|
|
- genellikle ikindi vakti gezmelerinde annenin arkasına yüzünü saklayarak veya yanına dikilip dizini belli peryotlarla dürterek acıktım diyen çocuktur. diğer teyzelerin muhabbetleri ve televiyon sesiyle dikkati dağılır ve anneye rahat bir nefes aldırır biraz sonra tekrar hatırlayarak anneyi dürtmeye devam eder. bir süre sonra anne mecburen tüm cesaretini toplar ve evsahibinden yahu bizim şu çocuk rahat durmuyor şeklinde başlayan bir cümleyle sıkıntısını dile getirir. evde bişey yoksa salça ekmek bile güzel gider. niyeyse evde burun kıvrılan yiyecekler misafirlikte daha bi tatlı olur. tabii o esnada anne eve gidince olacaklarla ilgili tehditler savurur. yüzsüzlük yapıp yemek isteyen bu çocuğun ardından şu cümleyi sarf etmemesi gerekir anne kakam geldi. sonu kötü olabilir
- misafirliğe gidildiğinde annesi tarafından tok olduğu söylenen çocuktan daha rahat durumda olan şanslı çocuktur.
- anneyi de isyanlara gark ettirirler.
'ay bu çocuk elmayı/pırasayı/ıspanağı da hiç sevmez, şimdi neden yiyo anlamadım ki! üstelik evdede yedirmiştim.'
- (bkz: parka götürünce çişi gelen çocuk)
- annesini her zaman mağdur eden çocuktur. kazağından çekiştirilip "gelsene çocum buraya" denilesidir. eşek sıpasıdır.
- " evde var, yemez..." şeklinde başlayan laf sokmanın hedefindeki çocuktur.
" evde var, yemez; dışarıda.... babası da aynı "(luto, 16.03.2008 13:35 ~ 14:16)
- kocaman kadınların arasında, sıkıntıdan, yemekleri kendine eğlence olarak seçen acınası çocuktur. zavallılar, çaresizce, annelerinin eteğinde, ev gezmelerinde geçer çocuklukları. bir de azar yerler garip isteklerinden dolayı. çocuk kafayı yemiş mi yememiş mi kimsenin umrunda değildir. karnı da acıkır, çişi de gelir, çok normaldir.
- annesi tarafından azar manyağı yapılan çocuktur.ama işte adı üstünde çocuktur.
- evi dışında yediği yiyeceğin tadının kendi evinde yediğinden çok başka olacağını düşünen çocuktur. el mahareti, damak tadı evden eve değişiyor malum. bu çocuğumuz da bunu farketmiş olmalı ki yeni bir şeyler keşfetme heyecanıyla annesinin kolunu acıktım diye çimişleyebiliyor. ulaşılmaz olan şey yine her zamanki gibi daha cazip geliyor. çocuk psikolojisi de daha bir karmaşık, daha bir iflah olmaz. acıkmamışsa bile acıktığını zannediyor ve misafirlik de dahil olmak üzere dışarıda yediği yemeklerin tadı daha bi başka geliyor ona. kendi evinde burun kıvırdığı yiyeceğe misafirlikte hunharca saldırabiliyor bu mini mini yavrular. çoğu zaman evde yapılan mis gibi hamburgerin yenmeme ihtimali dışarıda hazırlanan bir tabak ıspanağın yenme ihtimalinden daha büyük olabiliyor. bir de misafirliğe gitmeden önce annesi tarafından tembihlenen çocukların durumu var ki onlar baskı altında olduklarından ister istemez daha bir acıkıyorlar. yazık onlara. tabiğ.
- "sizin evde yemek yok mu? ben makarna yemek istiyoum."
(bkz: misafirliğe gidince karnı acıkan yüzsüz çocuk)
- misafir yemekleri farklı tat ve kokuda olduğu için sıkıcı çocukluk günlerimizde bize çok cazip gelirdi.bir süpriz niteliğindeydi acaba melahat teyzelerde ne vardı oh bide 2 bardak çayıda yanında götürdümmü kurabiyelerle keklerin benden kralı yoktu o vakitten sonra.
- yaramazlıktan öte başka birşey değil sanılır bazen. ama ya gerçekten acıktıysa bu göz önüne alınmaz. anne mahçup olmak istemez. evet evde yedirmiştir belki ama çocuğa az gelmiş olamaz mı? ya da anne gezmeye gitmenin aceleciliğiyle fazla itina göstermemiş olamaz mı? çocuk bütün masumluğuyla karnının acıktığını söylemesi kadar olağan ne olabilir.
bu arada kendi çocukluğum aklıma geldi ama benimki gerçekten yaramazlıktan başka birşey değildi. canım annem büyük çanta taşımak zorunda kalırdı yanında. içinde neler yokyu ki; ekmek arası peynir, kolonya ve şeker. çünkü gittiğimiz evde bunlar sırasıyla benim tarafımdan istenen şeylerdi. hadi her evde peynir ekmek mutlaka vardır. ama ya ev sahibinin kolonyası ya da şekeri yoksa! kıyamet koparırdım ve annem ev sahibi mahçup olmasın diye taşırdı bunları yanında . canım annem ya hem beni hem de ev sahibini ne kadar düşünürdü.
- çocukluğumdan beri yakama yapışmış eğlemdir.özellikle lokmaları küçük evlerde bir fil kadar acıkabilirdim/acıkabilirim.bu evlerin özellikleri porsiyonlarının kate moss porsiyonu şeklinde olmasıdır.hele bir de civcivli süslenmişse iştaha iştah katar.
yapacak tek şey olayı yüzsüzlüğe vermek.evet.
"ayy kıtlıktan mı çıkmış bu ayol" tarzı düşünceler bırakmak istemiyorsanız yemekleri hazırlayan yengeye aşırı iltifat etmeniz durumunuzu şirin gösterir.
"yengecim yemekler şahane.bu sarmaları kimse senin gibi yapmıyor yahu!(olayı koparan nokta geliyor)anneme öğret şu ıspanaklı keki nasıl yaptığını bizim ailenin de yüzü gülsün."
böyle yalakalıklarla aslında çok özelliği olmayan lakin sırf azıcık ikram edildiği için cazip gelen yemekleri tadını kaçırıncaya kadar yiyebilirsiniz,çocuklarınıza öğretirseniz onlarda sizi rencide etmeden yiyebilir.
- -anneee ben acıktım.
+sus valla gebertirim şimdi seni.
-ama anne be acıktım
+sus dedim sana. evde doyurmadım mı ben seni
-ama anne acıktım
-ayyy!anne çok acıdı yaa(anne çimdiği basmıştır)
-necla teyze be çok acıktım yicek bişi var mı?
=olmaz mı canım ne istiyorsun ne hazırlıyım sana.
-şey farketmeeeez.
=ah aşkolsun nuran cım neden söylemiyorsun çocuğun acıktığını.
+aaa neclacım hiç söylemediki. çık çık çık bak görüyormusun evde zorla yediriyoruz. teşekkür ettin mi canım necla teyzene.
-teşekkür ederim.
şeklinde geçen bir diyaloğa neden olabilecek durumdur. aynı olay evde;
+yazıklar olsun senin gibi çocuğa rezil ettin beni rezil. yetiştiremedim allah ım yetiştiremedim. kime çekti bu çocuk böyle
diye devam eder.
|