kaybetmişti şemsini, en büyük dostunu her yerde aradı hiç bir yerde bulamadı
derken sırtından kaftanını çıkarıp vermişti bir gün "aradığın şemsi gördüm" diyene,
kaftanı alıp sevine sevine kaçıp gidenin ardından mevlananın yanıdakiler:
-yahu yalan söylediği belliydi her halinden, neden çıkartıp verdiniz kaftanınızı?
-biliyorum yalan söylediğini, zaten bu işin yalanına verdim ben kaftanımı; eğer doğru söyleseydi çıkartıp canımı verirdim.
hayatta hiçbir insanı, o'nun şemsi sevdiği gibi sevemediği için
"bu olsa olsa homoseksüeldir." diyen kendini bilmezlerin, balçıkla sıvayamayacakları bir güneştir.
bir tane canım var ama, yüz bin bedenim.
can neymiş? neymiş ki beden? işte ben'im.
bir başkası var ya: işten ben, ben! o, beni
sevsin diye bir başkası oldum kendim.
"kıyasa sığmayan güzelliğinin bir zerresi görününce bütün güzelliklerin güzellikleri bitti, yandı.. doğu olsam, batı olsam, göklere çıksam senden bir iz bulamadıkça ebedi hayattan bir iz yok bana. ülkenin zahidiydim, kürsüye sahiptim. gönül kazası, sana karşı ellerini okşamaktan öte bir şey yapamayan bir aşık haline getirdi beni..
deftere düşkündüm. edip ve bilginlerin üst yanına otururdum. ilahi aşk farabinin sunucusu olan zatı görünce sarhoş oldum, kalemlerimi kırdım. gayret gözyaşlarıyla abdest aldım da namazımda kıblem sevgilinin yüzü oldu. senden başka başım varsa yok olsun. sensiz yatarsam varlığımı yak. kabe'de de sevgilim sensin, kilisede de..."
bu akşam şeb-i arus törenlerine katılmak için yola çıkacağımdan ötürü mutluyum, huzurluyum.
kör cehalet çirkefleştirir insanları,suskunluğum asaletimdendir,
her lafa verecek cevabım var
lakin bir lafa bakarım laf mı diye
bir de söyleyene bakarım adam mı diye
i tried to find him on the christian cross, but he was not there;
i went to the temple of the hindus and to the old pagodas, but i could not find a trace of him anywhere.
i searched on the mountains and in the valleys but neither in the heights nor in the depths was i able to find him.
i went to the caaba in mecca, but he was not there either.
i questioned the scholars and philosophers but he was beyond their understanding.
...
i then looked into my heart and it was there where he dwelled that i saw him;
he was nowhere else to be found.
"aptallık ve bilgisizlik, yama kabul etmez bir yırtıklıktır."
" bir ak doğanı kocakarının birine verirsen, iyilik olsun diye pençelerindeki tırnakları keser. halbuki asıl iş gördüğü avladığı uzvu tırnaklarıdır. kör kadıncağız körcesine o tırnakları kesiverir."
"geceleyin hırsızlık eden ay ışığından kaçabilir mi!"
çoğu kişi tarafından anlatmak istediğinin tam olarak anlatılamadığını düşündüğüm bilgin.
ayrıca mevlana yı mevlana yapan, bildiklerini öğreten, gerçeği görmesini sağlayan, mevlana yapan şemstir.
hallac ı mansur ve muhyiddin ibn-i arabi gibi üstadlarından aldığı mirası en iyi özümsemiş ve aktarmış yüce kişiliktir. tassavvuf düntasında ondan daha iddialı ve şizofrenik adamlar olduğu malum lakin insanları onun kadar etkileyebilen bir tasavvuf üstadı daha yoktur. bir nevi kast işini daha iyi becerebilmiştir. bu yetisi ondan evvel gelen üstadların daha iyi anlaşılması hususunda da katalizör olmuştur.
mevlana dergahının bahçesinde dervişleriyle sohbet ederken yoldan geçen bir papaz mevlana’yı görür ve derin bir saygı ile yarı beline kadar eğilerek selam verir. mevlana buna karşılık başını neredeyse yere değdirecek kadar eğerek selamına mukabele eder. dervişlerden biri “aziz efendimiz, papaz efendiye niye bu kadar itibarla selam verdiniz, anlayamadık” diye sorar. mevlana’da gülümseyerek “allah’a hamdolsun tevazuda papazı da geçtik” der.
onu anlatmak denizi bardakla boşaltmaya benzer. onu anlamak, şu gökkubbe altında baki kalan hoş bir sadanın ülfet kokulu namesini duyabilmeye benzer .medeniyetlerin çatıştırıldığı, insanların farklı kültür, köken, dinden gelenlerle bir arada yaşayamadığı, hoşgörünün esamisinin okunmadığı bir çağda ona ve onun engin öğretilerine her zamankinden daha çok muhtacız. dinin, manevi değerlerin, ahlakın, adaletin, hukukun ve barışın olmadığı, zulmün, ihanetlerin, küfrün ve her türlü ahlaksızlığı hakim olduğu bir dünyada ilke edindiği presiplere ne kadar açız.
‘‘diyorlar ki aşk deli; ama biz zırdeliyiz,
diyorlar ki kötülüğe götürür insanı insanın içi;
ama biz o içe emredeni biliriz…’’
diyen ve insanda 'onu övmek benim ne haddime' şeklinde duygu uyandıran kişi.