1. iskender pala derim başka bir şey diyemem.
    şöyle ki;
    -----------
    bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir.
    devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün? sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. aşk
    üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. belki söylenmemiş söz de yoktur;
    ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. söz nötr
    bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. sözün kelam
    derecesinde konusu aşktır. söze en güzel manayı aşk verir. bütün
    boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz.
    bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. usulen yazılan
    cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur.hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. bitkinin hayati
    olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her
    kademede aşka ihtiyaçları vardır.aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. göz sadece bir fonksiyonu yürütür;
    ama fonksiyonun içini dolduran, onu sanata dönüştüren gönüldür. biz
    gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür. gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü
    güzeldir. yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür der bir
    bilge. üç çeşidini söyleyelim:
    aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk
    getirir. gözden girer, gönülde yasar. surete meyledenler ziyandadır.
    aşk
    platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. zihinden girer, gönülde yaşar.
    siretini süslemeyenler yol şaşırır.
    aşk ilahidir; imanla başlar, vahdete
    götürür. gönülde doğar, gönülde yasar. sırrı saklamayanlar, başını verir.aşk, allahu tealanın bilinmeyi istedim kainatı yarattım buyurduğu noktada
    başlar. ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola
    ayrılır, binlerce ırmak oluşur. bir bastan binlerce baş oluşur. onun için
    bir türlü aşk vardır. varlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde
    aşkın bütün çeşitleri mevcut. bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda
    yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir.beşeri aşkın (mecazi aşkın) ilahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir. pek çok
    mutasavvıf ilahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür. çünkü allah
    güzeldir, güzelliği sever. mevcudattaki o ilahi kudretin eserine bakarak
    ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında
    beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan.işte; leyla ile mecnun. leyla'nın bir beşer olarak aşkını kays'in
    biriktirmesi; kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak
    leyla ile bütünleştirmesi; buradan da ileri giderek başka boyutlara yol
    alması; artık o hallacın ;enel hak; dediği noktadır, o nesimi;nin cübbemin
    altında ;allah;tan gayrisi yoktur; dediği noktadır. gerek baş verirsiniz
    gerek derinizi yüzerler. sırları ifşa etmek noktasında aşk biter.salt sırdır aşk. aşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur. zaten
    aşk tekildir. sevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir. aşkın içinde seven
    vardır o kadar. sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de
    değildir üstelik. aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları
    da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir. yani içinde
    bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar,
    ayrılığı bir kişi çeker. aşkı bunlar çoğaltır, aşkın; eksilmeyen fakat
    artan; özelliği ayni zamanda buradan beslenir. gözyaşı aşkı artırır, hicran,
    hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibi.
    yani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor. aşkın bir tarifi de
    acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk. onun ötesinde de insanin
    kabiliyeti. aşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz. gönül medeniyetindeki
    gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır, o zaman işin içine sırrı da
    girer. yani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini
    kaldıramaz. sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi
    ilgilendirir.

    biz aşkı genel kabulümüzde ;beşeri aşk; derken bir zaaf olarak algıladık
    ;ilahi aşk;ı da bir hedef olarak gördük. beşeri aşkın ve ilahi aşkın
    ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla
    mümkündür.

    ahsenül-kasas buyurulmuş yusuf suresi;nde; aşkı anlattığı için bu sure.
    mevlana ;zeliha o hale gelmişti ki; diyor; çörekotundan öd ağacına
    kadar her şeyin adi yusuf;tu onun için. yusuf;un adini başka adlara
    gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. mum ateşte yumuşadı, dese;
    sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. bakin ay doğdu, dese; söğüt
    dalı yeşerdi, dese başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim,
    dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. birini övse onu överdi, birinden
    şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. yüz binlerce şeyin adini ansa,
    maksadı da yusuf;tu onun, dileği de;

    hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık
    olmasını, ;beşeri aşk; dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz. ne din, ne
    de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler allah;a aittir çünkü. gönül ki allah;ın
    evidir, aşkın her çeşidine itibar eder.

    bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi
    acep?!. bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür
    adına va veyla ve va esefa!.. bir cemal;e kul, bir ahmed;e köle, bir
    leyla;ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi
    vardır ki!.. alem bir ask için yaratılmış ve ;aşk imiş her ne var alemde!;

