durduk yerde tekrar gündeme gelen bi hadise. haluk şahin'in 25 aralık 2005 tarihli yazısından kısa bi alıntı:
-prof. dr. mikail bayram'ın 'sosyal ve siyasi boyutlarıyla ahi evren mevlana mücadelesi' adlı kitabı. maksimum com internet sitesinde şu bilgi var:
prof. dr. bayram, kitabında mevlana ile nasreddin hoca arasındaki gerginliğin zaman zaman inanılmaz boyutlara vardığını da belirterek, 'kaynaklara göre mevlana, nasreddin hoca'yı cinsi sapıklıkla suçlayarak onu ahlaki çöküntü içinde bir adam olarak göstermeye çalıştı. nasreddin hoca'nın çocuğu olmadığı için mevlana ve çevresi onunla alay etti. hoca'yı hadım ve eşcinsellikle suçladı. hatta mevlana divan- ı kebir'inde nasreddin hoca'ya 'zürrriyetsiz' diye hitap etti'' diye konuştu. prof. dr. bayram iddialarının ahmet eflaki adlı eski bir tarihçi tarafından da doğrulandığını belirtti.
prof. bayram şöyle devam ediyor, mevlana bir moğol ajanıydı. mevlana'ya maaş bile bağladılar. türkmen çocuğu olan nasreddin hoca ise moğolların anadolu'yu hâkimiyet altına almalarına karşı direndi.'
kaldı ki mevlana'nın öldürttüğü bile söyleniyor nasreddin hocayı. öte yandan bilinenin aksine mevlana'nın halk dostu olduğu da tartışılır. metinlerin hemen hemen hepsi farsça. yani saray dilinde. ayrıca sarayda dönen entrikalarda da bizzat yer aldığı söyleniyor. örneğin hükümdar olmak isteyen gıyasettin keyhüsrevi desteklemiş, keyhüsrev hükümdar olan babası aladdin keykubat’ı öldürerek mevlana'nın dileği yerine gelmiştir. bunun yanında ahiler saray tarafından ezilip zulüm görürken mevleviler maddi olarak ihya edilmiştir. ee bakın bi tarihe... o zaman anadolu'yu neredeyse duman eden moğallar neden mevleviler'e hiç dokunmamış? "kim olursan" gel sözü biraz havada kalıyor sanki.
gelelim eşcinsellik boyutuna...şemsi i tebrizi'nin ölümünden tutun da mevlana'nın cinsel tercihine kadar içinde bir çok cevaplanmamış soru bulunduran tuhaf bi birliktelik söz konusu.
mevlana ile şemsi i tebrizi neden üç buçuk yıl tuhaf bi şekilde beraber yaşadı? günlerce odalara kapanıp neler yaptı? şemsi-i tebrizi neden mevlana'yı iki kez terk etti? şemsi i tebrizi'nin ölümünün arkasındaki sır perdesi ne? onu mevlana'nın oğlu mu öldürdü? eğer bi cinayet sonucu öldürüldüyse bundan mevlana'nın haberi var mıydı? yoksa bunu gerçekleştiren bizzat mevlana'nın kendisi miydi? onun ölümüden sonra dünyaya küsüp inziviya çekilen mevlana bu acıyı çabuk unutup teselliyi kuyumcu selahhattin efendi de mi bulmuştu?
sorular... sorular... sorular... eserleri ve felsefesiyle günümüzde bile hala çok konuşulan mevlana'nın yaşamındaki sır perdesi bi türlü aralanamıyor. mevlana acaba kendi cinsine mi ilgi duyuyordu? bu nasıl bi aşktı? "gel ne olursan ol gel. bin kere tövbe etsen gene gel." sözlerini acaba bi vicdan muhasebesi yüzünden kendine mi söylüyor? tebrizi'nin ölümü ya da ikisi arasında yaşanan enteresan eylemleri mi kast ediyor? öte yandan mevlana'nın hemen hemen her şeyi olan şemsi i teberizi'nin bazı kaynaklarda yok sayılması inanın araştırmacı bi yazar olarak beni fazlasıyla üzüyor. bazı gerçekler artık aydınlanmalı. tarihimizle yüzleşmeliyiz.
