merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  • görseller

    • mikadonun çöpleri

mikadonun çöpleri

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. melih cevdet anday'ın yazmış olduğu ilk kez 1967 yılında kent oyuncuları tarafından sahnelenen absürd bir oyundur.

    uzunca bir süresi olmasına rağmen başarılı oyuncular tarafından sergilendiginde gayet hoş zaman geçirmenizi sağlar.
    kış günü sokakta kalan bir kadın ve çocugunu acıyıp içeriye alan bir adamla kadının evdeki yaşadıkları, kadın erkek diyalogları üzerine kuruludur.

    bu oyunda oynamaktan büyük grur duyacagım ama izleyenleri mennun edebilecekmiyiz orası ayrı tabii...
  2. müthiş bir oyundur...
    bir kış gecesi rastlantı sonucu karşılaşan bir kadın ve bir erkeğin kendilerinden bile sakladıkları dünyalarını birbirlerini tanımaya çalışırken ama doğru ama yalanlarla açmalarıdır.birbirlerini tanımaya başladıkça tıpkı karı koca gibi kavga etmeye başlarlar.gerçekleri birbirlerinin yüzlerine vurup canlarını yakmaya çalışırlar.karakterlerin isimleri yoktur.kadın ve erkek olarak geçer.bu o karakterleri kendimizle ya da bir başkasıyla bütünleştirmemize yardımcı olur.kadının veya erkeğin bir sözünde,hareketinde kendimizden bir şeyler bulabiliriz...
  3. mikado adlı oyunda, oyunda da bahsedildiği üzere, çubuk çekilirken diğer çubukları titretmemek esastır.
    oyun da böyledir. iki karakter birbirlerini asla titretmemeye özen gösterirler, naif ilerler.
    harikulade bir eser.

    oyunun içindeki mikado adlı oyunun, oyun matematiğine hizmet ettiği görülür.
  4. melih cevdet anday'ın kaleme aldığı, türk tiyatrosunda eşine rastlanamaz cinsten kurgusu ve hikayesiyle önemli olan bir oyundur.

    "tipik özelliği ile kadın, ataerkil toplum düzeni içinde baskı altında tutulan, sömürülen, hırpalanandır. bu nedenle erkek cinsi ile tamamlanmak ister. erkeğe sevgiyle, evlilik bağıyla, görev duygusuyla bağlanmaya çalışır. bu bağlılığı sağlayabilmek için özveride bulunmaya razıdır. özgürlüğünden, öz saygısından, sağlığından ödün verir. erkeğinse bağlanmaya gereksinimi yoktur. o bağlarından kurtuldukça güçlenecektir. kadın, toplumda saygın bir yere sahip olabilmek, çevresinden destek alabilmek için toplumun değer yargılarına sıkıca sarılmıştır, kurulu düzenin koruyucusu olmuştur. erkekse bağımsızlığını köstekleyen kurallara karşı çıkar, töreleri, adetleri, inançları eleştirir, insanların bu kurallara uyuyormuş gibi görünerek iki yüzlülük ettiklerini, aslında bencil, ilkel bayağı olduklarını söyler.

    yazar bu iki asal karşıt tavrın kendi içindeki çelişkilerine de işaret etmiştir. kadının çelişkisi, bağlanma güdüsünün altında, dıştan görüldüğü gibi özveri değil, bencillik bulunmasıdır. kadın almak için verir. kadının ikinci çelişkisi kendine ait olan bir düzeni korumaya çalışmasıdır. bilinçsiz bir sığınma ihtiyacı kadını gerçek tehlike karşısında silahsız bırakmış, onu ezen kişilerin kulu yapmıştır. kadının bir başka çelişkisi gücünü ölümde denemek, varlığını kendisini yok ederek ispatlamak kaygısında görülür. bağımlı olan, bir kez olsun özgür davranabilmek için en olumsuz yolu seçmiştir. erkeğin çelişkisi daha da güçlenmek için kendi iç gerçeğini yadsımasında ortaya çıkar. erkek sevecen olduğu halde ilgisiz görünmeye çalışandır. sevgiye aç olduğu için nefreti seçmiştir. pervasızlığı korkaklığındandır. duygularını nasırlaştırırken doğal gerçeğini görmezden gelmiştir. yazarın, erkek’in kişiliğinde bir aydının çelişkisine de işaret ettiği görülür. erkek insanı sevmeden toplumcu olma çabasında olandır. kadın da, erkek de geçmişteki yaşantılarının bilinçaltına itilmiş baskısı altındadırlar. kadın horlandığı için aşağılık duygusunun tutsağı olmuştur. bu yüzden hep kendinden söz eder, özür diler, kendini beğendirmeye, haklı göstermeye çalışır…”*
  5. mutluluktan mı bahsettin? kara sineğe dair...

    oyundan bir tirad

    "mutluluk nedir diye sorsanız bana, kaşıntıdır derim.
    bir gün az kaldı mutlu oluyordum. bir sancı saplandı belime, kıvrana kıvrana yatağa düştüm.
    böbrek taşı imiş. sancıdan öleceğim.
    sabaha karşı idi, doktor geldi, morfin yaptı.
    derdemez o korkunç sancı kesiliverdi, çok güzel bir dünya başladı birdenbire...
    inanamıyordum... mutlu idim, tam anlamı ile mutlu...
    mutluluğumu doya doya tatmak istiyordum...
    ama o ara, kulağımın arkası kaşındı azıcık. şöyle sinek ısırmış gibi.
    bense kolumu kıpırdatmak istemiyordum, mutluluğuma ara vermemek için.
    ama o kaşıntı bozuyordu mutluluğumu. çaresiz kaldırdım kolumu, kulağımın arkasını kaşıdım, tam olsun mutluğum diye. kolumu gene yanıma uzattım. biraz sonra... biraz sonra gene o kaşıntı... kaşıdım, biraz sonra gene... gene kaşıdım.
    bitmedi, bitmedi namussuz kaşıntı, iğneledi durdu ve berbat etti mutluluğumu."