terminolojik olarak; en şatafatlı devrini geleneksel çağın göbeğinde yaşamış bir yapı cinsi olan caminin modern çağa uyarlanmış/tasarılmış hali. kafada kavram olarak canlanabilmesi içün söylüyorum; <caps lock>neon lights falan</caps lock> imkansız, onu da geçtim günah neyin değil. burada anlaşalım ve konuya girelim.
ibadethane, tapınak vb. binaların inşası doğaldır ki farklı dinler için farklı hallerde gerçekleştirilir; fakat hepsinde ortak olan dinin getirdiği inanç yükü, halkın etkileşimde bulunduğu genel referans çerçevesinde mimari bir form olarak kimlik kazanır. bu işin islam dünyasında form bulmuş hali cami. bir formu var mı? var. bu formun kalıplaştığı, kubbedir, minaredir coştuğu devir hangi devir? arapların pers ve sasanileri istilasıyla başlayan devir. buraya kadar bir sorunumuz yok, bunlar kitaplarda da yazıyor, fakat günümüzde bina yapımı için kullandığımız en sıradan teknolojinin (misal betonarme yapı) dahi yardımıyla inşa edilen camilere bakılacak olursa; geleneksel dönemin kimlikli atfedilmiş camilerine müthiş bir öykünme, hatta birebir taklit etme arzusu görüyoruz. yani demek istediğim şu; malzeme ve teknik gelişimine/değişimine inat bir kemikleşme sözkonusu. bir tür form kafası yakalamışız, öyle devam ediyoruz. konu sırf malzeme ya da teknoloji gelişimi değil. kafada oturtulmuş cami modelinin dışına taşmayı saygısızlık olarak belleme gibi sakat bir düşünce mevzubahis. işin sosyolojik boyutu bu. bir de bürokratik boyutuna bakarsak bu işin nasıl bu hale geldiğini rahatlıkla anlıyon zaten.
türkiye'de cami yapım işi çok büyük oranda cami yapma ve yaşatma (buraya dikkat) derneği adı verilen lokal kurumlar tarafınca gerçekleştiriliyor. bunun öncelikli sebebi diyanetin her 1.9 saniyede bir alınan cami yapma kararları arasında optimum sayıda karara onay vermesi. onay alan derneklere bir dönem diyanet işleri başkanlığının web sitesinde de yer alan
tip proje [mimarı olmayan ve herhangi bir tasarım ihtiva etmeyen proje] veriliyor ve inşaata başlanıyor. ancak iş burada bitmiyor, zira onay alamayan dernekler halktan veyahut başka oluşumlardan maddi destek+uygun bir tip proje alaraktan amaçlarına rahatlıkla ulaşıyorlar. hatta işi abartıp bu camilerin minarelerini tuttuğu takımın renklerine boyatan dernek yöneticileri bile mevcut. bu konuda ise bir yaptırım mevcut değil. yani "kardeşim senin onayın yok. hangi minareyi nereye dikiyorsun? neden onu yavruağzına boyuyosun?" diye soran bir insan evladı yok.
hal böyle olunca türkiye'nin farklı yerlerinde, bir şehrin farklı mahallelerinde birbirinin aynı formda, abuk detaylarla süslenmiş/renklendirilmiş camiler boy gösteriyor ve ibadethane inşasında yüzyıllardır bilirkişi olarak görev yapmış olan mimarların asıl mesleki işlevi ortadan kaldırılmış oluyor. profesör doktor/büyük insan mimar sinan hegemonyasından kurtulamamış bir toplumun mimar titrine verdiği önem, nedense sadece cami inşası sözkonusu olduğunda tamamıyla ortadan kalkıyor.
eminim bu ülkede kimse selimiye'yi uzaylıların yaptığına inanmıyor, her birimiz 100 mısırlıya bedeliz; fakat bu zekanın faturası günümüzde evrensel arenada mimarlara kesiliyor. gavur avrupa'da çatır çatır modern kilise inşa ederken biz hala saltanatın var olmadığı bir ülkede dört minareli, üç şerefeli abuk sabuk camilerin varlığını unutup "gökdelenler çok kötü şeyler. hep amerikan özentisi bunlar" yorumlarıyla gönlümüzü eğlemeyi tercih edebiliyoruz. batıya dönüp "bizim camimiz mi iyi sizin kiliseniz mi? alın bakalım." diye nah yapalım demiyorum; fakat dogmatik bir kavramın toplumsal ifadesinin de dogmatik olması gerektiği inancı ile bir yere varılamayacağı aşikar. yahu siz hala misvakla mı diş fırçalıyorsunuz? kahveye giderken kavuk mu takıyorsunuz? her şeyiniz çağa uydu da ibadet ettiğiniz yerin farkı ne? diş fırçasına yüklediğiniz mana ne kadar önemli, saygıdeğer olabilir ki kutsallığına şüphe olmayan inancınızı kalıba sokuyorsunuz? beni çok kırıyorsunuz.