bunlar iddialar... doğru ya da yalan. gocunacak bir şey yok. sadece tartışılmalı. kaldı ki doğru olsa bile mevlana'nın asla ve asla değerini düşürmez ki, sadece tarihi bi gerçek olarak bilinmesini sağlar. hepsi o. mesnevi gene baş ucu kitabı. özellikle de benim.
mesela arabasına aşık olan insanlar var. onlar ne olmalı?
bir dosta, aydınlatıcı bir ışık olarak görülen, bilge olarak görülen, hoca olarak görülen birine sonsuz sadakat ve bağlılık eşcinsellik olarak nitelendirilebilir mi?
evet deyip de bir hemcinsine oldukça imrendiği halde bunu dile getiremeyen gizli ibnelerin maddiyatı yüzyıllar önce aşmış birine bok atmadan önce girizgah olarak kullandığı soru cümlesi!
mevlananın hayatını incelediğiniz zaman şemsettin muhammed tebrizi (tebrizli şems) ile ilişkisine bakıldığında ortaya atılabilecek bir sav. ancak bütün insanlar eşcinsel olabilir. bu sadece kişiyi ilgilendiren özel bir konudur.
aslında yersiz bir sorudur. nedenine gelince mevlana'nın eşcinsel olması ya da olmaması bir yana bunun bir sorunsal durumuna getirilmesi zaten oldukça seksist ve ayrımcı bir yaklaşımdır. heteroseksüellerin dünyasında onlar gibi olmayan insanların yerinin olmadığı zaten hepimizce bilindiğine göre boyalı kuş olarak algılanan eşcinsellerin salt cinsel tercihlerinden dolayı sorgulanması ya da tarihi bir kişinin böyle bir tercihinin olup olmadığının sorgulanması kafalardaki örümcek ağlarının ne kadar da sağlam örüldüğünün bir göstergesidir. adamı bırakın ne yaşadıysa yaşadı bize ne. bizi ne ilgilendirir. bu tarihsel televolecilikten ya da tarihsel magazincilikten başka bir şey değildir. sizler insanların ne gibi eserler bıraktıklarıyla ilgilenin. yatak odasında olanlar ise olayın kahramanları arasında gizli kalsın. insanlar yalnızca ilgilenmeleri gereken konulara yönelmiş olsalardı ülkemizde sanırım televizyonları kirleten televoleci zihniyet bize dayatılmayacaktı. sosyal bir sorunumuzu mevlana'dan nasıl buralara çektip getirmiş olduğuma ben de şaşırdım ama...
itiraf etmeliyim ki bilim çevrelerinde, özellikle de tasavvuf araştırmacıları arasında pek de kabul görmeyen bu iddialar hakkında 'doğruluk payı olabilir' doğrultusunda bir kanaat hakim olmaya başladı. bu, kimi çevreleri tereddütsüz bir şekilde rahatsız ederken kimi çevreleri de 'bilimin objektif olma' niteliğinin arkasına sığınıp iddialar hakkında vicdan sahibi bir araştırmacı imajına bürünmelerini sağladı.
öncelikle şunu teslim etmeliyiz ki, mikail bayram oldukça çalışkan bir araştırmacıdır. bir tarih araştırmacısının sahip olması gereken özelliklerin kendisinde de bulunduğuna şüphe yok. fakat özellikle mevlana hakkındaki iddiaları dolayısıyla kendisine soruşturma açılması onu 'haklıyken haksız duruma düşme' pozisyonuna itmiş gibi bir yanılgının nedeni oldu.
