bazukasız, t cetvelsiz, maketsiz, jürisiz, depresyonsuz, azarsız, kritiksiz olamayan kısacası piskopata bağlamış rahatsız öğrenci biçimi.geceleri gündüzüne katıp bişey yaptığını sanan yer yer projesiyle duygusal bi bağ kuran ama jüriye çıktığında beğenilmeyip yerin dibine sokulan, kimi zaman başına gelecekleri bilip en son jüriye çıkmak için çaba sarfeden ve hatta çalışsa da çıkmamak için elinden geleni yapan, jüriye çıkmadan önce söyleyeceklerini ezberleyen ama asla tam anlamıyla derdini anlatamayan mütemadiyen uykusuz kalan acınası mağdur öğrenci.
rahatsız ve arızalı oldukları doğrudur. bunun yanında entelektüel oldukları da doğrudur. bunun yanında sosyal oldukları da doğrudur. çok sıkılırlar, çok ağlarlar, çok üzülürler fakat yeri gelince eğlenmesini, oturup kalkmasını, nerede ne olup ne bittiğini de gayet iyi bilirler. farklı düşünmeyi, marjinal olmayı severler ve böyle olanları genelde iş hayatında da başarılı olur. onyüzbinmilyon baloncuktur mimarlık öğrencisi, mimar olunca da beyaz şarap kesilirler.
hatunlarının çok çekici olduğunu düşündüğüm öğrenci tipi.nedense doktorluk ve mimarlğın bayanların o zerafetine ve inceliğine çok iyi uyduğunu düşünüyorum.ha tabii erkek mimar olmaz mı, alası da olur.velhasıl kelam , mimarlık öğrencileri bohemdir, ilginçtir.
diğer bölüm öğrencileri hocalarının yüzlerini sınavdan sınava görürken hocalarıla haftada 8 saat birebir ders yapan öğrencilerdir.bunun yanısıra haftada iki gece sabahlarlar(en az).hocalarına dertlerini anlatana kadar anaşlarından emdikleri süt burunlarından gelir.tüm bunlar yetmezmiş gibi diğer bölüm öğrencileri tarafından ya sizin bölüm kafa istemiyor lafına maruz kalırlar.
bunları bir tarafa koyarsak aldıkları eğitim yüzünden estetik duyguları gelişir.en ufak bir ayrıntının neleri değiştirebileceğini bildikleri için mükemmeliyetçi olurlar.hayata bir bakış açıları,değer yargıları vardır.bir cafeye girdiklerinde mesela ilk başta kızlara değil tavana,duvar süslemelerine sonra kızlara bakarlar.biraz ukala oldukları doğrudur.fakat bunu yüzlerine söyleseniz bile üzülmezler aksine bunun farkındalardır.kendi değerlerini bilirler.çevredeki olaylara tepkisiz kalmazlar.eleştiri yönleri eğitim ilerledikçe artar.bu çevreden kendini beğenmişlik olarak görülebilir.fakat kendini sürekli geliştirdiğine inanan insanın kendini beğenmesi bence çok normaldir.
bir kaç gün üst üste uyumamayı kendine dert etmeyen öğrencidir mimarlık öğrencisi.
arkadaşları çıkmayı önerdiği zaman projelerine bakıp iç çekendir. (hem de ne iç çekme...)
jüri karşısında göt ola ola özgüveni yerine gelendir.
sunum günü ve sonrasındaki haftada olabildiğince dağıtan, sınırları zorlayan, eğlencenin limitlerini aşandır.
asosyalleşmeye zorlansa da vücuduna sarılı ipler azacık gevşediğinde bile sosyalleşmenin orgazmik zevkine doyasıya varabilendir.
istiklal'de yürürken vitrinlere değil binaların üstlerine bakan, betonda farklı anlamlar arayandır.
fotoğraf makinesi yanındadır her daim. nerde kayda değer bir tasarım görse hemen fotoğrafını çeker, çekmelidir. zira projelerinde kullanacağı etkileşimler olmalıdır.
