şu anda penguen dergisinin kadrosunda yer alan, yaşı kemale ermiş, pazar sevişgenleri köşesiyle efsane olmuş, mavra zamanı*adlı kitabını hala başucumdan ayırmadığım, saygı duyduğum bir yazar-çizer.
kendisinin ağzından söylemek gerekirse "o yürüdükçe dünya biraz aksıyor". kendiyle barışık süper mizahçı. spor yazıları vardı bi ara radikalde. bi ton yorumcudan daha adamakıllı yazdığını söyleyebilirim.
(bkz: pazar sevişgenleri)
penguen'in pazar sevişgenleri köşesinin çizeri.toplum,kadın erkek ve cinsellik üzerindeki saptamaları ,yerinde eleştirileri ile müdavimi olmamızı sağlayan karikatürist,ayrıca...
kalk gidelim defteri isimli efsane kitabı yazmış, penguendeki pazar şevişgenleri köşesindeki performansı ve şahane kelime oyunlarıyla bizi kah kendimizden geçirmiş kah kendimize getirmiş müstesna kişilik..
kitaptan alıntı:
suni suni bağlıydık hayata.. hormon'a slikon'a yapay'a öylesine dalmıştık ki elimiz elimizde terlerse doktora gidiyorduk. aşk'la bağlıydık hayata.. çocukluğumuzdan kala kala bir o kalmıştı geriye, o da hemen bunuyordu elini tutunca..
parantez yayınlarından çıkan, doksan dört (94) sayfalık, zemheri isimli şiir kitabının yazarı.
metin üstündağ
başka bir
dünya'nın
canlıları'ydık
dünyaya
turne'ye
geldik
..
dünya'nın en uzun
en güzel kışına
rast-la-dık
ey ömür
sus lapa lapa
ne kadar çok asfalt dökülse de yollara
bir kız kötü yola düşer mutlaka
biri sevgilisini düşünür hayatın anlamı gibi
genelevde bir adam bir kadına
tüm cevap şıkları biraz da kendisiyken
“buraya nasıl düştün” diye sorar
meşhur ve yabancı mağazaları
kapıcı kızları süpürür geceleri
biri namusu kirlenmesin diye canını verir
gece morg bekçisi bir güzel düzer onu
böyle gelmiş böyle gider der biri
“haadii leenn” der bir diğeri
ama esas mekanizmaysa başka biri
birinin hayal gücü zengindir ama hiçtir
biri hayal kurmaya bile adam tutar zengindir
biri zayıf alır matematik dersinden
zayıf veren öğretmen ay sonunu hesaplar
biri boş vakitlerinde su sporları yapar
birinin dolu vakitlerinde evini su basar
kahvede televizyonda laleli yangını seyredilir
“yazık ulan bu nataşalara daha gençlermişde
daha çok düzülürlermiş” der gülerek biri
biri tam otuz yıl sonra çıkar hapisten
habire ev alır biri habire araba alır biri
bir martı ölür kimseye gazeteye ilan vermez
garsona asgari ücret kadar bahşiş verir biri
biri haberlere konu çıksın diye intihar eder
herkes benim gibi olsa dünya ne güzel olur der biri
birinin doğum günüdür şimdi birinin düğünü
biri ölmek üzeredir biri hamile kalırken
biri biri bile değildir tipten kaybeder o biri
biri hayat pahalı der günde yüz kişi ölürken
biri akşamdan kalmadır akşamın haberi yoktur
biri sevgilisine mektup yazar kompozisyon gibi
televizyona dalar biri yakar yemeği
biri birine çarpar iki hayat değil de iki yumurta sanki
trafiğe küfreder biri yolcunun bacaklarına bakarak
altı milyar insanın boku nereye gidiyor der biri
birinin taksidinin son günüdür onu düşünür
biri bir kavgayı ayırayım derken boşu boşuna ölür
eroin krizine girer biri çırpına çırpına yürür
biri köpeğini gezdirir biri bebeğini
köpek losyon kokarken bok götürür bebeği
biri memlekete sadece televizyonda üzülür
yeter ulan memleket de biraz bana üzülsün der biri
birinin bir dişi altındır kıçı gümüş kaplama
birinin teneke kadar değeri yoktur bit pazarında
bir türlü anlam veremez dünyanın döndüğüne biri
dünyayı döndüren enerji nerden gelir kim verir
nerde kalacak bu millet nerde bu devlet der bir diğeri
birinin evine hırsız girer birinin evine polis
biri çöpten ekmek ararken çöplerden heykel yapar biri
serçelerin nüfusu artıyor mu azalıyor mu
fantom niye ormanda on kaplan gücündedir
düzen mi düzülen mi asıl eşcinseldir
ne olacaktır bu fenerin hali allah aşkına
geyik sardıkça sarar kahvede çaylar tazelenir
sur dibinde atlar kesilir kedilerden kokoreç yapılır
hayat çok mantıklıdır insanlar güzeldir der biri
dünyayı hayatı bu hale uzaylılar sokuyormuş gibi
insan toprağa dönüşür topraktan çiçek biter
biri birine verir o çiçeği sevişir hayat sürer
biri ölürken biri dirilir biri ağlarken biri sevinir
biri geç kalırken biri erken gelir birine
biri severken biri ayrılır biri ah derken biri oh der
adları değişik olsa da hep aynı gün yaşanır
yoksulluk dünya da o kadar zengindir ki
açlık ingilizceden bile en birinci lisandır
biri bunları yazar başı göğe mi erer
biri bunları okur ya sever ya küfreder
güncel hayatı tüm gerçekliğiyle yansıtan içimizde olan duyguları düşünceleri her zaman karşı tarafın duymak isteyeceği tarzda kodlayan bize inat direk ifade edebilen ve bir bakıma bizi bize çok iyi anlattığı için sevilen yazar,çizer,düşünür... eskiden beri yalnız bırakmadığı ona çok şeyler katan her zaman yanında olan en iyi iki dostu ise: gani müjde ve can barslan dır. ayrıca gerçek hayatta da kitaplarında olduğu kadar eğlenceli bir okadar da duygusal bir yapıya sahiptir.