şüphesiz, mevlana'nın hem ülkemiz hem de dünya çapında 'en tanınmış düşünür' olması; sevgiye, aşka, allah'a, peygamber'e, dine, ahlaka vs... dair söylediği sözler; yazdığı ölümsüz eserler onun hakkındaki bu garip iddiaları zihnimizde nasıl bir yere oturtacağımız konusunda bize zor anlar yaşatıyor. fakat öyle sanıyorum ki hem iddiaların bilimsellikten uzak olması hem de mevlana ve şems'in yaşamına dair diğer bilgilerimiz bu kafa karışıklığı mevzuunda bizi aydınlatabilir.
iddiaların bilimsellikten uzak olması aslında konunun uzman araştırmacılar tarafından irdelenmesi gereken bir sorun. belki bu konuda 'dışardan' bir göz olarak ne diyeceğimiz bizi daha çok ilgilendiriyor. bu itibarla benim şahsi kanaatim, mikail bayram'ın en büyük handikapı iddiaları 'kurgusal' bir zemine oturtmasıdır. dolayısıyla 'zihni simülasyonlar'ın sebep olduğu bu tuhaf iddialar bilim çevrelerinden istenilen ilgiyi görmüyor. bu ilgisizlik 'sükut ikrardan gelir' spotunun bir anda aklımızda yanıvermesiyle "ulan yoksa..." tepkilerine neden oluyor.
oysa, bir kaç tarihi veri ile yanılgılarımızın önüne geçebiliriz;
birbiriyle örgülü ve ilişkili olan bu iddialardan yalnızca 'eşcinsellik' mevzuuna değineceğim.
1- mevlana'nın evli ve çocuklarının olması:
uzun süren yolculukların ardından mevlana 1222 yılında karaman'a geldi ve üç yıl sonra şerefeddin lala'nın kızı gevher hatun ile evlendi. sultan veled ve alaeddin çelebi bu evlilikten doğan çocukları. yıllar sonra gevher hatun'u kaybeden mevlana bir çocuklu dul olan kerra hatun ile ikinci evliliğini yaptı. bu evlilikten de muzaffereddin ve emir alim çelebi adlı iki oğlu ve melike hatun adlı bir kızı oldu. tüm menakıb kitaplarında; nefahatü'l-üns'de ve daha birçoklarında özenle belirtilen bu bilgiler mevlana'nın 'taş gibi bir erkek' olduğunu hatta birle yetinmeyip 'iki kez' evlendiğini açıkça ortaya koyuyor.
2- şems'in evlenme isteği:
şems-i tebrizi'nin, mevlana ile tanıştıktan sonra sadece ve sadece onunla beraber vakit geçirdiği doğrudur. onların beraberce bir odaya kapanıp ne yaptıkları konusunu zaten mesnevi'yi, divan-ı kebir'i gördüğümüz zaman anlıyoruz. tasavvufun birbirinden farklı eğitim metodlarından birisi de şeyh-mürid ilişkisinin 'son derece özel' olmasıdır. öyle ki, şems ile mevlana bir aradayken yanlarına yalnızca ve yalnızca sultan veled 'bazen' girebiliyordu. bunu, çeşitli eserlerinde farklı vesilelerle zikretmesinden anlıyoruz. ancak dikkatimizi çeken husus şems'in ortadan kayboluşu ile ilgili.
şems ile mevlana'nın gözlerden ırak bu kadar çok vakit geçirmesi mevlana'yı sevenler arasında çeşitli dedikodulara neden oluyordu. tıpkı yanıtlamaya çalıştığımız iddialar gibi iddialar ortalıkta dolaşıyordu. öyle ki, şems'e karşı müthiş bir muhalefet oluşmuş ve bu karşı çıkışın başını da mevlana'nın oğlu alaaddin çelebi çekmişti.
mevlana hakkında bir çok menakıbtan daha doğru bilgiler verdiği tespit edilen feridun b. ahmed-i sipehsalar'ın çalışmaları gösteriyor ki, şems-mevlana buluşmasından bir müddet sonra şems-i tebrizi, mevlana'nın yetiştirdiği kimya adında bir kız ile evlenmek istemiştir. hem eflaki'nin menakıbında hem şems'in sözlerinden derlenen makalat'ta hem de çağdaş araştırmacı fürüzanfer'in tespitlerinde de aynı yönde bilgilerin mevcut olması bu konuda şüpheye yer bırakmayacak nitelikte bizleri tatmin ediyor.