garipdir mimarlık öğrencisi. çok şikayet eder ama 'bölümün ne?' diye sorduklarında gururla söyler. çünkü bilir ki sıradan bir efor değildir sarfettiği. mimar olabilmek için nelerden feragat ettiğinin farkındadır.
mimarlık öğrencisi(mö) oldukları için süperdirler. ie; bir mö es kaza 2 soru eksik yapsa da başka bölümü kazansa, aniden normal birisi olurdu; süper güçlerini keşfedemezdi.
diğer öğrencilerden farklı bir öğrencilik yaşamı olan; eskiz, aydınger , t cetveli , raphido kalem ve daha sayamadığımız birçok farklı materyale sahip, bunlardan dolayı da insana acaba ben de mi mimarlık okusaydım? dedirten öğrenci modeli.
uykusuz geçen proje gecelerinden sonra projenin bitimiyle beraber en uzun süre uyuma rekorunu kırması kuvvetle muhtemel olan bünye.daha kıramadım ama denemeler devam ediyor.
elle yapılan eskizlerin,titizlikle rapido kalem le aydınger e geçirilmesi..akebinde çizimin herseyi bittikten sonra sıva yı unuttuğun aklına gelip çıldırman ve t cetveli ile önüne gelene dalman...
mimarlık eğitimi almasının yanı sıra her türlü psikolojik dayanıklılık testine maruz kalan, her öğrenci kadar zavallı öğrencidir.
t cetveli 3.gözü,kulağı,kolu,bacağı her şeyidir.azıcık acınasıdır.yıkanmaya, eve gitmeye vakit bulamadığından her daim yağlı saçlarla dolaşmak zorunda kalır.teslim haftaları içinde bulunduğu gerginlik, regl dönemindekini katlamanın yanısıra hocanın bir kötü sözüyle seri katilliğe,atölyede dehşete kadar giden öğrencidir.uykuyla başı hoş değildir;zira bünyenin günlük 3-4 saatlik uykularla da yetinebildiğini ilk dönemden keşfetmek zorunda bırakılmıştır.öğrenciliğinin 2. yılı bittiğinde en sulugözlüsü bile çelik gibi sinirlere sahiptir ya da tekrar dersanaye yazılıp öss kararı almıştır.bu arada not ortalaması elbetteki yerlerde sürünmektedir.ama zaten onun derdi ego manyağı hocalarla başetmektir artık sadece.
öte yandan öğrenciliğin en keyiflilierindendir.ben yaptım oldu diyecek kadar subjektiftir.e bi yerde -çook eskiden- sanatçıdır da!güzeldir.
çevresinde sık sık işlevlerine göre sınıflandırılmış bütüncül cisimler(masa, insan, çiçek vb.) değil de şekiller ve zeminler, formlar ve kavramlar gören ve mimar diline doğru ilerleyen, şartlar nedeniyle kırtasiye fetişizmine sürüklenmiş dinamik organik formdur.
kesinlikle piskopattırlar.bunlardan bir tanesi de benim çocukluk arkadaşımdır.itüde barınmaktadır kendisi ve hayatının korku filmi gibi geçtiğini anlatır.projesini yetiştirebilmek için sabah 4te uyanıp o sessiz koridorları kimse uyanmasın diye karanlıkta yavaşça elinde bilimum cetvel kağıt kalemle önünü bile göremeden inmeye çalışmakla geçmektedir hayatı.ama jüriden güzel bi not alınıp proje beğenildikten sonra tüm bu acılar unutulup derin bir uykuya dalınıyormuş ben söyleyenlerin yalancısıyım.yalnız bu arkadaşım tüm jürileri unutmuştur da en yüksek puanı aldığı gözü gibi bakıp herkese gösterdiği maketi mahvedişimi unutamamıştır.bak şöle şöle yaptım böle böle hesapladım falan diye hararetli bir şekilde eserini överken yatağın üzerine bırakmıştır ve kahve alıp dönen nagişşş kişisi maketin üzerine oturmaktan hiç çekinmemiştir(işletmeci duyarsızlığı işte).burdan kendisinden bir kez daha özür dilerim.
