gündem
  1. · yasaklanması gereken şeyler
  2. · prison brake
  3. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  4. · okan bayülgen
  5. · domuz gribi
  6. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  7. · 27 kasım 2009 bursaspor galatasaray maçı
  8. · blackened
  9. · lord of war

metroyu son anda yakalamak  

  1. ...kapıdan içeri girmemle “dındon” sesini duymam arasında geçen o iki saniyelik süre zarfında huzurla dolmuştu ruhum. kapı yavaşça süzülerek kapandı “trank” sesiyle beraber. artık rahattım. koşa koşa gelen ve 5 saniye farkla metroyu kaçırdığı için içinden küfür eden insanlar umurumda bile değildi. hem neden olsun ki? her gün yüzlerce insan silüeti gören ben bunları da unutacaktım nasılsa. nedense negatif bir elektrik oluştu camın arkasındaki pardösülü adamla aramda. ters ve sinirli bakışlar. suratına bakıp bakıp kıs kıs güldüm. “almayın içeri ibneyi”. “atın trenin altına ölsün”. “vurun kellesini deyyusun” demek geldi içimden. durdurulamayan, sürekli ruhumu kırbaçlayan bir düşünceydi bu. metro hareket ederken, tutacaktaki elimi hafifçe gevşeterek selam ettim orta parmağımın ucuyla pardösülü denyoya. ama içim rahattı. metroya binmiştim. aheste bir şekilde ivmelenmeye başladık diğer durağa doğru. trenin ani hareketiyle yanımdaki genç düşecek gibi oldu bir an ama toparladı son anda. birden kesik kesik müzik sesleri geldi kulağıma. müziğin geldiği tarafa doğru çevirdim kafamı. net duyamıyordum ama sert bir şey olduğu kesindi. birkaç adım daha attım önümdeki kıza sürtünerek. dönüp baktı sessizce ve kenara çekildi tecavüze uğramamak için...

    ...işte ordaydı. müzik, köşede oturan kırmızı saçlı, yeşil gözlü, bileklerine doğru daralan siyah bir kot ve yine aynı siyahlıkta garip desenli hafif dar bir tişört giymiş, ayağında yeşil üzerine kırmızı ejderha desenli bir converse olan kızdan geliyordu. yüzünde siyah ağırlıklı bir makyaj var. aramızda birkaç kişi olmasına rağmen parfümünün keskin kokusu duyularımı etkilemişti bile. bir iki adım daha atınca yanındaki yeri fark edebildim. aralardan sıyrılarak oturdum yanına. önümdeki şekilsiz yapılmış, yeşil ve buz mavisi karışımı renkli iki koltukta hararetli bir tartışmaya dalmış iki turist vardı. tek tük anlıyordum ne dediklerini. istanbul’u çok beğendiklerini falan. bu arada mecidiyeköy’e de gelmiştik hızlıca. kapıların açılmasıyla camın arkasında bir insan seli oluştu. binen bindi. yine üç, bilemedin dört kişi yetişememişti. kapılar kapandı tekrar. tünelin içinde bir solucan misali süzülürken uyuya kalmışım...

    ...kafamın bir yere değdiğini hissetmemle sıçramam bir oldu. çok utanmıştım. hem de hiç olmadığım kadar. kafam yanımdaki o güzel kızın omzuna düşmüştü o dalgınlık anında. “kusura bakmayın çok yorgunum da! mazur görün.” diyebildim titreyen bir sesle. “önemli değil” dedi. derken de belli belirsiz bir tebessüm belirdi yüzünde. baka kalmıştım. yüzümdeki ifadenin ne kadar komik olduğunun farkında değildim. tebessümü gülümsemeye dönüştü bu sefer.
    “niye öyle bakıyorsun?”
    “ıı şey.. çok .. çok tatlı bir gülümsemeniz var da..”
    bu kez daha büyük bir gülümsemeyle teşekkürler dedi elini uzatarak
    “ben hülya”.
    şaşkınlığımdan birkaç saniye havada kaldı eli ama kendimi çabuk toparladım
    “ihsan”
    “memnun oldum ihsan”. ben de olmuştum. hem de çok...