işte şems'in ortadan kayboluşu da bu kuvvetli tarihi veri ile ilgili. çünkü şems'in evlenmek istediği kimya hatun'un bir başka sevdalısı daha var: mevlana'nın oğlu alaaddin çelebi.
nefahatü'l-üns'ün bize verdiği bilgiye göre şems'i dışarıya çağırıp arkadaşlarıyla beraber öldüren alaaddin çelebi'dir. fakat bu bilgi hakkında şüpheler var. yine de yaygın kanaat şems'in 'öldürüldüğü' yönündedir. hatta şems'i alaaddin çelebi'nin öldürdüğü iddiasına kanıt arayanlar, alaaddin çelebi öldüğünde mevlana'nın onun cenazesine katılmamış olmasını delil getirirler. öyle ya da böyle şems'i alaaddin çelebi'nin öldürdüğü kesin değildir.
3- şems öldükten sonra mevlana'nın onu aramak için şam'a gitmesi:
aklımıza takılan bir diğer soru da madem şems'i mevlana öldürdü, o halde neden bir de onu aramak için bir yılını geçirdi, şam'a gitti, şems'i her yerde arayıp durdu? mikail bayram'ın fiberoptik iddialarının suyuna giden çoğu komplo insanı hemen şu yanıtı verebilir: 'şüpheleri gidermek için...'
ben de o zaman küfürbaz bir insan olmadığım halde buna ancak ybsg derim.
mevlana ile şems arasındaki 'tuhaf birlikteliğe' hiç dokunmuyorum. zira anlaşılmayacak bir tarafı yok. bu konuda her hangi bir kuşu duymak tarihte bu türden bir birliktelikle dost olan bir çok şahıs için aynı kuşkuları duymamızı gerektirecektir.
***
doğrusu bana göre, bu kadar tarihi veriyi mükemmel bir şekilde çarpıtıp unutturmaya çalışan mikail bayram, uzun soluklu ve zor bir işe girişmiştir. eğer böyle giderse daha çok 'umursanmayacak'tır.
madde aşkı yerine, ilahi aşkı tercih etmiş iki dervişin arasındaki muhabbet, nedense maddeye köle olmuş insanlar için anlaşılması zor gelmiştir. günlerce ilahi aşkla odaya kapanmak, gözyaşı dökmek, dolması gereken çilelerine çile eklemek ve bunu anlamak elbette bizim için mümkün olamayacaktır, kim bilir.
...
"yüce allah seni, senin gibi birine arkadaş edecek. o, senin adına her mârifet, bilgi ve hakikatleri dile getirip, söyliyecek ne gam!"
gerçekten mevlana, şems'i kaybettikten sonra, duyup hissettiği bütün duygularının altına şems'in adını yazdı.
zaten şems de arayış içindeydi. allah'a yalvarıp durmuştu. allah'ın kendisini velileri arasına katmasını istemiş. duası kabul olmuştu.
ama aradığı kimsenin anadolu'da olduğu da söylenmiş. bunun mevlânâ celaleddin-i rumî olduğu belirtilmişti. böylece başını onun yoluna koymuş. onun için yollara düşmüş. zamanı geldiğinde ise, başını ona feda etmişti.
gerçi mevlânâ da, koca yunus'un "ete kemiğe büründüm, yûnus diye göründüm!" dediği gibiydi. o da ete kemiğe bürünmüş bu dünyada görünmüştü. ama aslında başka dünyaların insanıydı.
bu dünyada bir garipti. yalnızdı. yalnızlığını giderecek, kendisine sırdaş olacak birinin doğal bekleyişi içindeydi.
ya şems, o'ndan farklı mıydı? ne gezer! aslında ikisi de birbiri için biçilmiş kaftandı. birbirinden habersiz olarak, birbirini arıyorlardı. birbirini bilmeden, birbiri için ilahî cânipten hazırlatılıyorlardı.
gün ola harman ola! bu iki derya birbirine kavuşacak. birbirine ayna olacak. her ikisi de, kendilerini birbirinde görecekti.
mevlana bu vuslat, bu kavuşma sonucu habire yanıp duracak. bugüne ulaşan uzun soluklu nefesler bırakacaktı ardında.