otobüslerde pardonunu eksik etmeyen, her daim yanında taşıyacak malzemeleri olan, uyku nedir bilmeyen, sürekli kafası meşgul öğrenci. yolda arkadaşlarını ayırt etmek kolaydır mimarlık öğrencileri için, aynı sınıfta olduğunuz halde tanımadığınız birine elindeki proje benzerliğinden yola çıkarak tanımış gibi yapıp bozuntuya vermezsiniz hiç.
misal maden fakültesindekiler ödevlerini 3 gün önceden bitirir ve teslim yapılacak günün öncesindeki akşamlarda da son kontrolleri yapıp saat 21:00'de uykuya yatarlar. elektronik fakültesindekiler ise proje teslim gününden önce saat 22:00'de uyur, projelerini ise 1 hafta öncesinde bitirir. uzun vadeli dönemlik projeleri 1 ay öncesinden hazır etmeleri ise elektronik fakültesindeki arkadaşlarımızın en önemli özelliğidir.
mimarlık öğrencileri ise apayrıdır. çünkü mimarlık öğrencileri; diğer fakültede öğrenim hayatlarını sürdüren öğrencilerden ayrı olarak genetik bazı farklılıklara sahiptir ayrıca bu değişim insan kromozomlarının doğum sonrası değişmesinin tek örneği olması ile meşhurdur. liseden çıkıp mimarlık fakültesinden bir bölümü kazanan ergen birey, fakülteden adımını atar atmaz etrafını saran toz bulutu etkisine girer ve değişim daha ilk günden başlar. 6 ay içerisinde de tamamen genetik materyali değişmiş taze mimarlık öğrencisi artık geceleri uyumama gücüne sahip olmuştur.
(fakültede uçuşan tozların ise mr. sandman'in kesesinden geldiği varsayılmaktadır, efsaneler ile ilgili çalışma için bkz. "<i>life of a mimar, a hystorical sleeping journey<i>", prof. dr. kim kallström.)
gece uyumama özelliği ise mimarlık öğrencisine önemli bir yetenek kazandırmakta, normal insanlardan daha fazla işgücü saatine sahip olmaları gibi. ama aynı zamanda bu büyük gücün yan etkisi de büyüktür: geceleri normal insanlar gibi uyuyamamak yani... oscar wilde'ın mimarlık öğrencileri için "oh my pitiful, what a great pain you are have." dediği de unutulmamalıdır, cidden zor durumda çocuklar.
proje veya sınav öncesi geceden sabaha kadar çalışarak bu başarılması imkansız çalışmayı bitirebilen öğrencileri o kadar özverilidir ki kurtların, kuşların, kedilerin, domates, patates ve hatta pomateslerin bile uyuduğu saatlerde ders etmektedirler. niye, çünkü yetişmiyor konular, dönem başladığı andan itibaren bu böyledir, asla yetişmez mimarlıkçıların projeleri.
"proje ne lan amına koyim biz de yapıyoruz onlardan bi düzine" diyen başka bölüm öğrencileri ise, morpheus'un tozundan yutmadıkları için asla onların çilesini anlayamayacak... aah ah keşke anlayabilseler cahiller. gerçi normal insanların anlayabilmesi için, mimarlık öğrencilerinin hayatlarını ve proje teslim evvelindeki yaşadıklarına ışık tutacak, soderbergh imzalı bir film için çalışmalar başladı duyumları alıyoruz, ama kesin değil. 2020'de nihayete ermesi beklenen mega projenin ismi ise "the sleepy çile - a taşkışla story" olarak düşünülüyormuş. ("çile"nin ingilizcesini bilmiyorum, bu cehaletimi ise mimarlık öğrencisi ol(a)mamama verin ve affedin beni lütfan).
işte böyledir mimarlık öğrencisinin serüveni. onlar farklıdır ve hiçkimsenin yapmadığını yaparlar, geceden sabaha proje yaparlar ey insanlık anlayın amına koyim çilelerinin büyüklüğünü!