kolay anlaşılamayan, çok özgün, çok zor ele geçirilebilir şiirler. dille oynamıştır, çok kurcalamıştır, dilin olanaklarını sonuna kadar denemiş hatta zorlamıştır...
oraları yazın mı hala, güpgüzelmidir
gayrı şarapsadım ben, istanbulsadım
kuşladıysa gözlerimi bir sakar tavan
sensiz günlerimi çarçur etmek içindir
ama pörsümüş, gül bitine karmış bir sarı
siner külçelenir ta evimde barkımda
pelit acısından yavuz bir özlem kiri
yu canım usulcacık
sen bunca umudumun çılgarı
göğü maviltir bir kırlangıç yakamoz
balıklar debreşir suda
şiirlerini, kitap halinde bulmak çok ama çok zordur.
bütün şiirlerinin toplandığı
yine ve
şiirce kitapları, en son 1982 de
adam yayınları tarafından basılmış olup çok fazla kütüphaneyi süslemez.
(çalgan, 31.10.2007 21:57 ~ 21:57)
soyadıyla müsemma şiirini bilirim, bellerim.
eloğlu binlik bozdurur
ben bozduramam
eloğlu başını yastığa kor komaz uyur
ben uyuyamam
eloğlunun sofrasında dokuz türlü
benim aç yattığım olur bazen
benim evim gecekondu
eloğlunda apartıman
eloğlunda ince müzik
benimkisi
aman aman
benim kuru başım bana yeter
eloğlunda karı kızan
ben keçileri kaybettim
eloğlu usta çoban
bu soyadı bana haram.
(muglak, 31.10.2007 22:06 ~ 22:08)
istanbul güzel sanatlar akademisi resim bölümü mezunudur.. bu güzelliğinde kazanımıyla o şiir yazmaz, resmeder... nüktedandır, kendine özgü bir dili vardır.. adalet arayan şairlerden biridir...
ömür törpüsü
yaşamak istiyorum
yaşamak istiyorsun
yaşamak istiyor
böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum.
ama böyle dünya olur mu?
böyle barış olur mu?
böyle hürriyet olur mu?
böyle kardeşlik olur mu?
biliyorum ki, katlanıver, diyeceksin;
ama böyle yaşamak olur mu!
türk edebiyatının en delikanlı şairidir.
bu bahar sabahlarını yasak etmeli
elma çiçeğiymiş sulardaki türküymüş
kurşuna dizmeli bokları
şu bıcır bıcır kuşları köpeklerin önüne doğramalı
imiğini sıkmalı tanyelindeki muştunun
insan neler için doğuyor da
neler için yaşayıp
neler için ölüyor.
ne kadar derinse şu bir kaç mısra insan benliğinde, o kadar derindir yeri insanda metin eloğlu'nun..
kitaplarını artık sahaflarda bulmanın bile neredeyse imkansız olduğu, türk edebiyatının en özel ve özellikle şairlerinden biri. dört cümleyi alt alta yazınca şair olduğunu sananların bu kadar fazla olduğu bir ülkede, o ve onun gibi pek çok değerli insanın neredeyse hiç tanınmıyor olması acıtıyor insanı.
(bkz:
http://tr.wikipedia.org/...)
"şişede durduğu gibi durmaz ki kafir / tutar insana yaşamayı sevdirir"
şiirleri insanda; karlı, ayazlı bir kış sabahı, bir sabahçı kahvesinde, elde sigara, masada demli çay, arkada konuşan 3-5 kişi, sırtta kırçıl palto, ayakta potin, bir şeylerden kaçan birisinin psikolojisini yaratır. gariptir, her şiiri yürek burkar...
uyan
hadi uyan
gün ışığı çilemeye başladı başucunda
denizler bir mavilik edindi günden
seher yeline uyup kuşlar yerinden uçtu
bu türküyü dinlemeyecek misin?
hadi uyan
aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
yoksul olsan da uyan
garip olsan da uyan
madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
madem ki iyisin, iyiyi yaşatmak için
madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
hadi uyan
denizi dinle, yaşamak desin
toprağı dinle, barışmak desin
gögü dinle, sevişmek desin
bir plak konmuş gibi gramofona
işte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
uyan diyor uyansana
hadi uyan
sevdiğim uyan
ne olur uyan!
(hoo, 06.11.2009 01:30 ~ 01:32)
erkek zeliha'nın torunu adlı şiiri defalarca okunulasıdır
içinde gerilimin olduğu varoş dediğimiz sokak aralarını anlattığı şiiridir. aynı zamanda osman aysu'nun bıçak sırtı adlı romanında çift kişilikli şair ruhlu katilin yazıp kurbanına iliştirdiği şiirdir.
ben bütün mahallenin dilindeyim
her dedikoduda bulunurum
bir zamanlar dükkan işleten
erkek zeliha'nın torunuyum
ben bazı zamanlar ağacın yanındayım
ahlatların altındayım
yüzü jiletle kesilmiş
kötülerin koynundayım
yağmur yağıpta hava bozunca
eve yollanırım çişim gelince
dil döker şiir yazarım
gönüller şen olunca
evden çıkarım annem kızınca
para bozdururum tütün alınca
o kahve senin bu kahve benim
bitlenirim kış boyunca
kahve köşesinde güzel laf ettiler
şiirimi benden iyi saydılar
tam yüz kişinin ortasında
anama avradıma sövdüler
benim aklım serseri aklı
cebimde bıçaklar saklı
sakal koyvermiş bir de babacığım var
evlat yüzünden ağlamaklı
önce şiir vardı'nın şu dakikalardaki konusu, şair.
can yücel'in çok etkilendiği ve "bu eloğlu var ya eloğlu değil, itoğlu ittir." diye methettiği ikinci yeni devri insanı.
aşk mektubu
dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
ilyas'lara gittim.
oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
karısı da akla yakın şeyler söyledi:
ben gerçi onu severim, dedi;
beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek...
hayat pahalı, sana pabuç alamam;
pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
kitap alamam mesela,
radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;
benim cıgaram var, rakım var;
alıştığım insanlar var bunca yıldır,
sevdiğim, inandığım;
onlarla görüşmeden edemem.
hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
memurluk bana gelmez,
ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;
çelimsizim, taş kıramam.
ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
sen bir aralık demiştin ki:
gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;
ingilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
el işine koşmak gücüme gitmez;
annem bana bunların hepsini öğretti.
benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
sana kaynanalık etmez tabii.
ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
bir gün, beş gün değil ki bu;
gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.
ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;
şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
buna içerleyenler olacak belki,
bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda...
bu mektubu postaya vermeden önce,
şöyle bir gözden geçirdim;
başka kusurlarım olsaydı,
emin ol, onları da yazacaktım.
bak düşün taşın....
metin eloğlu