çünkü mevlânâ, sûreta aralarında bulunduğu insanlardan bambaşkaydı. keza şems de içlerinde yaşadığı insanlara hiç benzemiyordu.
....
"olgunun halinden anlar mı ham?
söz uzar kesmek gerektir ve’s-selam."
mevlana'nın eşcinsel olması ya da olmamasından ziyade başka birşeyi ortaya koyduğu için önemli bir sorudur^.
tabii ki mevlana ne ise nedir, bizi ilgilendirmez ama, tarihsel bir bakış açısı takınalım:
1. mevlana der ki: ne olursan ol yine gel
2. yıllar boyu insanlar der ki: adam ne güzel söylemiş, kardeşlik, insanlık, herkese açık olmak, kimseyi hor görmemek falan filan...
3. sonra birisi der ki: mevlana eşcinsel olabilir mi?
4. diğerleri der ki: nasıl olur? mevlana nasıl eşcinsel olur lan?! sen ne demek istiyon? nasıl eşcinsel deyip de mevlana'yı aşağılarsın! (eşcinseller aşağılıktır ya) asıl eşcinsel sensin. hayvan göt amcık ibne vs.vs. eşcinseller gelmesin, sen de gelme.
yaa işte böyle. hadi biraz da mantık yürütelim:
1. söyleyebildiğin karşındakinin anladığı kadardır (mevlana sözü)
2. gel. ne olursan ol gene gel (bir başka mevlana sözü)
3. söyleyebildiğin karşındakinin anladığı kadardır (bizim bugün anladığımız anlamı ile 1 no'lu mevlana sözü)
4. gel. "eşcinsel değilsen" ne olursan ol gene gel. (bizim bugün anladığımız anlamı ile 2 no'lu mevlana sözü)
yaa. işte böyle a dostlar.
hadi biraz da provokasyon yapalım. yukarıdaki mantığın 4. adımını zorlayalım: (evet biliyorum bu giri en sevilmeyenler listesine girecek..)
* mevlana kürt olabilir mi
* mevlana ermeni olabilir mi
* mevlana zenci olabilir mi?
* mevlana mason olabilir mi
* mevlana mormon olabilir mi
(kabul, bu son ikisi konuyla alakasız oldu ama yine de yazayım dedim..)
kişinin yüreğindeki mevlana sevgisini, mevlevilik felsefesini sınama sorusudur.
bu soru yüzümde küçük bir tebessüm oluşturdu sadece. tüm araştırmalar sonucunda ola ki eşcinsel çıkarsa bile benim sevgim değişmeyecektir. çünkü beni ilgilendiren cinsel tercihleri değil, yüreğinin büyüklüğü, insan sevgisidir. eminim o* da bulunduğu yerden hoşgörüyle gülümsüyordur bu soruyu soranlara.
eski hatunsever bildiğimiz liderler ve sanatçılarda eşcinsellik arama modasına mevlana'nın da katılması sonucu sorulan sorudur. (bkz: iskender) (bkz: nedim)
cevabı evet ya da hayırdır, adamı mezarında rahat bırakmak gerekir. önemli olan onun cinsel tercihleri değil felsefesidir.
çekememezlik manyağı olmuş, büyüklüğüne erişemediği insanları kendi mantığıyla karalamaya çalışan dar akıllı (salak yani) pek şahane zatların ağzından dökülmüş olması muhtemel soru cümlesidir.
"ulan" diyesim var. "ossuruğumun herifi, sen zannediyor musun ki mevlananın büyüklüğü senin bu gerzek ithamlarınla azalır?" hatta bir de şunu da diyesim var "ulan lale, mevlana gibi allah aşkına ermiş 'mevlana' lık mertebesine ulaşmış bir adam , dünyevi aşklardan ve zevklerden haz alır mı zannediyorsun?"
salaklık anlamına gelir cümledir ayrıca efendim. bir insan kendi felsefesinden bu kadar uzak ele alınır.