"kimseyi enterese etmeyecek kişisel bir yılın yılsonu envanteri" adlı pek güzel, pek leziz bir denemesi olan yazar...
*** kimseyi enterese etmeyecek kişisel bir yılın yılsonu envanteri ***
“geçen yirmi altı yıla..”
yirmi altı yaşımı yaşadım.. yirmi yedi’me girdim. bu yirmi altı yaşımı ilk yaşayışımdı.. yirmi altı yaşımı daha önce hiç yaşamadığım için yirmi altı yaşımı, yirmi altı yaşıma yakışır şekilde mi yaşadım, yoksa otuz üç yaşım gibi mi yaşadım bilemiyorum... fakat, ama, ancak kesin olan bir şey var ki o da takvim ve parmak hesabına göre yirmi altı yaşımı yaşadım.
orta yaş bunalımına girdim.. ortada kuyu vardı, yandan geçtim.. orson welles, yurttaş kane filmini yirmi beş yaşında çekmiş.. “orson welles o filmi yirmi beş yaşında nasıl çeker lan oğlum bunalımı”na girdim. garson welles bol bira getirdi... ben de bol içtim.
iyi, kötü, güzel, çirkin, kirli, çürük ve asil, aptal, zeki, yumuşak ve olduğu gibi olan karşı cinsgillerden (bayan, kadın, hanım, hanım hanımmcık) türlü dostluklar ve hayat, mekan arkadaşlıkları edindim.. bir ara kadınsız hiç yapamadım, lesbiyen oldum.. bağışıklık kazandım, gururumu kaybettim.. alkışı duydum, ihaneti gördüm.. sesimde oldu, sessizliğim de.. seviştiğim de oldu benim, sen de başını alıp gitme ne olur.. ne olur tut ellerimden de oldum.
çağından sınırlı sorumlu, serumlu, sorunlu bir insan olarak memleket ve dünya meselelerini acayip ipledim. ırgalandım da duruldum.. koştum ardımdan yoruldum.. akil baliğ olmuş her ülke yirmi altı yaşındaki insanı gibi “memleketi kurtarma planları yaptım.” günde beş öğün aç karnına “ne olacak memleketin hali” dedim.. şubat ayı’nın öbür aylara nazaran daha az çekmesi sonucu şubat ayında memleketi fazla düşünemedim, özür dilerim.
hayat, dünya, geçmiş, gelecek, petek dokulu kanatlı orkid ve kıta sahanlığı üzerine ciddi ciddi kafa yordum.. berber veya taksi şoförü olmadığım için akıl ve fikirleri mi kendi kendimle paylaştım.. giderek kendimi damla damla biriktirerek, kötü günler için sakladım.. fakat saman adam olmadığım için henüz zamanım gelmedi.
bir yıl dört mevsim, dört mevsim on iki ay, on iki ay elli iki hafta, elli iki hafta üç yüz altmış beş güne, üç yüz altmış beş gün sekiz bin yedi yüz altmış saate tekabül ediyor. üşenmedim yirmi altı yaşım içindeki bir anımda bunu hesap ettim. elime ne geçti.. hiç.. "insan ömrü sayılara vuruldu mu çok umutsuz olunuyor.. en iyisi sözcükler” diye düşündüm.. “insan ömrü ne uzun ne kısa.. orta boy ömür yoğurdu ayarında” gibi düşündüm... üzüldüm ayran oldum.
günde ortalama sekiz saatten, bir yirmi altı yaş içinde tam iki bin dokuz yüz yirmi saat (affedersiniz) ossura, ossura uyudum.. günde yine ortalama sekiz saatten, bir yirmi altı yaş içinde tam iki bin dokuz yüz yirmi saat (affederim) eşşek gibi çalıştım, sinirlendim, kızdım, seviştim, okudum, yazdım, çizdim ve yalan dünya senden bezdim.
şimdi yirmi yedi yaşıma girmiş bulunuyorum.. çoğu şey yirmi altı yaşımdakinin aynısı.. yaşamaya erzincan yöresinden katılıyorum.. daha nice böyle biyolojik kertlerimi yaşamak istiyorum.. yaşamacı arkadaşlara başağrılar diliyorum... iyi yaşayan kazansın, sonunda iyi ölümler anasını satayım diyorum.. amaç centilmence ve medenice yaşamaktı.. ödül ölümdür.. yani tıss.. güzeldim.. güzeldik.. güzeliz.. güzeliz..
mizahla edebiyatın iç içe geçtiği, deli ile başlayan süreç öküz ve hayvan dergisileriyle devam etti. bu dergilerde görülen mizah ile edebiyatın kaynaşmasını sağlamış ilk isimdir.