    ;muhabbetten muhammed oldu hasıl
    muhammedisiz muhabbetten ne hasıl.;

    sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. aşk
    acıdır, hasrettir. hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. gözyaşı ve
    ahtır; tazarru ve münacattır. aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır.
    canların birbirinde kaynayıp erimesidir; canların can özünde yitirilmesi ve
    aranmamasıdır aşk. parçalara böldükçe demiri, mıknatısı güçle bütün
    parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. arama gücünü yitiren, zayıflatan,
    küçülten parçalar bırakır; ancak birbirini kovalamayı. tasın içinde saklı
    olan ateştir aşk; bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün evreni. atom çekirdeği
    etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların karıdır
    bu. kudretin ve ilahi sanatın özündeki cevherden beşeri estetiğe akıp gelen
    ilhamdır o. bir şehre ussak bir köye asıklar adini vermektir. aşk ki şiirde
    su kasidesi, mimaride selimiye, musikide ferahfeza;dir. aşk, haddehanelerden
    dökülen ateş, manaya gebe sözdür. aşk, meşktir.

    ;kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse
    şehit olarak vefat eder. diyen bir hadis-i şerif rivayet ediliyor.

    kalplerimizin incelmesi, yüreklerimizin güzellikleri tatması ve tanıması
    açısından her insanin aşka ihtiyacı vardır. bunu yasaklayamazsınız. fakat
    gizlilik esastır. aşık olan insan aşkını herkese ilan edemez, bu ayıp bir
    şeydir. çünkü sevgilinin adi onun için kutsaldır. sevilen insanin eskiden
    beri adinin ulu orta söylenmesi aşık;ı incitir. aşık olmak değil, aşkı
    söylemek ayıptır. çünkü aşk bir sırdır dedik. aşkı mutlaka kötü yorumlamamak
    lazımdır. çünkü aşk olgunlaştırıcıdır. gönlümüzle, allah;ın işaretlerini
    görebilmemizi sağlayacak en önemli vasıtalardan birisidir aşk. gönlü açmak
    ancak sevmekle olur. aşktan kaçış ta yoktur, siz istediğiniz kadar
    yasaklayın o, kişiye bir gün gelir. seyh galib;in dediği gibi ;birden bire
    bu aşkı bu tuhfe bulanındır.; (tuhfe:hediye)

    önce beşeri aşkın rafine edilmesi lazım, ilahi aşka yükselmesi için. bir
    insanin esine veyahut da bir başkasına beslediği aşk-i mecazi var. daha
    sonra bu insan aşk-i ilahi’ye yükseliyor. bu hal ailesine karşı olan aşkında
    bir düşme göstermeyecektir. ilahi aşkın içerisinde beşeri aşkın cüzleri
    zaten mevcuttur. ilahi aşka vasıl olmak bilakis beşeri aşkların temelini
    sağlamlaştırır. denizin içinde damla vardır; ama deniz damladan ibaret
    değildir. bugün aşkla ibadet edebilen bir insan, yarin ibadet eder gibi aşık
    olabilir. bugünkü isini aşkla yapan da, ayni isi yarin aşk ile
    yapamayabilir.

    aşk sayesinde insan ebedilik kazanır ve lamekan olur. aşk bir hiçliktir
    tasavvuf neşvesinde. fakat o hiçlikte kendinizi hiç; hissettikçe var
    olursunuz ve hiçlik büyük bir varlığa sebep olur. can verirsiniz; ama can
    verdikten sonra yaşamaya başlarsınız, kendinizi feda edersiniz feda olduktan
    sonra şöhret olursunuz.

    ;güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz;.

    beşeri boyutta aşkın mekanı ve zamanı çok kısıtlı, insanlar sadece birisinin
    gözlerini görebiliyor. ;küçüksu'da gördüm seni, gözlerinden bildim seni;
    gözlerinden başka bir yerinden de bilmesi mümkün değil zaten. böyle bir
    kıyafet, böyle bir toplum yapısı, sokakta olmayan bir kadın. beşeri aşkın
    sadece gözyaşı getirdiğini, sadece acı getirdiğini, dolayısıyla bizim
    şairlerimizin de s e v g i l i diye hitap ettikleri insanların ancak kokularını
    duyabildikleri; saba yeli sevgilinin saçının kokusunu getirdiği zaman,
    acısının en fazla olduğu, yoldan geçecek diye günlerce yolda beklemek, bir
    haber gelecek diye bir süzgün bakışına, bir gamzeli bakışına muhatap olurum
    diye günlerce uykusuz kalmak. bütün bunlar içerisinde beşeri ilişki ve
    birliktelik çok sınrlı. bu sınırlılık aşkın bir gömlek daha yükselmesini
    sağlayabiliyor. içinizde büyütüyorsunuz, hasretin çoğalması aşkın da
    çoğalması demek.

    ''eyitti ol peri bir gün düşüne gireyim bir seb, sevincimden nice yıllar
    geçiptir görmedim uyku'' o sevgili bir gün bana dedi ki ''hadi gönlün olsun
    rüyana gireceğim bir gece'', bu sözü duyduğumdan sonra sevincimden nice yıllar
    geçiyor hala uyku uyuyamadım. böyle bir tek söz, bazen bir çift göz ömür
    boyu süren bir aşkın merkezidir. böyle bir toplumda o güzellikten, o sözden
    yola çıkan insan ilahi aşka gidebiliyor.

    aşkın en büyük özelliği ruh terbiyesine müsait olması. seven daima niyazda,
    sevilen daima nazda. sonuçta insanin yaratılısındaki özü, mutlak suretle
    hissetmesini sağlayacak bir acı ve kederle kalbi yumuşatmak, mumları
    eritmektir. kalp mumlaşıp mum da eriyince ister istemez bir yanış, hamdım,
    pistim, yandım.

    olur. yanma son noktadadır. artık çeşitli tecellileri kabul
    etmeye hazırız; hoşgörü, affetme, sabır ve hatta bütün ömrünüz boyunca
    ulaşacağınız duyguları kapsar. bunu yapmadıkça, kalp çiğ kalır, ister
    istemez meseleleri de hazmetmek zor olur. onun için ayrılık vardır, acı ve
    hasret vardır. aşkta vuslat yoktur, vuslat olduğu an aşk yoktur. vuslat
    aşkın düşmanıdır üstelik.

    bugünün nisanlılıkları üç ay, evlilikleri iki-üç sene sürüyor. çünkü aşk
    diye yaşanılan şeyler riyakarca yürütülen bir oyundan ibaret. her iki taraf
    da gerçek yüzlerini gizliyorlar, karşı tarafa hoş gelecek geçici bir hale
    bürünüyorlar. oğlan bir simit alıp gelesiye kadar, kız yeni bir sevgili
    bulabiliyor mu kendine, ona bakmak lazım. bu kadar vazgeçilebilir duygulara
    aşk diyebiliyorlarsa onu sorgulasınlar.

    aşk sorgulanmalıdır; bir ilgi midir, bir sevgi midir, bir tutku mudur.
    anormalliktir; ama bu anormalliğe geçiş sürecinde bizim duygularımızı hangi
    derecede, hangi merhalede tuttuğumuza bağlı. bir üstünlük, bir ayrıcalık
    vesilesi yani. oysa bugün hepsine aşk diyoruz, hatta cinselliğe bile aşk
    deniyor, aşk yapmak aşk adına çok küçültücü bir şey üstelik. insanin bir
    ilgiyi aşk sanması; onun askıdır; fakat aşkın ancak bir nebzesidir. içinde
    aşk yok değil mutlaka vardır; ama askın ne kadarıdır iste ona bakmak
    lazımdır. mutlak aşktan herkes ancak nasibi kadarını alabilir.

    bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal
    olması gerekir. iştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda
    düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku
    girmiyorsa gözlere, sen bir mecliste adi anıldığında onun, inziva engin bir
    boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle
    ne dediğini bilmezleştiriyorsa insanı, iste odur aşk. o ki, göz kapakları
    kapandığında karanlıkları son bulmuyorsa, ne cüret aşktan söz edile!?.

    eskiler ah minel-aşk yani ''ah aşkın elinden!' demişler. galiba biz de
    ah binel-aşk; yani ''ah aşka ulaşmak!'' demeliyiz.
  2. ah mine'l - aşk/iskender pala

    aşk olunca gönüller birleşir aşk olunca kıyamet koparcasma hareketlilik olur. aşk olunca şimşekler çakar rahmetler yağar. Âlemler kıyama kalkarsa aşktandır. hastaların şifa bulması aşktandır. aşk ile döner gökler aşk ile durur kâinat.

    aşk mecnun'dan leyla'ya bir feryat mansur'dan dara bir sır gözden kalbe bir yoldur.velhasıl klâsik edebiyatımızda aşk her şeydir her şey de aşktır.

    ...