    ...taksime gelmiştik bile yürüyen merdivenlere doğru ilerlerken muhabbeti baya koyulaştırmıştık. odtü’de okuduğunu, vizelerin sonrasında hem ailesini görmek için, hem de kafasını rahatlatmak için istanbul’a geldiğini ve şimdi de dorock’a gitmekte olduğunu söyledi. benden hoşlanmış olacak ki “istersen sen de gel. zaten yalnız olacağım. hem muhabbet etmeye arkadaş arıyorum. hiç arkadaşım yok buralarda” dedi. o an içim kıpır kıpır oluvermişti. hani insan gerçekten saf bir dost bulur ya kendine. karşındaki insanın ne kadar içten ve samimi konuştuğunu anladığın anlar olur ya. işte bu öyle bir andı. “tamam” dedim çekinerek, metronun yürüyen merdivenlerinden çıkarken...

    ...meydana geldiğimizde derin bir nefes çekti içine. “oh be! ne kadar özlemişim burayı, hala çok güzel” dedi. yürümeye başladık. insanlar sel gibi akıyordu. bir tarafta giden, diğer tarafta gelen insanlar vardı. ortada ki boşluktan ise zil sesleri arasında bir tramvay geçiyordu. az ilerden gelen godfather melodisini duymaya başlamıştım bile. hep aynı adam, hep aynı yerde, hep aynı melodiyle. hayattan kaçmak, hayatı dondurmak bu olsa gerek...

    ...hülya bana bakıp yine o tatlı gülüşünü attı.
    “ne güzel çalıyor değil mi?”
    “evet.”
    “bu arada şu köşeden dönecektik. yanlış hatırlamıyorsam buradaydı gideceğimiz yer”
    başımla onayladım ve sokağa girip mekana oturduk. hülya bana tam bir şey soracaktı ki garson kız çabucak geldi.. “ne içersiniz” dedi bizi fazla iplemeyen bir tavırla. ikimizde bira istemiştik. elindeki kağıda bir şeyler karaladı. “70’lik olsun” diye bağırdım garson kız yanımızdan ayrılırken. kafasıyla beni onaylayan bir işaret yaptı ve uzaklaştı. hülya tekrar bana dönerek “biraz da sen kendinden bahset. yol boyunca hep beni konuşturdun. şimdi de ben seni tanımak istiyorum.” dedi gözlerimin içine bakarak. etkilenmiştim ve elim sigara paketine gitti nedense. bir sigara aldım ve heyecandan kurumuş dudaklarımın arasına yerleştirdim. tam ağzıma koyduğum sigaramı yakıyordum ki garson kız biraları getirdi. masaya sertçe koyduğu bardağın kenarından biralar sızarken, yaktığım sigaramdan bir nefes aldım ve aklıma metrodaki o pardösülü denyo geldi. hala orda mıdır? diye düşündüm bir an. yoksa kesmişler midir deyyusun kellesini? acaba ben onun yerinde olsam ipler miydim kaçan metroyu? hayır, iplemezdim. yeni bir tane daha beklerdim karşı duvardaki reklam panolarına dalarak. sonra başka bir metroda tanıştığım başka bir kızla otururdum belki de burada ama erken davranmıştım ve bunun ödülünü fazlasıyla almıştım sanırım bir nev’i kader yolculuğunda...
    (aberrant, 26.04.2007 02:45 ~ 20:18)
  2. allah'a şükretme, dua etme sebebidir.

    hele ki evde yetişmeniz gereken bir pembe diziniz varsa. vakti zamanıydı ben dersaneye giderdim tvlerde vahşi güzel oynardı ya da kaçak kız farketmez natalia oreiro vardı. ben de dersane çıkışı 13.30 trenini yakalamak diziye yetişmek için koşar dururdum. özlenen günlerdir, dönülmek istenen.
    (idiot, 04.04.2009 01:48 ~ 20.06.2009 00:28)
  3. mutlulukla vagona atılan adımla tüm vagon ahalisinin ezilmenize büzülmenize sebep olmak için anlmasız bakışlarına maruz kalıp yine de çoğu zaman mutluluk verici olay.
    (deulu, 04.04.2009 01:52)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil