.
***
islam ve osmanlı düşüncesi ve söylemi "çok katmanlı" bir yapıya sahipti. taşköprîzâde*'nin mevzuâtu'l-ulûm adlı eserinde ortaya koyduğu gibi osmanlı bilgi sistemi birbiriyle ayrılmaz bir biçimde iki ana koldan ilerliyordu: ilim ve marifet.
çok katmanlı (meratib) bir varlık anlayışına (meratibu'l-vücud**) sahip olan osmanlı buna paralel olarak çok katmanlı bir bilgi (meratibu'l-ulûm), çok katmanlı bir yöntem (meratibu'l-usûl) ve çok katmanlı bir gerçeklik (meratibu'l-hakâik) anlayışına sahipti. bu nedenle osmanlı düşünce gelenğinde toplumların sorunlarına eğilen iki türlü sınıf ortaya çıkabilmiştir: fıkıh* ve tasavvuf*. yani alimler ve sufiler.
kurumsal temeli medrese olan alimler ile tekkelerde yetişen sufiler, osmanlı toplumunda insanların sorunlarına çözüm bulmaya çalışan iki sınıfı oluşturmuştu. toplumdaki statü anlayışı da buna göre şekillenmişti. sözgelimi bir insan çok zengin bir devlet adamı olsa bile "alim" olmadıkça toplum nezdinde "avam"dan sayılırdı. osmanlı toplumunda iki türlü sınıf vardı: avam ve havas. işte bu ayrımın temel ölçütü bilimdir. insan bildiği şeye göre değer kazanmaktadır. bu nedenle olsa gerek fatih sultan mehmet, sahn-ı seman medreselerini kurduğu zaman orada kendisi için bir oda istemiş fakat bunu ancak alimlerin yaptığı bir sınav sonucu elde edebilmişti. öyleyse "alim" olmak bir başka açıdan çok cazip bir ünvana sahip olmak anlamına da geliyor.
batı'dan etkilenme ve modernleşme döneminde yeni bir sınıf daha ortaya çıkmıştır: aydınlar (münevverler). aydın sınıfı ideolojiyi temsil eder ve en önemli kurumsal temeli modern basın ve yayın organlarıdır. gazeteler, dergiler, roman, tiyatro gibi araçlarla toplumun biliçlenmesine önayak olan bu grup, ne medrese ne de bir tekke geleneğine dayanmaktaydı. namık kemal, şinasi, ziya gökalp bir kaç örnektir. tanzimat'ın toplumumuza kazandırdığı bu gruptan başka ele alacağımız son grup ise cumhuriyetle beraber kurulan seküler üniversitelerin ortaya çıkardığı akademisyen grubudur. bilim adamı da diyebileceğimiz bu sınıf batı'nın seküler bilim anlayışıyla yetişmiş kurumsal temeli üniversite olan bir yapıdaydı.
özetlemek gerekirse osmanlı'dan başlayarak günümüze kadar toplumun sorunlarına eğilmiş grupları şöyle bir sınıflandırmaya tabi tutabiliriz;
1- ilim >> medrese >> fıkıh >> alim
2- marifet >> tekke >> tasavvuf >> sufi
3- ideoloji >> modern basın yayın >> aydın
4- bilim >> üniversite >> akademisyen
cumhuriyet ile beraber toplumun yenileşmesi planının bir parçası olmak üzere işte bu gruplar arasında bir değişim yapılması zorunlu idi. atatürk'ün "hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözünü söylerken bir tasavvuf kavramı olan "mürşid" kelimesini "bilim"le karşılamış olması bu anlamda hem ironik hem de dikkat çekicidir. bu nedenle aydın ve akademisyenlerin alim ve sufilerin yerini alması; ideoloji ve bilimin de ilim ve marifet'in yerini alması öngörülüyordu. fakat bu plan tutmadı.
bu dört grup ayrışmak ve çatışmak bir yana birlikte var olmaya devam ederler. nitekim görüyoruz ki dini temelli bir dünya anlayışına sahip olan akademisyenler (a.süheyl ünver, fuad köprülü gibi); marifete dayalı düşünen aydınlar (necip fazıl kısakürek, sezai karakoç gibi); üniversitede olmasına rağmen alimlik vasfını devam ettirenler (elmalılı hamdi yazır, ömer nasuhi bilmen, hayreddin karaman gibi) vardır.
***
sonuç olarak modernleşme ve batıcılık bizim bilim dünyamıza iki yeni sınıf kazandırmış ve yukarda saydığımız gruplar arasında bir kaynaşma ve karışıklığa neden olmuştur. bu nedenle günümüzde kime aydın, kime akademisyen diyeceğimiz sorunu bir yana; entelektüel geçinenlerin de hangi jargonla konuşması gerektiği; nereye ait olduğu gibi sorunlar gün gibi ortada durmaktadır. belki bu basit ayrım sorunumuzu çözmek adına küçük bir başlangıç teşkil eder diye umuyorum.
- konu ile ilgilenenler için ilgi çekebilecek bir kitap, 'islam dünyasında modernleşme ve toplumbilim' başlığı ile recep şentürk tarafından kaleme alınmıştır: http://www.kitapyurdu.com/...
- günümüzde adeta özdeşleşmiş ikili.. temelde batının ortaçağdan itibaren bariz bir fark ile bilim ve sanat alanındaki etkilerin şimdiki sonuçları.. tekerrür felsefesinin de antitezi.. dünyada birilerinin modern olabimesi için diğerlerinin farklı olmasının da sonucu belki..
|