michel foucault 17-18.yüzyılın koşutluğuna karşılık bilimler sınıflandırıldıkça,paranın değerini artı değer kuramları,`merkantalizm olmak üzere anlatan binbir türlü kuram ortaya çıktıkça kavramları bir koşutluğa paralel olarak değişen dilin olanaklarını çözümleme yapabilmek amacıyla en iyi kullanmış olan yazarlardan biridir.çözümlemeleri daha çok veri içeriklidir.araştırış tarzı daha çok tarihselciliğin başladığı kökene dikkat eden ama o kökeni `rousseacu doğalcı teorileri eleştirip yadırgayacak bir biçimde verileri tamamıyle tarihselcilik içinde seçen bir doğrultuda objektiftir..freud ve marxın teorilerinin bir özgürlük anlayışının peşinde koşar görünmelerine rağmen toplumsal baskı konusunda oluşturdukları kitle bakımından çok haklı bir biçimde `saf ırkçı teorilerle,nietzcheci üst insanla,darwinist uslamlamalarla yan yana koymuştur.`denetim toplumupsikiyatrik iktidar`gibi kavramlar türetmiştir...verileri objektif bir biçimde elde ettikten sonra sıra onları değerlendirmeye gelince gayet subjektiftir.değerlendirme onun için bir yöntemden ibarettir.ve bu yöntem incelemelerin sistemleştirilmesi konusunda;ekonomik ve millli ölçekler yerine tamamıyle stratejik bir savaşımın belirleyici ölçeğini getirmekten meydana gelmektedir.
postmodernizmi en iyi anlatan isimdir, denebilir. bu bir pipo değildir adlı kitabıyla modernizm sonrasında neler olup bittiğine, daha neler olabileceğine dair bir fikir edinebilirsiniz. adından da analaşılacağı gibi varlık fenomeninden yola çıkarak farklı bakış açıları geliştiriyor. bu böyle aristoya platona kadar uzatılabilir de sıkıldım.
sanırım çalışma alanını en iyi özetleyen cümle şudur:
"bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni güç ilişkileri üstüne kurdu."
hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalışmıştır.
yazdığı, kurguladığı, anlatmaya çalıştığı her şeyde "power" kavramını gözümüze gözümüze sokan düşünür. insanlar arasındaki bu güce dayalı ilişkileri, makro dünyada iktidar meselesi ile açıklarken, mikro dünyada sınıf kavramı olarak ele almıştır. iktidar deyince, cinselliğe girmeden edememiş, history of sexuality nam bir kitap yazmıştır. bazıları kendisini ideoloji antropologu olarak tanımlarlar ki, cidden kendisi kadimden bu yana gelen ideolojileri incelemek adına hayata başlamış fakat çok acayip bir yerden çıkmıştır. marxist olduğu kati olmakla birlikte, yapı-sökümcülük meselesinin gereklerini yerine getirmek suretiyle marx'ın da analizini yapmayı ve eleştirmeyi, hatta yer yer yerin dibine batırmayı eksik etmemiştir. post-modernisttir, delikanlıdır. ayrıcana da çok karizmatik ve cüsseli bir kişiliktir.
episteme kavramlaştırması ziyadesiyle mühimdir. zira batı medeniyetini ve modernitesini kritik etmeye tam da bu noktada başlar. tanım olarak episteme bilime ve bilgiye dair sistemli tüm formülizasyonları meydana getiren söylemsel bütünlere işaret eder ve kopuşlar, eşiklerle dolu bir süreçtir. iş bu sebepten de insan bilgisi geçmişten günümüze duraksamadan birikimsel olarak artarak devam etmez, tersine içinde bulunduğu epistemenin özellikleri çerçevesinde bir önceki ve sonraki epistemelerden özgün bir hal taşır.
foucault'nun da "kelimeler ve şeyler" kitabında örneklendirdiği üzere, 16. yüzyıl epistemesi içerisinde dil bilim kelimelere şeyleri temsil etmek hakkını ancak bir eşdeğerlik çerçevesi içerisinde verirken, yani kelimelerin işaret ettikleri şeyleri onlara eşdeğer oldukları için temsil edebildikleri düşünülürken; paranın zenginliği temsil gücü de, o zenginliğe özdeş oluşunun göstergesi varsayılan, içinde bulunan değerli maden miktarı ile mümkün olmaktaydı. ne var ki 17 yüzyıl epistemesi 16 yüzyılın bu eşdeğerlik yasasının son bulduğu noktada başladı ve kelimelerin şeyleri temsil gücü sadece insanların bu temsil gücünü o kelimelere atfetmesiyle ilişkili hale geldi. aynı şekilde, 17. yüzyılda artık para da içerisinde değerli maden olduğu için değil, bir yasal, siyasi erk tarafından kendisine zenginliği temsil gücü verildiği için değerli sayılmaktaydı. görüldüğü üzere episteme kuhn'un paradigma kavramını andırmakla beraber, daha kapsayıcıdır toplumun bilgi ve bilim namına meydana getirdiği tüm ürünlere tekabül eder. dolayısıyla da doğru-yanlış, gerçek-yalan gibi tüm kavramlara. ne de olsa realite daima söylemsel bir oluşum içinde kurgulanır ve onun nasıl kurgulandığı ait olduğu epistemeden sorulur.
iktidar ve onun karşısındaki bireyin* durumu üzerine yaptığı tespitleri makyevel'in bu minvaldeki tespitlerinden çok da öteye gidemeyen abartılmış bir filozoftur.
"eğer belli bir insan özü var diyorsanız ve bu özün kendisini gerçekleştirmesini sağlayacak haklar ve olanakların topluma verilmediğini savlıyorsanız bir hataya yol açmaz mıyız? aynı anda hem ideal hem gerçek (bugüne kadar bastırılmış) olabilen bu özün nihai kurtuluşunu hedeflerken, içinde yaşadığımız sınıflı, eşitsiz toplumun terimlerini kullanarak hareket ediyor olmuyor muyuz? insanın özü, insanın özünün kendisini gerçekleştirmesi, adalet gibi kavramlar kendi uygarlığımız, bilgi tipimiz, felsefemiz içinde doğmuş kavramlardır ve dolayısıyla sınıf sistemimizi yansıtan birer sonuç formudurlar. bu yüzden, belki de öyle olmaması pişmanlık verici ama kimse bu kavramları devrimci bir savaşı meşrulaştırmakta kullanmamalıdır."
"ne gördüğümüzü söylememiz boşunadır; çünkü gördüğümüz söylediğimizin içine hiçbir zaman yerleşmiş değildir." diyerek modernizmin şeyler üstünde kurduğu faşistik tutumu bi cümleyle neşterimsi bir müdahaleyle eleştirmiş düşünür.genel-geçer çevre kendisni postmodernist diye tarif etsede kendisi bir söyleşisinde "postmodernizm mi?hiç duymadım,yeni bi akımmı?" diyere meseleyle dalgasını geçmiş eğlenceli insan.kafasını her sabah kalktında kazıyarak aklımızdan çıkaramayacamız bir imaja sahip delikanlı."kelimeler ve şeyler" isimli kitabından nefret ettini söyleyen ve bunu kişisel tarihinin kara lekesi olarak nitelendiren net insan.aynı kitabının sonunda "insan öldü" diyerek heyecanımı tavan yaptıran atraksiyon adamı.
foucault'yu okumak bugünün özneleştirmelerini "çekiçle" okumaktır.
fransız filozof ve düşünce tarihçisidir. en sevdiğim sözü: "anlamamız gereken şey cinsel baskının nasıl ortaya çıktığı değil, bugün cinselliği neden kendini gerçekleştirme mücadelesinin odağına yerleştirerek, onu kafamıza bu kadar taktığımızdır."
kafayı yazarların yazdıkları yazılardaki rollerinin azlığı üzerine bozmuş ve sıfıra vurdurmuş filozoftur. bu iki eylem arasında alaka var mı bilemiyorum, belki de sadece ''kel erkekleri seksi bulurum.'' diyen seda sayan'a kaymıştır gönlü.
"çok sıradan zevkler uğruna başka zevkleri elimizden kaçırdık; dağınıklığımızdan, tembelliğimizden ya da düşgücümüzün kıtlığından. hatta belki de yeterince inatçı olamadığımız için baştan aşağıya tekdüze bir sürü zevkimiz oldu" demiş. o bile bunu demişse?